Ev Hizmetlerinde Çalıştırılanlar Sigortalılığı

Vesikalık-Olcay

Ev Hizmetlerinde Çalıştırılanlar Sigortalılığı

10.9.2014 tarih 6552 sayılı İş Kanunu İle Bazı Kanun Ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması İle Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılmasına Dair Kanun ile ev hizmetlerinde çalışanlara dair yeni düzenlemeler yapılmıştır.

5510 sayılı Sosyal Sigortalar Ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun “Sigortalı Sayılmayanlar” başlıklı 6’ncı maddesine yapılan bir değişiklikle maddeye “ev hizmetlerinde çalışanlar” ifadesi eklenmiş olup madde metninin devamında parantez içi hükümde bu muafiyetin “Kanunun ek 9 uncu maddesinin ikinci fıkrası kapsamında sigortalı olanlar ile ücretle aynı kişi yanında ay içinde 10 gün ve daha fazla süreyle çalışanlar” haricinde kalanların sigortalıları kapsamadığı açıklanmıştır. Başka bir ifade ile 10 günden az süreyle ev hizmetlerinde çalışanlar sigortalı olmayacak, 10 günden fazla süreyle çalışanlar sigortalı olacaktır.

Öte yandan 6552 sayılı kanun ile 5510 sayılı kanunda yapılan diğer bir değişiklik 01.04.2015 tarihinden itibaren yürürlüğe girecek olan Ek Madde-9’un eklenmesidir. Buna göre;

Ev hizmetlerinde bir veya birden fazla gerçek kişi tarafından çalıştırılan ve çalıştıkları kişi yanında ay içinde çalışma saati süresine göre hesaplanan çalışma gün sayısı 10 gün ve daha fazla olan sigortalılar hakkında Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamındaki sigortalılara ilişkin hükümler uygulanacaktır. Bunların bildirimi, işverenler tarafından örneği Kurumca hazırlanan belgeyle en geç çalışmanın geçtiği ayın sonuna kadar yapılır. Süresinde yapılmayan bildirim için işverene 102 nci maddenin birinci fıkrasının (a) bendinin (1) numaralı alt bendi hükmü uygulanır.

Bu kapsamda olup ev hizmetlerinde işçi çalıştıranlar (işverenler) tarafından mevzuatımızın şirketlerin işçi çalışması durumunda gerekli gördüğü tüm iş ve işlemlerin yapılması zorunludur. bu sebeple işe giriş, işten çıkış gibi bildirimlerin süresinde yapılmaması halinde idari para cezaları ile karşılaşılacaktır.

Ev hizmetlerinde bir veya birden fazla gerçek kişi tarafından çalıştırılan ve çalıştıkları kişi yanında ay içinde çalışma saati süresine göre hesaplanan çalışma gün sayısı 10 günden az olanlar için ise, çalıştırıldıkları süreyle orantılı olarak çalıştıranlarca 82 nci maddeye göre belirlenen prime esas günlük kazanç alt sınırının %2’si oranında iş kazası ve meslek hastalığı sigortası primi ödenir. Bu şekilde çalışanların sigortalılık tescili, çalışan ve çalıştıran imzalarını da ihtiva eden ve en geç çalışmanın geçtiği ayın sonuna kadar Kuruma verilmesi gereken örneği Kurumca hazırlanacak belgenin Kuruma verilmesi ile sağlanır. Sigortalılık başlangıcında bu belge üzerinde çalışma başlangıcına dair kayıtlı en eski tarih esas alınır. Bunlar hakkında hastalık sigortası hükümleri uygulanmaz. Bu fıkra kapsamına girenler, adlarına ödenen priminin ait olduğu ayı takip eden ayın sonuna kadar aynı kazancın otuz katının %32,5 oranında prim ödeyebilir. Bunun %20’si malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları, %12,5’i genel sağlık sigortası primidir. Bu süre içinde ödenmeyen primin ödenme hakkı düşer. Ödenen primler 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında sigortalılık sayılır.

10 günden az süreyle ev hizmetlerinde işçi çalıştıranlar bu Kanun uygulamasında işveren sayılmaz.

Bir nev-i isteği bağlı olarak sgk pirimi ödemek olan bu uygulamanın güzel yanlarından biri; normalde ödenen isteğe bağlı sigorta primleri eski adıyla bağ-kur (yeni adıyla 4/b) kapsamında olmasına rağmen bu durumda eski adıyla ssk (yeni adıyla 4/a) kapsamında sayılmıştır. Böylece (bağ-kur kapsamına nazaran) daha az prim ödemek suretiyle emekliliğe hak kazanmak ve daha yüksek emekli maaşı alınması söz konusu olabilecektir.

