E-Arşiv Fatura Uygulaması Hakkında Açıklamalar

433 Sıra No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği ile e-Arşiv Faturası uygulaması hayata geçmiş ve Tebliğ kapsamında belli mükellef gruplarına e-Arşiv Fatura uygulamasına geçme zorunluluğu getirilmiştir.

Günümüzde perakende satış yapan birçok firmanın internet üzerinden mal ve hizmet satışı yaptığını görmekteyiz. Bu firmalardan ilgili tebliğ kapsamındaki şartları sağlayanlar 01.01.2016 tarihi itibariyle e-arşiv fatura uygulamasına geçmişlerdir.

Aşağıda GİB tarafından e-arşiv fatura uygulaması konusunda yapılan açıklamalar yer almakla birlikte buna bir ilavede biz yapmak istiyoruz.

Şöyle ki; E-arşiv fatura uygulamasında düzenlenen faturaların VUK hükümlerine ve 433 nolu VUK Genel Tebliğinin “7- Belgelerin Alıcılarına Teslimi” başlıklı bölümünde yapılan açıklamalara göre; faturaların baş tarafında iş sahibinin veya namına imzaya mezun olanların imzasının bulunması mecburidir.

 

Vergi mükellefi olmayanlara düzenlenen ve kâğıt ortamında teslim edilen e-arşiv faturanın (fatura aslı yerine geçen kâğıt çıktısının) üzerinde iş sahibinin veya namına imzaya mezun olanların imzasının bulunması zorunludur.

 

E-Arşiv Fatura Uygulaması Sırasında Dikkat Edilecek Hususlar

E-Arşiv Fatura Uygulamasına kayıtlı olan mükelleflere, e-Fatura uygulamasına kayıtlı olmayan diğer tüm müşterilerine de (nihai tüketiciler ile e-fatura sistemine kayıtlı olmayan vergi mükelleflerine) bu uygulama kapsamında elektronik ortamda fatura oluşturma, muhafaza / ibraz etme ve alıcının talebine göre elektronik ya da kağıt ortamda sunma imkanı getirilmiştir.

Başkanlığımıza intikal eden sorular nedeniyle uygulamaya ilişkin bazı hususların açıklığına kavuşturulması amacıyla aşağıdaki açıklamaların yapılmasına ihtiyaç duyulmuştur.

1-    E-Arşiv Fatura Uygulamasına kayıtlı mükellefler, tüm satışları için e-Fatura ya da e-Arşiv Fatura düzenlemek zorunda olmayıp, vergi mevzuatının izin verdiği hallerde Perakende Satış Fişi de düzenleyebilirler.

2-    E-Arşiv Uygulamasına kayıtlı mükelleflerin, müşterilerine düzenleyecekleri e-Arşiv Faturalarında da kağıt fatura düzeninde olduğu gibi Vergi Usul Kanunu uyarınca müşterinin adı, ticaret unvanı, adresi varsa vergi dairesi ve hesap numarası ( Vergi Kimlik Numarası veya T.C. Kimlik Numarası ) bilgilerine yer vermesi gerekmektedir. Vergi mükellefi olan ve alacağı faturayı Vergi Usul Kanunu uyarınca tevsik edici belge olarak kullanacakların vergi dairesi ve hesap numarası bilgilerini satıcıya bildirilmesi zorunludur. Ancak vergi mükellefi olmayan nihai tüketicilere düzenlenecek faturalarda vergi dairesi ve vergi kimlik numarası veya T.C. Kimlik Numarası bilgilerine yer verilmesi zorunluluğu bulunmamaktadır. Bu nedenle; vergi mükellefi olmayan nihai tüketici mahiyetindeki müşteriler tarafından T.C. Kimlik Numarası bilgilerinin paylaşılmak istenmediği hallerde, e-Arşiv Faturalarında alıcı hesap numarası alanına “11111111111” girilebilecektir. Ayrıca vergi mükellefiyeti bulunmayan nihai tüketici mahiyetindeki müşterilerin satıcıya bildirdiği bilgilerin satıcı tarafından doğruluğunun sağlanması sorumluluğu bulunmadığından satıcının bir yükümlülüğü bulunmamaktadır.

