Özsermaye ile Finansmana Yönelik Teşvik Uygulaması Başlıyor

Nakit sermaye artırımlarına uygulanacak teşvik olarak bilinen ve özsermaye ile finansmanı destekleme teşviki olarak lanse edilen Kurumlar Vergisi Kanununun 10 uncu maddesinin 1/ı bendi 01.07.2015 tarihi itibariyle yürürlüğe giriyor. Hatırlanacağı üzere KVK’nun ilgili maddesi, 07.04.2015 tarihli ve 29319 sayılı resmi gazete ile yayınlanan 6637 sayılı torba kanunun 8 inci maddesi ile eklenmişti. Konu hakkında gerekli bilgilendirme 07/04/2015 tarihinde yine bu sayfadan yapılmıştı.

Bakanlar Kurulu, ilgili kanun maddesinden aldığı yetkiyi kullanarak 30.06.2015 tarihli ve 29402 sayılı resmi gazete ile yayınlanan kararınca bu teşvik için uygulanacak oranlara ilişkin bazı düzenlemeler yapmıştır. Bu düzenlemelere göre;

Bazı sermaye şirketlerine ilave faiz puan hesaplaması getirilmiştir.

1- Hisse senetleri borsada işlem gören şirketlerin teşvik uygulanan yılın son günü (örneğin, 2015 yılı için 31.12.2015) ödenmiş ve ticaret siciline tescil edilmiş olan veya çıkarılmış sermaye paylarının nominal tutarının;

  • Halka açıklık oranı %50’i  veya daha az olanlar için 25 puan,
  • Halka açıklık oranı %50’den daha fazla olanlar için 50 puan ilave faiz indirim hesaplaması yapacaklar.

2- Nakdi artırılan sermayeyi yatırım teşvik belgeli üretim ve sanayi tesislerine, bu tesislere ait makine ve teçhizat yatırımlarına veya bunların inşasına tahsis edenler için teşvik belgesindeki sabit yatırım tutarı ile sınırlı olmak üzere 25 puan ilave faiz indirim hesaplaması yapacaklar.

Teşvik Uygulanmayacak Durumlar:

Aşağıda sayılanlar için teşvik uygulanmayacaktır. (%0 olarak uygulanacak)

1- Gelirlerinin %25 veya daha fazlası pasif nitelikli gelirlerden oluşan sermaye şirketleri (faiz, kar payı, kira, lisans ücreti, menkul kıymet satış geliri vb.),

2- Aktif toplamının %50 veya daha fazlası bağlı menkul kıymetler, bağlı ortaklıklar ve iştirak paylarından oluşan sermaye şirketleri için, (Holdinglerin neredeyse tamamı bu kapsama girmektedir.)

3- Artırılan sermayenin başka şirketlere sermaye olarak konulan veya kredi olarak kullandırılan kısmına tekabül eden kısmı için,

4- Arsa ve arazi yatırımı yapan sermaye şirketlerinin yaptıkları nakdi sermaye artırım tutarının bu yatırımlara tekabül eden kısmı için,

5- 09/03/2015 ile 01/07/2015 tarihleri arasında sermaye azaltımına gidilmiş olması durumunda, azaltılan sermayeye tekabül eden kısımla sınırlı olan kısım için

Teşvik uygulaması dışında tutulanlar:

Aşağıda sayılan kurum ve/veya işlemler uygulamanın kapsamı dışında tutulmaktadır.

1- Finans, bankacılık ve sigortacılık sektörlerinde faaliyet gösteren kurumlar ile kamu iktisadi teşebbüsleri,

2- Ayni sermaye artırımları,

3- Birleşme, devir ve bölünme işlemlerine taraf olmalardan kaynaklanan sermaye artırımları,

4- İç kaynaklardan yapılan (bedelsiz sermaye artırımları) sermaye artırımları,

5- Ortaklar veya ortakla ilişkili kişilerden alınan kredilerle yapılan nakit sermaye artırımları indirim hesabında dikkate alınmaz.

SMMM & Bağımsız Denetçi

Olcay KIRAN 

Reklamlar

Bir Teşvik Uygulaması Daha Geldi

6645 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu İle Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 25. maddesi ile 4447 sayılı Kanuna aşağıdaki Ek Madde 4 eklenmiştir.

Bu maddeye göre;

20.06.2012 tarihli ve 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu kapsamında çok tehlikeli sınıfta yer alıp ondan fazla çalışanı bulunan ve üç yıl içinde ölümlü veya sürekli iş göremezlikle sonuçlanan iş kazası meydana gelmeyen işyerlerinde çalışanların işsizlik sigortası işveren payı teşvik olarak bir sonraki takvim yılından geçerli olmak üzere ve üç yıl sureyle %1 olarak alınır.

Ölümlü veya sürekli iş göremezlikle sonuçlanan iş kazası meydana gelmesi halinde takip eden aydan itibaren bu teşvik uygulamasına son verilir. İşverenler bu fıkrada öngörülen şartları tekrar sağlamaları ve talepleri halinde bu teşvikten yeniden yararlanır. Türkiye genelinde birden fazla tescilli çok tehlikeli sınıfta yer alan işyeri bulunan işverenin 31.05.2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 4. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında çalıştırılan toplam çalışan sayısı esas alınır.