Sigortalının iş kazası ve meslek hastalığı sigorta kollarından sağlanan yardımlardan yararlanabilmesi için iş kazasının olduğu tarihten en az on gün önce tescil edilmiş olması ve sigortalılığının sona ermemiş olması, bu Kanuna göre iş kazası veya meslek hastalığından dolayı geçici iş göremezlik ödeneği ödenmesi veya sürekli iş göremezlik geliri ya da malullük, yaşlılık ve ölüm sigortalarından aylık bağlanabilmesi için prim ve prime ilişkin her türlü borçlarının ödenmiş olması şarttır. Bu sigortalılar ile ilgili iş kazası ve meslek hastalığı olaylarında Kanunun 21 inci maddesinin birinci fıkrası hükümleri uygulanmaz.

Kanundaki işveren yükümlülüklerini yeniden belirlemeye, Kuruma verilmesi gereken bildirge ve belgeleri birleştirmeye, yapılacak bildirimlerin ve primlerin ödenmesine ilişkin usul ve esasları tespite ilişkin yetki SGK’ya verilmiştir. Ancak şuan itibariyle hala bu yönde bir düzenleme yayınlanmamıştır.

 

SMMM – Denetçi

Menderes Çetin

Reklamlar

Yatırım Teşvik Kapsamında Kdv’den İstisna Olarak Yapılan Teslimlerde Dikkate Alınması Gereken Tutar

Vesikalık-OlcayYatırım Teşvik Kapsamında Kdv’den İstisna Olarak Yapılan Teslimlerde Dikkate Alınması Gereken Tutar

  1. Yatırım Teşvik Mevzuatı

15/6/2012 tarihli ve 2012/3305 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulan Yatırımlarda Devlet Yardımları Hakkında Kararın uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar 20.06.2012 tarihli 28329 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan 2012/1 numaralı tebliğ ile açıklanmıştır.

Bu karar ile getirilen teşviklerden yararlanmak için yapılan başvurunun teşvik belgesine bağlanması gerekmektedir. Teşvik belgesi, yatırımın karakteristik değerlerini ihtiva eden, yatırımın bu değerler ve tespit edilen şartlara uygun olarak gerçekleştirilmesi halinde üzerinde kayıtlı destek unsurlarından istifade imkanı sağlayan bir belge olup Kararın amaçlarına uygun olarak gerçekleştirilecek yatırımlar için düzenlenir.

Bu kapsamda gerçek kişiler, adi ortaklıklar, sermaye şirketleri, kooperatifler, birlikler, iş ortaklıkları, kamu kurum ve kuruluşları (genel ve özel bütçeli kurum ve kuruluşlar, il özel idareleri, belediyeler ve kamu iktisadi teşebbüsleri ile bunların sermaye bileşimindeki hisse oranları yüzde elliyi geçen kurum ve kuruluşlar) ve kamu kuruluşu niteliğindeki meslek kuruluşları, dernekler ve vakıflar ile yurt dışındaki yabancı şirketlerin Türkiye’deki şubeleri teşvik belgesi düzenlenmesi için müracaat edebilir.

Teşvik belgesi düzenlenebilmesi için Bakanlığa müracaat edilir.

Başvuru sırasında tebliğin ekinde yer alan her sayfası yatırımcıyı temsil ve ilzama yetkili kişi veya kişilerce imzalı ve kaşeli yatırım bilgi formu ve taahhütname ile yatırım kapsamında yurtiçinden veya yurtdışından temin edilecek makine ve teçhizat listelerinin de müracaat merciine verilmesi gerekmektedir.

Bu listelerde yurtiçinden veya yurtdışından temin edilecek makine ve teçhizatın menşei, adet ve tutarları bildirilmektedir.

Pratikte buraya yazılan tutarlar için satıcı ile irtibata geçilip bir proforma fatura ya da fiyat teklifi alınmakta ve buradaki miktarlar teşvik başvurusunda teslim edilen listeye işlenmektedir. Bu listelerde yurtiçinden veya yurtdışından temin edilecek makine ve teçhizatlar da dövizli olanlar için Türk Lirası karşılıklarının da belirtilmesi gereklidir ki bu listelerin toplamında bulunan yekün TL tutarı yatırımın toplan tutarı olacak ve yatırım teşvik belgesinde belirtilecektir.