3-    E-Arşiv Faturası düzenleyen mükellefler, uygulama kapsamında düzenleyecekleri e-Arşiv Faturalarını, müşterinin tercih ettiği teslim yöntemine göre, kağıt ya da elektronik ortamda teslim edeceklerdir. Bir başka ifade ile e-Arşiv Faturalarının elektronik ortamda iletilmesi amacıyla müşteriden elektronik posta adresinin istenilmesi zorunluluğu ve müşterinin de bu bilgiyi vermesi zorunluluğu bulunmamaktadır. E-arşiv Faturasını kağıt ortamda isteyen mükellef / müşterilere e-Arşiv faturası kağıt ortamda teslim edilecektir.

4-    İnternet satışları kapsamında vergi mükellefi olmayanlara düzenlenecek e-Arşiv Faturalarının elektronik ortamda iletilmesi zorunluluğu bulunmakta olup, söz konusu faturaların kağıt çıktısı malın sevki sırasında malın yanında bulundurulacaktır.

5-    E-Arşiv Uygulaması kapsamında oluşturulan faturanın, alıcısına kâğıt olarak gönderilen veya elektronik ortamda iletilen şekli belgenin aslı, düzenleyen tarafından muhafaza edilen elektronik hali ise ikinci nüsha hükmündedir. Dolayısıyla e-fatura kayıtlı kullanıcısı olmayan vergi mükellefleri söz konusu faturaları, kendilerine iletim yöntemine uygun olarak muhafaza ve ibraz etmek zorundadırlar. Diğer taraftan vergi mükellefi olmayan nihai tüketicilere düzenlenen faturaların iletiminin elektronik ortamda olması halinde vergi kanunlarına göre muhafaza ödevi bulunanlar elektronik ortamda aldıkları faturaların muhafazasını da elektronik ortamda yapmak zorundadır.

6-    Kendilerine e-Arşiv Faturası düzenlenen mükellefler ve nihai tüketiciler istemeleri halinde, http://www.efatura.gov.tr/earsivsorgula.html adresinden, fatura tarihini izleyen ayın 16 ncı gününden itibaren faturalarının durumunu sorgulayabileceklerdir.

7-    E-Arşiv Fatura uygulaması kapsamında fatura düzenleme izni verilen mükelleflerin listesine http://www.efatura.gov.tr/earsivkayitlikullanicilar.html adresinden ulaşabilirsiniz.

Reklamlar

E-Faturada Seri Numarası Atlanırsa…

Vesilkalık-2

397 Sıra no’lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği ile getirilen e-Fatura Uygulamasına kayıtlı kullanıcı sayısı Ocak 2016 dönemi itibariyle 49.000’ e yaklaşmaktadır. E-fatura uygulamasının ticari hayatımızda çok yeni oluşu, kullanıcıların e-fatura düzenleme sistemleri üzerinde yeterince tecrübe sahibi olmayışı, (uygulamanın ilk başladığı dönemlere nispeten azalma olduğu görülse de) e-faturanın düzenlenmesi sırasında bazı hataların yapılmasına sebep olabilmektedir.

Yapılan hatalardan birisi, yıl geçişleri sırasında yeni yıl için düzenlenen ilk e-fatura üzerindeki müteselsil numaranın birden başlayarak devam ettirilmemesidir. Örneğin; 2015 yılında kesilen son e-faturanın seri numarasının 2015000005679 olması ve 2016 yılı için kesilen ilk e-faturanın seri numarasın 2016000000001 olması gerekirken 2016000005680 olarak düzenlenmesi halinde müteselsil yapının bozulması yapılan bir hatadır. Bu durumda 2016 yılı için (2016000000001 ila 2016000005679 arasındaki) ilk 5679 adet fatura atlanmış, hiç düzenlenmemiş olacaktır.

Böyle bir durumda yapılması gereken ne olmalıdır?