Bu maddeye göre teşvikten yararlanan işverenlerden birinci fıkrada belirtilen iş kazalarını bildirmeyenler, iş kazasının meydana geldiği tarihten itibaren yararlandıkları primleri yasal faizi ile birlikte geri öderler ve bu teşvikten beş yıl sure ile yasaklanırlar.  Haklarında yasaklama kararı verilen tüzel kişilerin şahıs şirketi olması halinde, şirket ortaklarının tamamı hakkında; sermaye şirketi olması halinde ise sermayesinin yarısından fazlasına sahip olan gerçek veya tüzel kişi ortaklar hakkında yasaklama kararı verilir. Haklarında yasaklama kararı verilenlerin gerçek veya tüzel kişi olması durumuna göre; ayrıca bir şahıs şirketinde ortak olmaları halinde bu şahıs şirketi hakkında da, sermaye şirketinde ortak olmaları halinde ise sermayesinin yarısından fazlasına sahip olmaları kaydıyla bu sermaye şirketi hakkında da aynı şekilde yasaklama kararı verilir.

Yukarıda yer alan hükümler kanunun yayınlandığı gün itibariyle yürürlüğe girmekle birlikte, maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Bakanlıkça belirleneceği belirtilmiş olup şuan itibariyle ikincil mevzuat düzenlemesi yapılmamıştır.

SMMM- Denetçi

Menderes ÇETİN

İşletme Birleşmeleri – 1

cf184-olcay2İşletme Birleşmelerinin Nedenleri

Tarihi çok eskilere dayandığı düşünülen işletme birleşmelerinin modern anlamda başlangıcı 1890’lı yıllar olarak kabul görmektedir. [1] Bu tarihlerden bugüne kadar birleşmeler çeşitli evrelerden geçmiş, her bir evre rekabet ortamın bozulmasına neden olmuştur. Rekabet ortamının bozulmasına sebep olduğu için istenmeyen bu durum devletleri çoğu kez bu duruma karşı ticari hayatı düzenlemek için müdahalelerde bulunmak zorunda bırakmıştır. Özellikle kriz dönemlerinde veya kriz sonrası dönemlerde sermayenin güçlendirilmesi amacı taşıyan birleşmeler, 1980’li yıllardan sonra serbest piyasa ekonomisinin gelişmesi ve küreselleşme süreci ile birlikte daha büyük ivme kazanarak devam etmektedir. Muhakkak ki, bu sürecin hızlanmasında, gümrük duvarlarının indirilmesi, yabancı sermayenin teşvik edilmesi gibi nedenler önemli faktörler olarak ortaya çıkmaktadır.

Bir üst paragrafta anlatıldığı gibi, ülkelerin yabancı sermayeyi çekmek için çeşitli yollara başvurması ve yasal düzenlemeler yapması sonucu yabancı sermayenin o ülkeye doğrudan yatırımları mümkün olmaktadır. Bu yatırımlar çoğu zaman işletme satın almalar ya da birleşme yolları ile gerçekleşmektedir. Bununla birlikte, şirketler ekonomik, hukuki ve teknik nedenlerle birleşme yolunu seçebilmektedirler. Birleşmede temel neden büyüme olmakla birlikte büyüme gerçekleştirilirken başka amaçlara da ulaşılmaktadır. Birleşme sonucunda ulaşılan ekonomik güç, birleşen firmaların ekonomik varlıklarının tek tek toplamından daha yüksektir. Sinerji etkisi ile açıklanan bu durum, bütünün, kendisini oluşturan parçaların toplamından daha yüksek bir değere sahip olacağını ifade etmektedir.[2]

İşletmeler belli başlı aşağıdaki nedenlerle birleşmeyi seçtikleri kabul edilmektedir:

  • Pay sahiplerinin karını en çoklama ve yöneticilerin refah düzeyini artırma,
  • Büyük ölçekte faaliyette bulunmanın sağlayacağı çeşitli imkanlara sahip olma (Ölçek ekonomisi),
  • Teknolojik gelişmelerden yararlanma,
  • İşletme içi büyümeye göre daha hızlı, daha maliyetli oluşu ve başka diğer üstün yönlerinin bulunması,
  • Güçlü ve zayıf işletmeler arasında yapılacak birleşmeler ile işletme başarısızlıklarından kurtulma,
  • İşletmenin saygınlığını artırma,
  • Piyasada olumlu karşılanma,
  • Kaynak sağlama kapasitesini artırma,
  • Değerli sınai haklara sahip olma,
  • Vergisel avantajlar elde etme,
  • Riskleri azaltma

gibi nedenler sayılabilir.

Sonuç olarak, her geçen yıl hem ülkemizde hem de dünya çapında giderek artan oranlarda şirket birleşmeleri yaşanmakta olup, yaşanmaya devam edecektir. Birleşme hedefi büyümek ve katma değer meydana getirmektir. Fakat bu birleşmelerin hepsi hedeflendiği gibi olumlu sonuçlar doğurmamaktadır. Yukarıdaki sebeplerle birleşen işletmeler, çoğu kez piyasayı ele geçirmeye ve tekelleşmeye başlamaktadırlar. Bu da her ne kadar şirketler açısından cazip bir sonuç ise de devletlerin istemediği bir sonuçtur. Bu makalemizde şirket birleşmelerinin genel olarak nedenleri anlatılmış olup, bir sonraki makalenin konusu birleşmelerin ekonomi üzerindeki sonuçları ve birleşme çeşitlerini irdelemek üzerine olacak.

Bir sonraki makalede görüşmek üzere…

[1] Gregoriou and Renneboog, 2007: 1

[2] Nazalı, Ersin, Vergisel ve Yeni TTK Yönüyle Anonim ve Limited Şirketlerde Tasfiye, Birleşme, Bölünme ve Tür Değişimi İşlemleri, 4.Baskı, 2015, S.17.

6 Ay Daha Fazla Teşvikten Yararlanmak İçin Son Gün !!!

sgk logosu

 

23.04.2015 tarih 29335 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan 6645 sayılı İş Sağlığı Ve Güvenliği Kanunu İle Bazı Kanun Ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 28’inci maddesi ile 4447 sayılı kanuna geçici 15’inci madde eklenmiştir.