Özellikle yurtiçinden veya yurtdışından temin edilecek makine ve teçhizatlar da dövizli olarak alınması öngörülenlerde kur fakından dolayı makine veya teçhizatın fiilen alındığı tarihteki faturanın TL karşılığı ile listede bu alım için belirlenen TL karşılığı arasında fark olabilmektedir.  Tabi sadece döviz üzerinden olanlarda değil TL üzerinden olanlarda da enflasyon, satıcının fiyat azalışları, artışları vb. nedenlerle makine, teçhizatın fiyatında artış yada azalış olması sonucunda listede belirtilen fiyat ile fiilen yapılan alım (fatura) arasında fark çıkabilmektedir.

İşte böyle bir durumda ne kadarlık farkın herhangi bir düzeltme gerekmeksizin kabul edilebileceği ya da fark olması halinde ne yapılması gerektiği hakkında açıklamalar yukarıda bahsettiğim 2012/1 sayılı tebliğde açıklanmıştır.

Tebliğe göre; ithal ve yerli makine ve teçhizat listelerinde yer alan fiyatların, her bir makine ve teçhizat itibarıyla yüzde yüze kadar artış veya yüzde elliye kadar azalışların da liste tadilatı yapılmaksızın doğrudan işlem yapılabilir.

Buradaki açıklamaya göre her bir makine ve teçhizat bazında bu değerlendirme yapılmalıdır. Makine ve teçhizatların yer aldığı listelerde yer alan tutar ile kur farkı, indirim, zam vb. gibi etkenler nedeniyle fiilen alındığı tarihteki (faturadaki) tutar arasında oluşan fark yüzde yüze kadar artış veya yüzde elliye kadar azalışların listelerde herhangi bir revize yapılmasına gerek kalmadan kabul edilebilmektedir.

Teşvik belgesinde kayıtlı olan değerlerde, yatırımın her aşamasında tevsik edilen bilgi ve belgelere istinaden yapılacak değerlendirme sonucunda teşvik belgesini düzenleyen merci tarafından değişiklik yapılabilir.

Yatırımcılar, teşvik belgesini düzenleyen merciye müracaat ederek, teşvik belgesinin bu yeni tutarlara göre revize edilmesi talebinde bulunabilirler. Ayrıca yatırıma başlama tarihinden sonra temin edilen, ancak makine teçhizat listelerinde yer almayan makine ve teçhizatın proje ile uyumlu olanları, teşvik belgesi kapsamında temin edilmiş sayılmak suretiyle belge kapsamına dahil edilebilir.

  1. Teşvik Kapsamındaki Teslimlerde Kdv İstisnası

Öte yandan yatırım teşvik belgesi sahibi olanlara (teşvik uygulaması kapsamında listelerde yer alan makine ve teçhizatlar için) yapılan teslimler Katma Değer Vergisi Kanununun 13/d maddesine göre kdv’den istisnadır.

Söz konusu istisnanın uygulanmasına ilişkin usul ve esasların belirlendiği KDV Genel Uygulama Tebliğinin (II/B-5) bölümünde yatırımcıların, yatırım teşvik belgesi eki listelerde her bir makine ve teçhizat için belirtilen miktardan fazla istisna kapsamında mal alamayacağı; satıcıların, ibraz edilen listelerdeki şerhlere bakarak, bu miktarın aşılmamasına dikkat etmeleri gerektiği açıklanmıştır.

  1. Sonuç

Yukarıdaki açıklamalara göre 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanununun 13/d maddesindeki istisna hükmünün uygulanmasında 2012/3305 sayılı Yatırımlarda Devlet Yardımları Hakkında Kararın uygulanmasına ilişkin 2012/1 sayılı Tebliğde belirtilen sınırlar içerisindeki fiyat değişimlerinde (listelerde yer alan tutarları değil) makine ve teçhizat için ödenen (fatura üzerinde görünen) bedellerin dikkate alınması gerekmektedir.

SMMM – Denetçi

Menderes Çetin

Personellere Verilen Kent Kartlar İçin Yapılan Ödemelerin Gider Kaydedilmesi ve Bu Bedellerdeki Kdv

Vesilkalık-2Personellere Verilen Kent Kartlar İçin Yapılan Ödemelerin Gider Kaydedilmesi ve Bu Bedellerdeki Kdv

 

İşin icabı gereği bazen çalışanların şehir içi ulaşım araçlarını kullanması gerekmektedir. Çalışan bu kısa seyahat için belediye otobüsü, vapur, metro vb. imkanları kullanırken bilet yada (toplu taşıma kartı) kent kart benzeri ödeme sistemlerini kullanılır. Böyle bir durumda şirket eğer kendisine ait bir kart (bilet varsa bunu seyahati yapacak kişiye seyahat sonunda geri almak üzere teslim eder ve seyahat için katlanılan ulaşım masraflarını ilgili belgeler üzerinden gider kaydeder.