E-fatura uygulamasında; fatura numarasındaki üç haneli birim koddan sonraki müteselsil numaranın ilk dört hanesi faturanın düzenlendiği yılı kalan dokuz hane ise müteselsil numarayı ifade etmektedir. Örneğin 2016 yılında düzenlenen ilk faturanın müteselsil numarasının 2016000000001 olması gerekmektedir. Birden fazla seri/ön ek kullanılması durumunda her seri kendi içerisinde numara/tarih müteselsilliğini sağlamalıdır.

397 Sıra No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğine göre “e-fatura” yeni bir belge olmayıp, kâğıt fatura ile aynı hukuki niteliklere sahiptir.

Kâğıt fatura 213 sayılı Vergi Usul Kanununda tanımlanmış olup bu kanunun “Faturanın nizamı” başlıklı 231’inci maddesinin 1 numaralı fıkrasında;

Faturaların sıra numarası dahilinde teselsül ettirileceği aynı müessesenin muhtelif şube ve kısımlarında her biri aynı numara ile başlamak üzere ayrı ayrı fatura kullanıldığı takdirde bu faturaları şube ve kısımlarına göre şube veya kısmın isimlerinin yazılması veya özel işaretle seri tefriki yapılması mecburi olduğu hükmü yer almaktadır.

Bu açıklamalara göre; E-Fatura yeni bir belge türü olmayıp, kâğıt fatura ile aynı hukuki niteliklere sahip olduğundan “Fatura Nizamı” başlıklı 231’inci maddede belirtilen usul ve şartlara uyulması gerekmektedir. Bir başka ifade ile e-faturanın da sıra numarası dahilinde teselsül ettirilmesi gerekmektedir. Bununla birlikte; olayın gerçek mahiyetinin ispatı açısından, e-fatura yazılımınızın imkan vermesi halinde atlanılan numaralara iptal kaydının düşülmesi mümkün bulunmaktadır.

Öte yandan, GİB Merkez üzerinden başarılı olarak geçen tüm e-faturalara ait belge numaraları merkezce kayıt altına alındığından, bu belgelerin daha önce elektronik ortamda düzenlenip düzenlenmediği tespit  edilebilir durumda olduğundan, ayrıca bir işlem yapılmasına gerek bulunmamaktadır.

Menderes ÇETİN

SMMM – Denetçi

 

E-Defter Uygulamasında Olanlarda Nev-i Değişikliği Halinde Yapılması Gerekenler

E-defter uygulaması kapsamında olan bir mükellefin nev-i değiştirmesi halinde bu kapsamda yapması gerekenler aşağıda açıklanmıştır. Bilanço usulüne göre defter tutan ticari kazanç sahibi gerçek kişi mükellefler için de aynı uygulamaların yapılması gerekmektedir.

e-Defter uygulamasına kayıtlı bir kullanıcı, nevi değişikliğine gitmesi halinde 15 gün içerisinde, nevi değişikliğine ilişkin ticaret sicil gazetesinin fotokopisi ve durumu izah eden bir dilekçe ile Gelir İdaresi Başkanlığı’nın Yeni Ziraat Mah. Etlik Cad. No:16 Dışkapı/ANKARA adresine posta yoluyla bildirmesi, yeni unvana ait mali mühür temini için de Kamu Sertifikasyon Merkezinin http://mm.kamusm.gov.tr/ adresinden elektronik ortamda başvurması gerekmektedir.

-Yeni vergi kimlik numarası için talep edilen mali mührün mükellefin eline ulaşması ile birlikte http://edefter.gov.tr/edefterbasvuru.html web sitesinden yeni kimlik numarası için elektronik defter başvurusu yapılmalıdır.

-Başvuru da elektronik defter başlangıç tarihi, en erken bir sonraki izleyen ay olarak seçilmekte yani nevi değişikliğinin olduğu tescil tarihi e-Defter başlangıç tarihi olarak seçilememektedir. Yeni nevi’nin elektronik defter başlangıç tarihinin, tescil tarihine çekilebilmesi için elektronik defter başvurusunun yapıldığı ve tarih revizesinin yapılması gerektiği edefter@gelirler.gov.tr adresine elektronik posta gönderilerek bildirilmelidir.