Buna göre, 18 yaşından büyük, 29 yaşından küçük olanlardan Türkiye İş Kurumu tarafından 31.12.2016 tarihine kadar başlatılan işbaşı eğitim programlarını tamamlayanların;

  1. Programın bitimini müteakip en geç üç ay içinde programı tamamladıkları meslek alanında özel sektör işverenleri tarafından 5510 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında işe alınması ve
  2. İşe alındıkları yıldan bir önceki takvim yılında işyerinden bildirilen aylık prim ve hizmet belgelerindeki sigortalı sayısının ortalamasına ilave olması

kaydıyla, işe alındıkları işyerinin imalat sanayi sektöründe faaliyet göstermesi hâlinde 42 ay, diğer sektörlerde ise 30 ay süre ile 5510 sayılı Kanunun 81 inci maddesinin birinci fıkrasının (ı) bendi uygulandıktan sonra kalan sigorta primlerinin işveren hisselerine ait oranına göre ve aynı Kanunun 82 nci maddesi uyarınca belirlenen prime esas kazanç alt sınırı üzerinden hesaplanan tutar Fondan karşılanır. 30.06.2015 tarihine kadar başlayan işbaşı eğitim programlarının katılımcıları için bu fıkradaki süreler 6 ay artırımlı uygulanır.

Bu kapsamında destekten yararlanacak imalat sanayi sektöründe faaliyet gösteren işyerleri, işkollarına göre Avrupa Topluluğu Ekonomik Faaliyetlerin İstatistiki Sınıflaması dikkate alınarak Bakanlık tarafından belirlenir.

İşveren hissesine ait primlerin Fondan karşılanabilmesi için işverenlerin çalıştırdıkları sigortalılarla ilgili olarak; 5510 sayılı Kanun uyarınca aylık prim ve hizmet belgelerini yasal süresi içinde Sosyal Güvenlik Kurumuna vermesi, sigortalıların tamamına ait sigorta primlerinin sigortalı hissesine isabet eden tutarı ile Hazine ve Fon tarafından karşılanmayan işveren hissesine ait tutarı yasal süresi içinde ödemesi ve kapsama giren sigortalının işe alındığı işyerinden dolayı Sosyal Güvenlik Kurumuna prim, idari para cezası ve bunlara ilişkin gecikme cezası ve gecikme zammı borcu bulunmaması şarttır.

Sosyal Güvenlik Kurumuna olan prim, idari para cezası ve bunlara ilişkin gecikme cezası ve gecikme zammı borçlarının 6183 sayılı Kanunun 48 inci maddesine göre tecil ve taksitlendirilmiş veya ilgili diğer kanunlar uyarınca prim borçlarının yeniden yapılandırılmış ve taksitlendirilmiş olması, bu tecil, taksitlendirme ve yeniden yapılandırma devam ettiği sürece işverenlerin bu fıkra hükmünden yararlanmasına engel teşkil etmez.

Yapılan kontrol ve denetimlerde, çalıştırdığı kişileri sigortalı olarak bildirmediği tespit edilen işverenler bir yıl süreyle bu maddeyle sağlanan destek unsurlarından yararlanamaz.

Bu madde hükümleri; kamu idaresine ait işyerleri, 21.4.2005 tarihli ve 5335 sayılı Kanunun 30 uncu maddesinin ikinci fıkrası kapsamına giren kurum ve kuruluşlara ait işyerleri ile 8.9.1983 tarihli ve 2886 sayılı Devlet İhale Kanununa, 4.1.2002 tarihli ve 4734 sayılı Kamu İhale Kanununa ve uluslararası anlaşma hükümlerine istinaden yapılan alım ve yapım işleri ile 4734 sayılı Kanundan istisna olan alım ve yapım işlerine ilişkin işyerleri, sosyal güvenlik destek primine tabi çalışanlar ve yurt dışında çalışan sigortalılar hakkında uygulanmaz.

Fondan karşılanan prim tutarları, gelir ve kurumlar vergisi uygulamalarında gider veya maliyet unsuru olarak dikkate alınmaz.

Bakanlar Kurulu, bu tarihi birer yıl süreyle ve en çok 31.12.2018’e kadar ertelemeye yetkilidir.

Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Bakanlık tarafından belirlenir.

Uygulamanın detayına ilişkin ikincil mevzuat şuana kadar yayınlanmamakla birlikte kanun maddesi 23.04.2015 tarihinden itibaren yürürlüktedir.

SMMM – Denetçi

Menderes Çetin

Az Tehlikeli Sınıfta Olup 10 Kişiden Az Çalışanı Olan İşyerlerinde İş Sağlığı Ve Güvenliği Hizmetlerine İlişkin Yönetmelik Yayımlandı

Vesilkalık-2

29.06.2015 tarih 29401 sayılı Resmi Gazetede ondan az çalışanı bulunan ve az tehlikeli sınıfta yer alan işyerlerinde, iş sağlığı ve güvenliği hizmetlerinin işveren veya işveren vekili tarafından yürütülebilmesine ilişkin usul ve esasları belirlenmesine dair “İşyerlerinde İşveren Veya İşveren Vekili Tarafından Yürütülecek İş Sağlığı Ve Güvenliği Hizmetlerine İlişkin Yönetmelik” yayımlanmıştır.

Bu yönetmeliğe göre;

Kapsam

Yönetmelik kapsamında olup olmadığının belirlemesi için aşağıdaki kriterler dikkate alınır.

– Aynı işverenin Türkiye genelinde birden fazla tescilli ve az tehlikeli sınıfta yer alan işyerinin olması halinde, iş sağlığı ve güvenliği hizmetleri üstlenilebilecek işyerlerinin belirlenmesinde Sosyal Güvenlik Kurumundaki tescil kayıtları esas alınır.

– İşverenden iş alan alt işverenlerce çalıştırılan sigortalılar çalışan sayısına dâhil edilmez.