Ancak bazen işçilerin işe geliş ve gidişlerini sağlamak için her çalışana toplu taşıma kartı (kent kart) verildiği görülmektedir. Böyle bir uygulamada bu kent kart dolum bedelleri doğruca şirkete fatura edilse dahi Gelir Vergisi Kanunu’nun 61’inci maddesi içinde değerlendirilmesinin önüne geçmeyecektir. Bu maddeye göre; ücret, işverene tabi ve belirli bir işyerine bağlı olarak çalışanlara hizmet karşılığı verilen para ve ayınlar ile sağlanan ve para ile temsil edilebilen menfaatlerdir. Ücretin ödenek, tazminat, kasa tazminatı (Mali sorumluluk tazminatı), tahsisat, zam, avans, aidat, huzur hakkı, prim, ikramiye, gider karşılığı veya başka adlar altında ödenmiş olması veya bir ortaklık münasebeti niteliğinde olmamak şartı ile kazancın belli bir yüzdesi şeklinde tayin edilmiş bulunması onun mahiyetini değiştirmez. Zira aynı kanunun 23’üncü maddesinde hizmet erbabının toplu olarak işyerine gidip gelmelerini sağlamak maksadıyla işverenler tarafından yapılan taşıma giderleri ücretten istisna kapsamında sayılmıştır. Bu durumda böyle bir menfaat elde eden her personel için yapılan kent kart dolum bedelinin net kabul edilerek bordrosuna eklenmek suretiyle içinde bulunduğu vergi dilimine göre vergilendirilmesi gerekmektedir.

Öte yandan ticari kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi için yapılan genel giderler safi kazancın tespitinde gider olarak indirilebilir. Ancak bu giderlerin Vergi Usul Kanunu’nun 227. maddesi hükmüne göre tevsik edilmesi önemli bir zorunluluktur. Buna göre; “Bu kanunda aksine hüküm olmadıkça bu kanuna göre tutulan ve üçüncü şahıslarla olan münasebet ve muamelelere ait olan kayıtların tevsiki mecburidir.  

Bu açıdan kartlı ödeme sistemlerinin kullanıldığı şehir içi ulaşım vasıtaları (otobüs vb.) için yapılan masrafların temin edilmesi halinde 382 sıra numaralı Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğinde belirtildiği şekilde yükleme yapılması sırasında bayilerce düzenlenecek olan bilgi fişinin de eklenmesi suretiyle tanzim edilecek bir bordroya dayanılarak tevsik edilmesi, kartlı ödeme sistemlerinin kullanılmadığı diğer şehir içi ulaşım vasıtaları (minibüs vb.) için yapılan masrafların tanzim edilecek bir bordroya dayanılarak tevsik edilmesi gerekmektedir.

Kdv Uygulaması

Kdv uygulama tebliğinde yapılan açıklamalara göre belediyeler tarafından yapılan şehir içi yolcu taşımacılığında kullanılan biletlerin ve kartların bayiler tarafından satışında, özel matrah şekline göre vergileme yapılması uygun görülmüştür.

Buna göre, belediyeler ve bağlı işletmeleri tarafından yapılan şehir içi yolcu taşımacılığında (metro dahil) kullanılan bilet ve kartların, bu işletmeler dışındaki bayiler tarafından yolculara satışına ilişkin KDV, bayinin satış bedeli üzerinden iç yüzde oranına göre hesaplanarak belediyelere bağlı işletmelerce beyan edilir.

Bayiler, bu şekilde bilet veya kart satışları için ayrıca vergi hesaplamazlar. Özel matrah şekline göre vergilendirilen bilet ve kart satışları dışında KDV’ye tabi başka faaliyetleri olmayan bayilerin KDV mükellefiyeti tesis ettirmelerine gerek bulunmamaktadır.

SMMM – Denetçi

Menderes Çetin

TARIMSAL ÜRÜNLERDE İHRACAT İADESİ

Vesikalık-OlcayTARIMSAL ÜRÜNLERDE İHRACAT İADESİ

Tarımsal ürünlerde ihracat İadesi tarımsal ürün ihracatı yapan firmalara sağlanan bir tür devlet yardımıdır.

Bu uygulamanın amacı ülkemizin tarımsal ürünlerinin uluslararası piyasalarda rekabet gücünün ve ihracat potansiyelinin artırılmasıdır.

Bu uygulamadan Türkiye’de yerleşik sınai ve/veya ticari faaliyette bulunan şirketler ile üreticiler yararlanabilir.