-Bunun ardından GİB e-defter sisteminde yeni nevi için yapılan başvurunun elektronik defter başlangıç tarihi tescil tarihine göre güncellenecektir.

-Bu yeni başvuru ile birlikte mükellefin eski vergi kimlik numarası ve yeni kimlik numarası olmak üzere iki adet e-defter hesabı olacağından, mükellef nevi değişikliğinin gerçekleştiği tarihten önceki ay kesrine ait eski unvan ve vergi kimlik numaralı defter ve beratını oluşturması gerekmektedir. Oluşturulan defterlerin tarih aralığı, mükellefin eski unvanına ilişkin hesap döneminin son ayına tekabül edeceğinden beratlar GİB e-Defter uygulamasına, Kurumlar Vergisi beyannamesinin (Hesap döneminin başından, nevi değişikliğinin gerçekleştiği tarihe kadar ki hesap dönemine ait kurumlar vergisi beyannamesi) verildiği ayın son gününe kadar (2 Sıra No’lu Elektronik Defter Genel Tebliği) gönderilmelidir.

Bu gönderim yapıldığında da edefter@gelirler.gov.tr adresine bilgilendirme yapılmalıdır. 

Nevi değişikliğinden önceki döneme ait son beratların gönderilmesi ile eski vergi kimlik numaralı e-defter kullanıcı hesabı GİB tarafından kapatılacak ve mükellef nevi değişikliği sonrasında açılan yeni kullanıcı hesabı ile elektronik ortamda beratlarını iletmeye devam edebilecektir.

– Ayrıca nevi değişikliğinin gerçekleştiği tarihten sonraki ay kesrine ait yeni unvan ve vergi kimlik numaralı defterlerin oluşturulup ilgili ayı izleyen üçüncü ayın son gününe kadar (2 Sıra No’lu Elektronik Defter Genel Tebliğinde belirtilen süreler) beratların GİB e-Defter Uygulamasına gönderilmesi gerekmektedir.

Örneğin, 7 Ocak 2015 tarihinde gerçekleşen Nevi değişikliğinde eski vergi kimlik numarası ve unvana ilişkin defter ve berat 01 Ocak – 07 Ocak 2015 tarihlerini kapsamalıdır. Bu tarihleri kapsayan eski vergi kimlik numarası ve unvana ilişkin defterler, eski unvanın hesap döneminin son ayına tekabül edeceğinden beratları yasal süre olan kurumlar vergisi beyannamesinin (Hesap döneminin başından, nevi değişikliğinin gerçekleştiği tarihe kadar ki hesap dönemine ait kurumlar vergisi beyannamesi) verildiği ayın son gününe kadar GİB e-Defter uygulamasına gönderilmelidir.

Nevi değişikliğinden sonra yeni VKN ve unvana ilişkin defter ve berat 07 Ocak – 31 Ocak 2015 tarihlerini kapsamalıdır. Bu tarihleri kapsayan yeni vergi kimlik numarası ve unvana ilişkin defterlerin beratları yasal süre olan ilgili ayı izleyen üçüncü ayın son gününe kadar tarihine kadar GİB e-Defter uygulamasına gönderilmelidir.

Teknoloji Bölgelerinde Sipariş Üzerine Yapılan Yazılımlardan Elde Edilen Kazançlar

Vesilkalık-2

 

Teknoloji bölgelerinde faaliyet gösteren firmalar müşterileri ile tamamlanması birkaç ay/yıl sürebilecek olan yazılım üretimi anlaşmaları yapabilmektedir. Böyle bir durumda işin karşılığı olarak sözleşme süresince tahsilatlar ve harcamalar yapabilmektedirler.

Peki bu tahsilatlar için fatura kesilmesi gerekecek midir? Ya da yapılan harcamalar dönem maliyeti olarak değerlendirilebilecek midir?