– 5.6.1986 tarihli ve 3308 sayılı Mesleki Eğitim Kanunu ile 4.11.1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu kapsamındaki öğrenci statüsünde olan çırak ve stajyerler, çalışan sayısının tespitinde dikkate alınmaz.

İş sağlığı ve güvenliği hizmetlerinin işveren veya işveren vekillerince yürütülmesi

Yönetmelikte belirtilen eğitimi tamamlayan işveren veya işveren vekilleri, iş sağlığı ve güvenliği mevzuatında iş güvenliği uzmanı veya işyeri hekimine verilen görevleri, Sağlık Gözetimi ve Çalışma Ortamı Gözetimi hariç olmak üzere yürütebilir. İşveren veya işveren vekilleri, iş sağlığı ve güvenliği hizmetlerini yerine getirmek için çalışan başına aylık en az 10 dakika ayırmak zorundadır.

İşveren veya işveren vekilleri, iş sağlığı ve güvenliği hizmetlerinin tamamını ya da bir kısmını hizmet alımı yoluyla da temin edebilir.

İşyerinde iş sağlığı ve güvenliği hizmetlerini yürütmek isteyen işveren veya işveren vekillerinin İSG-KÂTİP üzerinden sisteme kaydolmaları zorunludur. İşveren veya işveren vekilinin, iş sağlığı ve güvenliği hizmetlerini yürütme yükümlülüğü İSG-KÂTİP’ e kayıt tarihi itibari ile başlar.

Yönetmelik kapsamında eğitimi tamamlayan işverenin ondan az çalışanı olan ve az tehlikeli sınıfta yer alan ayrı bir işyeri açması veya işveren vekilinin hizmet akdinin sona ererek, ondan az çalışanı olan ve az tehlikeli sınıfta yer alan başka bir işyerinde çalışmaya başlaması halinde; yeni işyerinin iş sağlığı ve güvenliği hizmetlerini yürütebilmesi için işverence İSG-KATİP üzerinden başvuruda bulunulması gerekir. Bu tür görevlendirmelerde görevlendirilecek kişinin işveren vekili olması esastır. Aksi takdirde iş sağlığı ve güvenliği hizmetlerinde görevlendirme yapılmamış sayılır.

Çalışanların iş sağlığı ve güvenliği eğitimleri

Çalışanlara verilecek iş sağlığı ve güvenliği eğitimlerinde, 15.5.2013 tarihli ve 28648 sayılı Resmî Gazete ’de yayımlanan Çalışanların İş Sağlığı ve Güvenliği Eğitimlerinin Usul ve Esasları Hakkında Yönetmeliğin 13 üncü maddesi hükümleri esas alınır.

İş güvenliği uzmanlığı veya işyeri hekimliği belgesi sahibi olan işveren veya işveren vekilleri iş sağlığı ve güvenliği mevzuatı uyarınca çalışanlara verilecek iş sağlığı ve güvenliği eğitimlerini kendileri verebilir.

Eğitimin kapsamı ve şekli

Bu Yönetmelik kapsamında; işveren veya işveren vekillerine verilecek eğitimin programı, asgari olarak yönetmelik ekinde belirtilen konuları içerir.

Eğitim programları açık öğretim yoluyla düzenlenir.

Ders içerikleri; uluslararası standartlara uygun, yazılı, işitsel ve görsel materyallerle desteklenmiş bir şekilde hazırlanır.

Eğitim verecekler ve eğiticilerin nitelikleri

Eğitimler; açıköğretim sistemi ile eğitim vermede yetkin, her ilde sınav merkezi, büro ve akademik danışmanlık hizmetleri bulunan üniversitelerce Bakanlıkla protokol yapmak suretiyle verilir.

Yönetmelik ekindeki eğitim konularını hazırlayacak veya verecek eğiticilerde, uzmanlık alanları dikkate alınmak koşuluyla; öğretim üyesi olma ve/veya işyeri hekimliği ve iş güvenliği uzmanlığı eğitici belgesine sahip olma şartı aranır.

Eğitim programı

Eğitim programı, Bakanlıkla protokol yapan üniversiteler tarafından Genel Müdürlüğün onayına sunulur.

Onay verilmeyen eğitim programı ile eğitime başlanamaz.

Genel Müdürlük, onaya sunulan eğitim programında değişiklik yapma yetkisine sahiptir.

Eğitim programlarına başvuru

Başvurular, Bakanlıkla üniversiteler arasında yapılan protokolde belirlendiği şekilde yapılır.

Eğitimin süresi

Eğitim, yönetmelik ekinde yer alan eğitim konularındaki içeriği okuyup, anlayıp, özümsemeye yetecek makul bir süreye göre tasarlanır. Bu süre her hâlükârda yönetmelik ekinde yer alan ders saatlerinin toplamından az olamaz.

Her bir eğitim konusunun içeriği bütünlük oluşturacak şekilde birbiri ardına sıralanır.

Eğitimin tamamlanması, belgelendirme ve ücreti

Bakanlıkla protokol yapan üniversitelerce; eğitim sonunda yapılacak sınavdan başarılı olanlara, ek-2 örneğindeki içeriğe uygun protokolle belirlenen eğitimi tamamlama belgesi düzenlenir.

Sınavda, 50 ve üzeri puan alan adaylar başarılı sayılır.

Sınavda başarılı olanlar; protokolde belirlendiği şekilde, üniversitelerce Genel Müdürlüğe bildirilir.

Eğitim, sınav ve belgelendirmeyi kapsayan ücret; net asgari ücretin üçte birini geçmemek koşuluyla, Bakanlıkla üniversiteler arasında yapılan protokolde belirlenir ve katılımcılar tarafından ödenir.