Hangi tarım ürünlerine ne kadar destek verileceğine ve yardımın usul ve esaslarına dair her yılın ilk aylarında ilgili kurulca alınan karar resmi gazetede yayınlanmaktadır.  2015 yılı için geçerli olacak (10.2.2015 Tarihli ve 2015/1 Sayılı) karar 14 Şubat 2015 Tarih 29267 sayılı Resmi Gazetede yayınlanmıştır. (Karara buradan ulaşabilirsiniz.)

Uygulama kapsamındaki hesaplamalarda kullanılan tanımlara göre;

İhracat İade Miktarı: Fiziki birim başına yapılan ödeme miktarını,

Azami Ödeme Oranı: Mamulün FOB ihracat bedeli dikkate alınarak yapılacak azami ödemeyi belirleyen oranı,

Fiili İhracat: İhraç ürününün, buna ilişkin Gümrük Beyannamesinin tescili sırasında bulunduğu durum ve niteliğini gümrük denetiminden çıktığı sırada da aynen muhafaza etmesi ve bu haliyle Türkiye Gümrük Bölgesini terk etmesini (Serbest Bölgelere yapılan satışlarda ise ürünün buradan başka bir ülkeye ihraç edildiğinin tevsikini),

İfade etmektedir.

Tarımsal ürünlerde ihracat iadesi yardımlarına ilişkin hak ediş tutarları İhracatçı Birlikleri Genel Sekreterlikleri (İBGS’ler)’nce hesaplanır.

Tarımsal Ürünlerde İhracat İadesi yardımlarının kapsadığı ürünler kararda liste halinde belirtilmiştir.

Karar kapsamındaki ürünlerin bünyelerine giren hammaddelerin, mer’i Dahilde İşleme Rejimi hükümleri çerçevesinde ithal edilmesi halinde, ihracat iadesi hesaplamalarında net döviz girdisi esas alınır.

İhracatçıların, Karar hükümlerinden yararlanabilmeleri için fiili ihraç tarihinden itibaren en geç bir yıl içinde, (kararda belirtilen) ibrazı zorunlu belgelerle birlikte, doğrudan bağlı bulundukları ya da kanuni merkezleri veya şubelerinin bulunduğu yerdeki İBGS’ye başvurmaları gerekir.

İHRACAT İADESİNİN BELİRLENMESİNE İLİŞKİN ESASLAR

Her bir GB itibarıyla hak ediş tutarının hesaplanmasında esas alınacak miktar, GB’nin 38’inci hanesinde kayıtlı net ağırlıktan tespit edilir.

Hak ediş tutarının hesaplanmasına esas teşkil eden ağırlık, karardaki listede belirtilen miktar barajı ile yukarıda belirtilen şekilde tespit edilen ağırlığın çarpılması suretiyle elde edilir.

(Örneğin: 0603.13.00.00.00 G.T.İ.P’li 150 ton orkide ihracatında iadeden yararlanacak miktar 150 ton x % 40 = 60 tondur.)

Örnek Olarak:

GB tescil tarihindeki TCMB döviz alış kuru 1,8 ¨/$ olan ve Karar kapsamında gerçekleştirilen 150 ton orkide ihracatında, FOB birim ihraç fiyatı 2.500 ABD Doları iken toplam ihracat tutarı (istatistiki kıymet); 2.500 $/ton x 1,8 ¨/$ x 150 ton = ¨675.000 olacaktır. İhracat iadesine konu olan miktara ilişkin toplam ihracat tutarı; ¨675.000 x 0,40 = ¨270.000, bunun azami ödeme oranıyla çarpılması sonucu elde edilecek tutarsa; ¨270.000 x 0,10 = ¨27.000 olacaktır. Bu durumda; firma, Karar çerçevesinde; ihracat iade miktarı dikkate alınarak hesaplanan (150 ton x 0,40 = 60 ton) x 370 ¨/ton = ¨22.200 tutarındaki iadenin tamamını alabilir. Ancak; FOB birim ihraç fiyatının 2.000 ABD Doları olması halinde, toplam ihracat tutarı (istatistiki kıymet); 2.000 $/ton x 1,8 ¨/$ x 150 ton = ¨540.000 olacaktır. İhracat iadesine konu olan miktara ilişkin toplam ihracat tutarı; ¨540.000 x 0,40 = ¨216.000, bunun azami ödeme oranıyla çarpılması sonucu bulunacak tutar ise ¨216.000 x 0,10 = ¨21.600 olacaktır. Bu durumda; firma, ihracat iade miktarı dikkate alınarak hesaplanan 60 ton x 370 ¨/ton = ¨22.200 değerindeki meblağ yerine, azami ödeme oranı doğrultusunda hesaplanan ¨21.600 tutarındaki iadeden faydalanır.