Eğitim tamamlama belgesi bulunmayan işverenler veya işveren vekilleri

Yönetmelik kapsamında eğitim almak istemeyen veya eğitim tamamlama belgesini almaya hak kazanamayan işveren veya işveren vekilleri İş Sağlığı ve Güvenliği Hizmetleri Yönetmeliği hükümlerine tabidir.

Asıl işveren-alt işveren ilişkisi kurulan işyeri

Asıl işveren-alt işveren ilişkisi kurulan işyerlerinde her bir işveren veya işveren vekilleri ayrı ayrı eğitim almak zorundadır.

Yürürlük

Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

 

Yukarıda kısaca bahsetmeye çalıştığım yönetmeliğe ve eklerine buradan ulaşabilirsiniz.

 

SMMM – Denetçi

Menderes ÇETİN

 

İŞE İADE DAVASI VE SONUÇLARININ GELİR VERGİSİ KANUNU, DAMGA VERGİSİ KANUNU VE SGK MEVZUATI YÖNÜNDEN İNCELENMESİ(3)

  • Vesilkalık-2Çalışılmayan Süre İçin Ödenecek Ücret ve Diğer Hakların:
    • Gelir Vergisi Açısından Değerlendirilmesi:

Feshin geçersizliğine dair mahkeme veya özel hakem kararının kesinleştirilmesine kadar işçiye çalıştırılmadığı süre için en çok dört aya kadar doğmuş bulunan ücret ve diğer haklarını işe başlatılsa da başlatılmasa da ödeneceği için bu durum sözleşmenin fesih tarihinin en çok dört aya kadar ileri bir tarihe ötelenmesi anlamına gelmektedir. Gelir Vergisi Kanununun 61’inci maddesine göre ücret, işverene tabi belirli bir işyerine bağlı olarak çalışanlara hizmet karşılığı verilen para ve ayınlar ile sağlanan ve para ile temsil edilebilen menfaatlerdir. Ücretin ödenek, tazminat, kasa tazminatı (Mali sorumluluk tazminatı), tahsisat, zam, avans, aidat, huzur hakkı, prim, ikramiye, gider karşılığı veya başka adlar altında ödenmiş olması veya bir ortaklık münasebeti niteliğinde olmamak şartı ile kazancın belli bir yüzdesi şeklinde tayin edilmiş bulunması onun mahiyetini değiştirmez.
Aynı kanunun 94’üncü maddesinin birinci fıkrasına bağlı (1) numaralı bent uyarınca hizmet erbabına ödenen ücretler ile 61 inci maddede yazılı olup ücret sayılan ödemelerden (istisnadan faydalananlar hariç) vergi tevkifatı yapılır.

  • Damga Vergisi Açısından Değerlendirilmesi:

Niteliği yukarıda açıklanan bu ödemeler ücret oldukları için damga vergisine tabi olacaktır.

  • Sgk Primi ve Sgk Mevzuatı Açısından Değerlendirilmesi:

İşçinin işe iadesi için kesinleşen mahkeme veya özel hakem kararının kendisine tebliğinden itibaren on iş günü içinde işe başlamak üzere işverene başvurmuş olması kaydıyla, işe başlatılsın veya başlatılmasın bu nitelikteki işçilere çalıştırılmayan süre için ödenen en çok dört aya kadar ücret ve diğer haklar, akdin feshedildiği aydan başlanılarak ilgili ayların prime esas kazançlarına dahil edilerek işsizlik sigortası primi de dahil olmak üzere tüm sigorta kollarına ait primler kesilmeli ve bu süreler (sgk açısından) hizmetten sayılmalıdır.

Boşta geçen sürenin en çok 4 aylık kısmı içinde gerçekleşen diğer haklar kavramına, ikramiye, gıda yardımı, yol yardımı, yakacak yardımı ve servis gibi parasal haklar dahil edilmelidir.[1] Söz konusu hesaplamaların işçinin belirtilen dönemde işyerinde çalışıyormuş gibi yapılması ve para ile ölçülebilen tüm değerlerin dikkate alınması gerekir. Bununla birlikte işçinin ancak çalışması ile ortaya çıkabilecek olan arızi fazla çalışma ücreti, hafta tatili ile bayram ve genel tatil günlerinde çalışma karşılığı ücret ile satışa bağlı prim gibi ödemelerin, en çok 4 ay kadar boşta geçen süre içinde ödenmesi gereken diğer haklar kavramında değerlendirilmesi mümkün olmaz.[2]

Örnek; 10.02.2014 tarihinde iş akdi feshedilen işçinin açtığı işe iade davasının sonucunun 15.07.2014 tarihinde kesinleştiği varsayımında, kararda hâkimin 4 aylık çalışmamış süre için ücret ve diğer haklarında ödenmesine karar vermesi durumunda; 11.02.2014 – 10.06.2014 tarihleri arası için aylık prim hizmet bildirgesi düzenlenip SGK’ya bildirilmelidir.

Konu hakkında İşveren Uygulama Tebliğinde[3] aşağıdaki açıklamalar yapılmıştır.

“4857 sayılı İş Kanununun 21 inci maddesine istinaden iş mahkemelerince veya özel hakem tarafından verilen kararlar uyarınca, göreve iadesine karar verilen sigortalı personelin kesinleşen mahkeme veya özel hakem kararının tebliğinden itibaren on işgünü içinde işe başlamak için işverene başvuruda bulunması ve işverenin usulüne uygun daveti üzerine işe başlaması halinde, davete ilişkin tebligatın alındığı tarihin veya

işverenin işçiyi işe başlatmaması halinde, sigortalı personelin işe başlamak için işverene yaptığı başvurusuna ilişkin tebligatın alındığı tarihi,

takip eden ay/dönemin, işyerinin özel nitelikte olması halinde 23’üne kadar, Kuruma, e-Sigorta kanalıyla gönderilmesi veya kağıt ortamında verilmesi halinde yasal süresi içinde verilmiş kabul edilecek ve Kanunun 102 nci maddesinde belirtilen idari para cezası uygulanmayacaktır.”

Şuan itibariyle sadece cari ay prim ve hizmet bildirgeleri internet üzerinden alındığı için bu prim bildirgelerinin kâğıt ortamında elden kuruma verilmesi gerekmektedir.

Yukarıda ki örnekten devam edersek;

-kararın kesinleşmesinden sonra işverene başvuran işçinin işveren tarafından 25.07.2014 tarihinde işe davet edilmesi ve işçinin de işe başlayacak olması durumunda 23.Ağustos’a kadar, (işverenin davetini takip eden ayın 23’üne kadar)

-kararın kesinleşmesinden sonra işverene iş başvurusunu (süresi içinde olmakla birlikte) noter kanalı ile yapan işçinin bu başvurusunun (posta gecikmesi nedeniyle) 01.08.2014 tarihinde işverene ulaşması ve işverenin işçiyi işe başlatmayacak olması halinde 23.Eylül’e kadar, (işçinin tebligatının alındığı ayı takip eden ayın 23’üne kadar)

boşta geçen en çok 4 aylık süreye ilişkin prim hizmet bildirgeleri kağıt ortamında, idari para cezası uygulanmadan Sgk’ya verilebilecektir.

Bu primler; (yukarıdaki sıra ile) işverenin davetini takip eden ayın sonuna kadar ya da işçinin başvurusunu takip eden ayın sonuna kadar kuruma ödenirse yasal süresi içinde ödenmiş kabul edilir.

İşçi işe başlatıldığında bildirim süresine ait (ihbar) ücreti ile kıdem tazminatı peşin olarak ödenmiş ise işçiye ödenecek en çok dört aya kadar olan ücret ve diğer alacaklarından mahsup edileceğinden, Kanunun 80 inci maddesi uyarınca bildirim süresine ait (ihbar) ücret ile kıdem tazminatının prime tabi tutulmaması nedeniyle işçiye işe başlatılması halinde ödenecek en çok dört aya kadar olan ücret ve diğer hakları mahsup edilmemiş haliyle prime tabi tutulacak ve bu süreler prim ödeme gün sayısından sayılacaktır.

Ayrıca kâğıt ortamında verilecek olan aylık prim hizmet bildirgelerinin Sgk memurlarınca sisteme girişi yapılırken daha önce (ilk fesih sırasında) verilmiş olan işten çıkış bildirgeleri iptal edilecektir. Bu durumda işe iade davasını kazanan ve süresi içinde işverene başvurusunu yapan işçiyi işe başlatmayan işveren için (hakim tarafından takdir edilen en çok 4 ay olabilen boşta geçen sürenin son gününe göre) tarihi yeniden hesaplanan işten çıkış bildirgesi verilmelidir. Konuya ilişkin 21.08.2013 tarih 28742 Resmi Gazetede yayınlanan Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik ile değişik 12.05.2010 tarih 27579 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği’nin (Sigortalı işten ayrılış bildirgesi başlıklı) 25. Maddesinin 7’inci bendinde; “4857 sayılı Kanunun 21 inci maddesine istinaden iş mahkemelerince veya özel hakem tarafından verilen kararlar uyarınca, göreve iadesine karar verilen sigortalı personelin kesinleşen mahkeme veya özel hakem kararının tebliğinden itibaren işverenin işçiyi işe başlatmaması halinde sigortalı personelin işe başlamak için işverene yaptığı başvurusuna ilişkin tebligatın alındığı tarihin içinde bulunduğu ayı takip eden ayın sonuna kadar verilen sigortalı işten ayrılış bildirgesi yasal süresinde verilmiş sayılır” açıklaması yapılmıştır.

  1. İşe İade Davası Sonucunda Ödenen Tazminat ve Ücret Ödemelerin Kurumlar Vergisi Yönünden Değerlendirilmesi:

İZMİR Vergi Dairesi Başkanlığı tarafından verilen bir özelge[4] de; “……………….iş sözleşmesinin feshedilmesi işleminin geçersizliğine hükmeden mahkeme kararında işe başlatılmama hali için belirlenen işe iade tazminatlarının ve mahkeme masraflarının Gelir Vergisi Kanununun 40. maddesinin birinci fıkrasının (3) numaralı bendi kapsamında; 4 aylık ücret ödemelerinin ise aynı maddenin birinci fıkrasının (1) numaralı bendi kapsamında kurum kazancının tespitinde gider olarak indirim konusu yapılması mümkün bulunmaktadır.” denilmiştir.

  1. Sonuç:

4857 sayılı İş Kanunu’nun 18. maddesine göre; Otuz veya daha fazla işçi çalıştıran işyerlerinde en az altı aylık kıdemi olan işçinin belirsiz süreli iş sözleşmesini fesheden işveren, işçinin yeterliliğinden veya davranışlarından ya da işletmenin, işyerinin veya işin gereklerinden kaynaklanan geçerli bir sebebe dayanmak zorundadır. Aynı kanunun 20. maddesine göre; fesih bildiriminde sebep gösterilmediği veya gösterilen sebebin geçerli bir sebep olmadığı iddiası ile fesih bildiriminin tebliği tarihinden itibaren bir ay içinde iş mahkemesinde dava açabilir. Eğer mahkeme veya özel hakem feshin geçersizliğine karar vermişse kanunun 21. maddesine göre; işveren, işçiyi bir ay içinde işe başlatmak zorundadır. İşçiyi başvurusu üzerine işveren bir ay içinde işe başlatmaz ise, işçiye en az dört aylık ve en çok sekiz aylık ücreti tutarında tazminat ödemekle yükümlü olur. Ayrıca kararın kesinleşmesine kadar çalıştırılmadığı süre için işçiye en çok dört aya kadar doğmuş bulunan ücret ve diğer hakları ödenir. İşe başlatmama tazminatı Gelir Vergisi Kanununun 40. maddesinin birinci fıkrasının (3) numaralı bendi kapsamında; 4 aylık ücret ödemelerinin ise aynı maddenin birinci fıkrasının (1) numaralı bendi kapsamında gider kabul edilip, kurum kazancından düşülür. İşe başlatmama tazminatından damga vergisi hariç herhangi bir vergi kesintisi yapılmaz. Ancak kararın kesinleşmesine kadar geçen en çok 4 aylık süre için ödenen ücret ve diğer haklardan sgk primi, gelir vergisi, damga vergisi kesintisi yapılmalıdır.