İhracatçı ve imalatçı/ihracatçıların hak edişleri, mahsup sistemi dahilinde kullandırılmak üzere, TCMB tarafından ihracatçı ve imalatçı/ihracatçıların anılan banka nezdindeki hesaplarına; üreticilerin hak edişleri ise, kararın ekinde yer alan taahhütname alınmak suretiyle nakit olarak ödenmek üzere, TCMB aracılığıyla üreticiler tarafından beyan edilmiş olan banka hesaplarına aktarılır. Dolayısıyla, ihracatçı ve imalatçı/ihracatçılar söz konusu hak edişlerden mahsup sistemine ilişkin uygulamalar çerçevesinde faydalanırken, üreticiler nakden faydalanır.

 

SMMM – Denetçi

Menderes Çetin

Vergi İdaresi Özelgeleri Ne Kadar Güvenilir?

Yazılı hukuk kuralları, yetkili organlar tarafından hazırlanmış yazılı metinlerdir ve bağlayıcılık derecesine göre asli ve yardımcı kaynaklar olmak üzere ikiye ayrılırlar. Hiyerarşi açısından sıralayacak olursak asli kaynakların en tepesine Anayasa’yı, sonra sırasıyla;

  • Anayasa İptal Kararları,
  • Kanunlar,
  • Uluslar arası anlaşmalar,
  • İçtihadı Birleştirme Kararları,
  • Kanun Hükmünde Kararname,
  • Bakanlar Kurulu Kararları,
  • Tüzükler,
  • Yönetmelikler ve
  • Tebliğleri, sıralayabiliriz.

Yardımcı hukuk kurallarına örnek olarak ise,

  • Özelgeler,
  • Genelgeler,
  • Sirkülerler,
  • Genel yazılar,
  • Yargı kararları,
  • Bilimsel görüşler verilebilir.

Yazımızın konusu ise vergi hukuku açısından yardımcı kaynaklardan biri olan özelgelerdir. Özelge, mükelleflerin uygulamada tereddüde düşmeleri halinde yazılı olarak sordukları sorulara, Vergi İdaresi tarafından verilen ve yine yazılı olan görüşlerdir.

Adından da anlaşılacağı üzere özelge yalnızca konuya ve mükellefe özel verilmiş olan ve idarenin konuya bakışını gösteren görüş bildirgeleridir. Bu nedenle özelge yalnızca verilen kişiyi bağlamaktadır. Bununla birlikte özelgeyi alan mükellefte dahil olmak üzere tüm mükellefler, sonuçlarına ilişkin sorumluluk kendilerinde olmak üzere, eylemlerine kendi görüşleri doğrultusunda yön verebilirler. Fakat, özelgeyi alan mükellef, vergi uygulamalarına yön verirken özelgeye uyması durumunda, buna göre ileride yapılacak herhangi bir vergi yaptırımına muhatap tutulamazlar.

Durum bu haldeyken, yeni özelge sistemi, Vergi Usul Kanununun (VUK) 413’üncü maddesi ve “Mükelleflerin İzahat Taleplerinin Cevaplandırılmasına Dair Yönetmelik” ile değiştirilmiştir. Buna göre özelgelerin hazırlanması ve yayınlanmasına ilişkin yeni esaslar belirlenmiş olup yapılan düzenlemelere göre, konu, kapsam ve ilgili olduğu mevzuat bakımından tamamen aynı mahiyeti taşıyan hususlarda farklı muktezaların verilmesinin önüne geçilmiştir. Ayrıca yapılan yeni düzenleme ile vergi denetim elemanları yapacakları denetimler esnasında denetim konusu ile ilgili birebir örtüşen daha önce yayınlanmış özelgeleri dikkate almak zorunda kalmışlardır. Böylece vergi idaresi kendi görüşlerine karşı kendini taahhüt altına sokmuş olup, özelgeleri önemli birer kaynak haline getirmiştir. Mükellefler de bunun bilinci ile yayınlanan özelgelerdeki görüşleri büyük oranda uygulamalarına yön vermek üzere takip etmekte ve kullanmaktadırlar.