15.06.2015 tarihli Askerlik Nedeniyle Ayrıldığınız İşe Geri Dönemeyebilirsiniz! başlıklı yazımızdaki açıklamaları da dikkate almanızı öneririm.

SMMM – Denetçi

Menderes ÇETİN

(Bu makale Lebib Yalkın Mevzuat Dergisinin Ekim 2014 Sayı 130 da yayımlanmıştır.)

Kaynakça:

-4857 Sayılı İş Kanunu,

-193 Sayılı Gelir Vergisi Kanunu

-12.08.2009 Tarih 272 Seri Numaralı Gelir Vergisi Genel Tebliği,

-04.03.2005 Tarih B.13.2.SSK.5.01.08.00/VIII-031/154443 sayılı 16-330 Ek Ssk Genelgesi,

-01.09.2012 Tarihli İşveren Uygulama Tebliği,

-12.05.2010 Tarihli Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği

 

[1] Yargıtay 9. H.D.30.04.2009 Tarih E No: 2008/20635. K. No:2009/12263 sayılı karar

[2] Yargıtay 9. H.D.18.03.2009 Tarih E No: 2007/38730. K. No:2009/7345 sayılı karar

[3] 01.09.2012 tarih 28398 sayılı Resmi Gazetede yayınlanmıştır

[4] 23.12.2011 tarih B.07.4.GİB.0.35.16.01/176300-ÖZ/703-747 sayılı özelge

Elektronik ortamda Fatura Düzenleyecek ve Defter Tutacak Olan Mükelleflerin Kapsamı Genişletildi

Olcay KıranÖzet

06.06.2008 tarihinde yürürlüğe giren ve 5766 sayılı Kanunun 17 nci maddesiyle değişen Vergi Usul Kanununun Mükerrer 242 inci maddesiyle Maliye Bakanlığı E-Fatura ve E-Defter ile ilgili mevzuatın usul ve esaslarını belirlemeye yetkili kılınmıştı. Maliye Bakanlığı bu yetkiye dayanarak çeşitli tebliğlerle değişiklik yaptığı 397 nolu VUK tebliği ile E-Fatura’ya, 1 Seri Nolu Elektronik Defter Genel Tebliği ile de E-Defter’e ilişkin mevzuatı oluşturmuştu. Bu uygulama kapsamına alınacak mükellefleri de 421 No’lu VUK Tebliği ile belirlemişti. 20.06.2015 tarihinde yayınlanan 454 seri no’lu VUK tebliği ile bu kapsam ilk defa genişletilmiş oldu. Kapsamın ilerleyen dönemlerde daha da genişletileceği öngörülmektedir.

1- E-Fatura ve E-Defter Uygulamasıe-fatura

Yaşadığımız son yüzyılla birlikte hızla değişen teknoloji, artık baş döndürücü  ve takip edilmesi bile zor bir hızla değişmekte ve sürekli başka bir şeye devinmektedir. Şüphesiz en büyük teknolojik değişim iletişim alanında yaşanmaktadır. İletişim teknolojisi, bırakın bir asır öncesini, üç-beş yıl öncesinde bile tahmin edilemeyecek yerlere gelmesi, internet vasıtasıyla bilgi ve belgelerin dünya çapında ışık hızında taşınması, dolayısıyla ekonominin artık neredeyse sanal ortama taşınmış olması, tüm dünyayı olduğu gibi ülkemizi de değişen bu yeni ortama hızla adapte olmaya zorlamaktadır. Bu zorunluluğun başlıca nedenlerini;

– Özellikle büyük işletmeler başta olmak üzere tüm ekonomik aktörlerin ticari iş ve işlemlerinin çokluğu ve karmaşıklığı gibi nedenlerle verginin güvence altına alınmasında zorluk çekilmesi,

– Kağıt ortamında düzenlenen ticari belgelerin artık çevre sorunlarına yol açması,

– İletişimin saniyeler içinde dünyayı defalarca turlaması karşısında hala kağıt ortamında oluşturulan iletişim formatının ekonomiyi ve işletmeleri yavaşlatması,

– Ekonominin kayıt altına alınması,

şeklinde sıralayabiliriz.

Maliye Bakanlığı aldığı yetkiye istinaden bu konuda bir dizi düzenleme yapmıştır. E-Fatura’ya ilişkin usul ve esasları çeşitli tebliğlerle değişen 397 seri no’lu VUK Tebliği ile E-Deftere ilişkin usul ve esasları ise 1 seri no’lu Elektronik Defter Genel Tebliği ile düzenlemiştir.