Peki devlet kendi mükelleflerine hinlik yapar mı? Olur mu öyle şey? Nereden çıktı şimdi bu? Yapmaz ya da yapmamalı dediğinizi duyar gibi oluyorum. Fakat bilerek ya da bilmeden yapabilir mi? Evet. Nasıl mı? İşte şöyle:

Mesela, Katma Değer Vergisi ile ilgili gelir idaresi tarafından internet sitesine 2015 yılında eklenen yeni özelgeler incelendiğinde (yayınlanma tarihine göre değil özelge tarihine göre listelendiği için) sanki yeni bir özelge eklenmediği anlaşılmaktadır. Oysa web sitesine eklenen yeni özelgelerin tarihleri 2012, 2013,2014 yıllarına hatta 2005 yılına ait olduğu için listenin aşağıdaki kısımlarına eklenmekte ve gözden kaçmaktadırlar. Hatta daha önce yayınlanmış olan bir özelgenin yayından kaldırıldığı görülmektedir.

Vergi uygulamalarına, gelir idaresinin vermiş olduğu özelgeleri dayanak yaparak yön veren mükellefler, bir süre sonra konuya ilişkin dayanaklarının web sitesinden kaldırılması durumunda büyük bir vergisel risk ile karşı karşıya kalabilirler.
Bu sebeple, özelgeler hem düzenlenme tarihi hem de eklenme tarihine göre sıralanmalıdır. Böylece mükellefler, vergi idaresinin görüşlerini ve görüş değişikliklerini sağlıklı şekilde takip edebileceklerdir. Ayrıca yayından kaldırılan özelgelerin de yayından kaldırıldığı tarih şerh konularak yayında kalmaya devam etmeleri daha doğru olacaktır. Aksi takdirde, özelgelere göre uygulamaya yön vermek mükelleflere yarardan daha çok zarar verebilir.

Olcay KIRAN
SMMM – Bağımsız Denetçi

Şubat Ayı Prim Hizmet Bildirgesinin Gönderilmesi

sgk logosuŞubat Ayı Prim Hizmet Bildirgesinin Gönderilmesi

İşveren Uygulama Tebliğinde, ay/dönem içindeki çalışmaları tam olan sigortalıların prim ödeme gün sayılarının, ay/dönemin kaç gün olduğuna bakılmaksızın (ay/dönemin 28, 29, 30 veya 31 gün çektiği üzerinde durulmaksızın) 30 gün olarak sisteme girileceği açıklanmıştır.

Bu çerçevede Şubat ayı içinde sigortalının aynı işverene ait başka bir işyerinde naklen ve hizmet akdi sona ermeden çalışmaya başlaması veya işyerinin başka bir sosyal güvenlik merkezine nakli halinde,  sigortalının hizmetlerinin kesintisiz olması, başka bir ifade ile aylık tam ücrete hak kazanmış olması halinde, Şubat ayı içindeki nakil tarihinden önceki ve sonraki sürelere ilişkin prim gün sayılarının toplamının 30 olması gerekmektedir.

Bu bağlamda, işyerinin veya sigortalının nakli nedeniyle Şubat ayı içinde aynı işveren tarafından aynı sigortalı için işyeri sicil numarası farklı iki ayrı aylık prim ve hizmet belgesi ile bildirim yapılacağı durumlarda, nakil öncesi ve nakil sonrası sürelerdeki prim gün sayısının 30 güne tamamlanması için gerektiğinde eski işyerindeki prim gün sayısına Şubat ayının 29 çektiği yıllarda 1 gün, 28 çektiği yıllarda 2 gün ilave edilecektir.

SMMM – Denetçi

Menderes Çetin

Yürürlükte Olan Sgk Prim Teşvikleri Ve Teşvik Uygulamaları Arasında Tercih

sgk logosuYürürlükte Olan Sgk Prim Teşvikleri Ve Teşvik Uygulamaları Arasında Tercih

Yürürlükte Olan Sgk Prim Teşvikleri

Sgk tarafından uygulanan prim teşvikleri 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu, 4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanunu, 4857 sayılı İş Kanunu,5746 sayılı Araştırma ve Geliştirme Faaliyetlerinin Desteklenmesi Hakkında Kanun, 5225 sayılı Kültür Yatırımlarını ve Girişimlerini Teşvik Kanununda yer almaktadır. Bu kanunlar kapsamında on farklı sigorta primi teşviki yer almaktadır. Bu teşvikler

  • Malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi işveren hissesinden beş puanlık prim indirimi, 5510 sayılı Kanunun 81 inci maddesinin birinci fıkrasının (ı) bendinde,
  • Yurtdışına götürülen/gönderilen sigortalılar hakkında genel sağlık sigortası primlerinin işveren hissesinden beş puanlık prim indirimi, 5510 sayılı Kanunun 81 inci maddesinin birinci fıkrasının (i) bendinde,
  • On ve üzerinde sigortalı çalıştıran işverenlere yönelik beş puanlık prim indirimine ilave altı puanlık sigorta primi teşviki, 5510 sayılı Kanunun 81 inci maddesinin ikinci fıkrasında,
  • Yatırımlarda Devlet Yardımı Hakkında Kararlar çerçevesinde işverenlere sağlanan sigorta primi teşviki, 5510 sayılı Kanunun Ek 2 nci maddesinde,
  • İşsizlik ödeneği alan sigortalıları istihdam eden işverenlere yönelik sigorta primi teşviki, 4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanununun 50 nci maddesinin beşinci fıkrasında,
  • Genç ve kadın istihdamına yönelik sigorta primi teşviki, 4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanununun geçici 7 nci maddesinde,
  • Genç ve kadın istihdamı ile mesleki eğitimin özendirilmesine yönelik sigorta primi teşviki, 4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanununun geçici 10 uncu maddesinde,
  • Engelli sigortalıların istihdamına ilişkin sigorta primi teşviki, 4857 sayılı İş Kanununun 30 uncu maddesinin altıncı fıkrasında,
  • Araştırma ve geliştirme faaliyetlerinin desteklenmesine yönelik sigorta primi teşviki, 5746 sayılı Araştırma ve Geliştirme Faaliyetlerinin Desteklenmesi Hakkında Kanunun 3 üncü maddesinde,
  • Kültür yatırım ve girişimlerinin desteklenmesine yönelik sigorta primi teşviki, 5225 sayılı Kültür Yatırımları ve Girişimlerini Teşvik Kanununun 5 inci maddesinde,

düzenlenmiştir.

Sigorta primi teşviklerine ilişkin yukarıda adı geçen kanunların uygulama usul ve esasları Sgk tarafından yayımlanan genelgelerde açıklanmıştır.

Aynı Ana Birden Fazla Prim Teşviki Kapsamında Olunması Hali

Mevcut sigorta primi teşvik uygulamalarında, bir sigortalının aynı ayda birden fazla sigorta primi teşviki kapsamına girmesi durumunda, işverenlerin bahse konu sigortalıyı tercih edecekleri herhangi bir sigorta primi teşvikinden Sgk’ya bildirmeleri mümkün bulunmaktadır.

Herhangi bir sigorta primi teşvikinden yararlandıktan sonra, geriye yönelik başka bir sigorta primi teşvikinden yararlanma talepleri hakkında yapılacak işlemler

Sigortalının aynı ayda/dönemde birden fazla sigorta primi teşviki kapsamına girmesi durumunda, işverenlerin bu sigortalıyı cari aya ilişkin aylık prim ve hizmet belgesinin düzenlendiği tarihte tercih edecekleri herhangi bir sigorta primi teşviki kapsamında ilgili kanun numarasını seçmek suretiyle yasal süresi içinde Sgk’ya bildirmeleri gerekmektedir.

Örneğin; 4857 sayılı Kanunun 30 uncu maddesi kapsamında olan engelli bir sigortalının aynı ayda/dönemde 4447 sayılı Kanunun geçici 10 uncu maddesinde belirtilen şartları da haiz olması durumunda; işverenler,  söz konusu engelli sigortalı için e-Sigorta sistemi üzerinden 14857 ya da 06111 kanun numaralarından herhangi birini tercih etmek suretiyle sigorta primi teşvikinden yararlanabilmektedirler.

18.03.2015 İtibariyle Yapılan (Yeni) Düzenleme

Sgk tarafından konu yeniden değerlendirilmiş ve 18.03.2015 tarihinden itibaren aylık prim ve hizmet belgelerini tercih edilen sigorta primi teşvikine ilişkin kanun numarası seçmek suretiyle düzenleyip teşvikten yararlanıldıktan sonra sigorta primi teşvikinin değiştirilmesi yönündeki talepler işleme alınmayacağı açıklanmıştır.

Örnek 1: (B) A.Ş.’ce 15/1/2015 tarihinde işe alınan engelli sigortalının, aynı zamanda 4447 sayılı Kanunun geçici 10 uncu maddesi kapsamında da olduğu ve işverence bu sigortalı için 2015/Ocak ayına ilişkin olarak 14857 kanun numarası ile yasal süresinde bildirim yapıldığı varsayıldığında, sonradan 2015/Ocak ayına ilişkin bu sigortalı için işverence 4447 sayılı Kanunun geçici 10 uncu maddesinde öngörülen teşvikten yararlanmak üzere talepte bulunulması halinde, bu talep işleme alınmayacaktır.

SMMM – Denetçi

Menderes Çetin