Hem E-Fatura hem de E-Defter uygulaması kapsamına alınan mükellefler ise 421 Seri no’lu VUK Tebliği ile belirlenmiş olup, bu kıstaslar;

a) 04.12.2003 tarihli ve 5015 sayılı Petrol Piyasası Kanunu kapsamında madeni yağ lisansına sahip olanlar ile bunlardan 2011 takvim yılında mal alan mükelleflerden 31.12.2011 tarihi itibariyle asgari 25 Milyon TL brüt satış hasılatına sahip olanlar.

b) 06.06.2002 tarihli ve 4760 sayılı Özel Tüketim Vergisi Kanununa ekli (III) sayılı listedeki malları imal, inşa veya ithal edenler ile bunlardan 2011 takvim yılında mal alan mükelleflerden 31.12.2011 tarihi itibariyle asgari 10 Milyon TL brüt satış hâsılatına sahip olanlar,

şeklinde belirlenmişti.

2- Kapsam Genişletiliyor

20.06.2015 tarihli resmi gazete ile yayınlanan 454 seri no’lu VUK tebliği ile bu kapsam ilk defa genişletilmiş oldu. Bu genişlemenin ilerleyen dönemlerde de devam edeceği beklenmektedir. Yeni düzenlemeye göre;

a) 2014 veya müteakip hesap dönemleri brüt satış hasılatı 10 Milyon TL ve üzeri olan mükellefler.

b) Özel Tüketim Vergisi Kanununa ekli I sayılı listedeki malların imali, ithali, teslimi vb. faaliyetleri nedeniyle Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK)’ndan lisans alan mükellefler. Bayilik lisansı olanlar, münhasıran bu lisansa sahip olmaları nedeniyle bu bent kapsamında değerlendirilmeyecektir.

c) Özel Tüketim Vergisi Kanununa ekli III sayılı listedeki malları imal, inşa ve ithal eden mükellefler

e-fatura ve e-defter uygulamasının kapsamı içine alınmış oldular. Bu yeni duruma göre kapsama alınan mükelleflerin uygulaya geçiş tarihleri ile ilgili takvim aşağıdaki şekilde işleyecek:

1. (a) bendine göre uygulamaya dahil olanlar belirlenen haddi aştıkları döneme ait kurumlar vergisini verdikleri yılı takip eden takvim yılının başından itibaren,

Örneğin; 

(A) A.Ş. 2015 hesap dönemi sonu itibarıyla 10 Milyon TL brüt satış hâsılatını aşmıştır. Bu durumda (A) A.Ş.’nin 31.12.2016 tarihine kadar (bu tarih dahil) gerekli başvuruları yapıp hazırlıklarını tamamlayarak 01.01.2017 tarihinden itibaren elektronik defter tutmak ve e-Fatura uygulamasına geçmek zorundadır.

2. (b) ve (c) bentlerinde sayılanlar ise;

    i) Bu Tebliğin yayım tarihinden önce lisans alan veya mükellefiyet tesis ettirenler 01.01.2016 tarihinden itibaren,

   ii) Bu Tebliğin yayım tarihinden sonra lisans alan veya mükellefiyet tesis ettirenler ise, lisans aldıkları ya da mükellefiyet tesis ettirdikleri tarihi izleyen hesap döneminin başından itibaren,

   iii) Lisans ya da mükellefiyet tesis tarihi ile izleyen hesap dönemi arasındaki sürenin üç aydan kısa olması halinde isteyen mükellefler bir sonraki hesap döneminin başından itibaren, elektronik defter tutabilecekler ve e-Fatura uygulamasına geçebileceklerdir.

Örnek 1: (C) A.Ş. ÖTV I sayılı listedeki mallara ilişkin teslim faaliyetinde bulunması sebebiyle EPDK’ dan 05.05.2012 tarihinde lisans almıştır. Buna göre, bu Tebliğin yayım tarihinden önce lisans alan (C) A.Ş.’nin 31/12/2015 tarihine kadar (bu tarih dahil) gerekli başvuruları yapıp hazırlıklarını tamamlayarak 01.01.2016 tarihinden itibaren elektronik defter tutmak ve e-Fatura uygulamasına geçmek zorundadır.

Örnek 2: (E) A.Ş. ticari faaliyeti ile ilgili olarak 05.05.2016 tarihinde bağlı bulunduğu vergi dairesine başvurarak Özel Tüketim Vergisi Kanununa ekli III sayılı listeden dolayı mükellefiyet tesis ettirmiştir. Buna göre, bu Tebliğin yayım tarihinden sonra ÖTV III sayılı listedeki mallar nedeniyle mükellefiyet tesis ettiren (E) A.Ş.’nin, e-fatura ve e-defter uygulamasına geçmek için 31.12.2016 tarihine kadar (bu tarih dahil) gerekli başvuruları yapıp hazırlıklarını tamamlayarak 01.01.2017 tarihinden itibaren elektronik defter tutmak ve e-Fatura uygulamasına geçmek zorundadır.

Örnek 3: (F) A.Ş. ticari faaliyeti ile ilgili olarak 05.10.2015 tarihinde bağlı bulunduğu vergi dairesine başvurarak Özel Tüketim Vergisi Kanununa ekli III sayılı listeden dolayı mükellefiyet tesis ettirmiştir. Bu durumda, bu Tebliğin yayım tarihinden sonra ÖTV III sayılı listedeki mallar nedeniyle mükellefiyet tesis ettiren (F) A.Ş., mükellefiyet tesis tarihi ile izleyen hesap döneminin başlangıcı olan 01.01.2016 tarihi arasındaki sürenin üç aydan kısa olması nedeni ile 31.12.2015 tarihine kadar (bu tarih dahil) gerekli başvuruları yapıp hazırlıklarını tamamlayarak 01.01.2016 tarihinden itibaren elektronik defter tutup  ve e-Fatura uygulamasına geçebileceği gibi; söz konusu uygulamalara 31.12.2016 tarihine kadar (bu tarih dahil) gerekli başvuruları yapıp hazırlıklarını tamamlayarak 01.01.2017 tarihinden itibaren de geçebilecektir.

Olcay KIRAN

SMMM & Bağımsız Denetçi