1 Seri no.lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliğinin “5.12.2.2. Yazılım ve Ar-Ge faaliyetlerinden elde edilen kazançlarda kurumlar vergisi istisnasının kapsamı” başlıklı kısmında; ”………… teknoloji geliştirme bölgelerinde faaliyet gösteren mükelleflerin, münhasıran bu bölgedeki yazılım ve Ar-Ge faaliyetlerinden elde ettikleri kazançlar, faaliyete başlanılan tarihten bağımsız olmak üzere,  31/12/2023 tarihine kadar kurumlar vergisinden istisna edilmiştir.

Aynı tebliğin “5.12.2.2.1. İstisna kapsamına giren faaliyetler” kısmında yapılan tanımlama aşağıda bahsedilen Teknoloji Gel. Kanunu uygulama yönetmeliğinde de aynen yer almıştır. Teknoloji Geliştirme Kanunu Uygulama Yönetmeliğinin tanımlar bölümünde Ar-Ge ve Yazılım kavramları aşağıda belirtildiği şekilde ifade edilmiştir;

a)Araştırma ve Geliştirme (Ar-Ge): Araştırma ve geliştirme, kültür, insan ve toplumun bilgisinden oluşan bilgi dağarcığının artırılması ve bunun yazılım dahil yeni süreç, sistem ve uygulamalar tasarlamak üzere kullanılması için sistematik bir temelde yürütülen yaratıcı çalışmaları,

b)Yazılım: Bir bilgisayar, iletişim cihazı veya bilgi teknolojilerine dayalı bir diğer cihazın çalışmasını ve kendisine verilen verilerle ilgili gereken işlemleri yapmasını sağlayan komutlar dizisinin veya programların ve bunların kod listesini, işletim ve kullanım kılavuzlarını da içeren belgelerin, belli bir sistematik içinde, tasarlama, geliştirme şeklindeki ürün ve hizmetlerin tümü ile bu ürün ya da mal ve hizmetlerin lisanslama, kiralama ve tüm hakları ile devretme gibi teslim şekillerinin tümünü,

kapsamaktadır.

KVK 1 nolu tebliğinin; “5.12.2.4. İstisna kazanç tutarının tespiti” başlıklı kısmında;4691 sayılı Kanunun geçici 2 nci maddesinde yer alan istisna, bir kazanç istisnası olup istisna kapsamındaki faaliyetlerden elde edilen hasılattan bu faaliyetler nedeniyle yüklenilen gider ve maliyet unsurlarının düşülmesi sonucu bulunacak kazancın tamamı kurumlar vergisinden istisna olacaktır.

İstisna kazancın ve bu bağlamda kurumlar vergisi matrahının tespiti açısından, Kanun uygulaması kapsamında bulunan ve bulunmayan hasılat, maliyet ve gider unsurlarının ayrı ayrı izlenmesi ve istisna kapsamında olan faaliyetlere ait hasılat, maliyet ve gider unsurlarının, diğer faaliyetlerle ilişkilendirilmemesi ve kayıtların da bu ayrımı sağlayacak şekilde tutulması gerekmektedir.

Kanun uygulaması kapsamında istisna olan faaliyetlerin zararla sonuçlanması halinde, bu zararların istisna kapsamında olmayan diğer faaliyetlere ilişkin kazançlardan indirilmesi mümkün değildir.”

açıklamaları yapılmıştır.

Bu açıklamalara göre bölgede faaliyet gösteren (yazılım üretimi yapan) firmanın müşterisi ile yaptığı uzun süreli sözleşmeye göre her ay sonunda ya da (proje süresi içinde) sözleşmede belli edilmiş olan dönemlerde oluşan masrafları karşılığında tahsilat yapması halinde; tahsil ettiği bu tutarları avans olarak kaydetmesi, fatura kesmemesi gerekmektedir. Çünkü mevzuatımıza göre; fatura düzenlenmesi, mal teslimi ya da hizmet ifasına bağlanmıştır. Tahsilat yapılması fatura kesilmesini zorunlu kılmamaktadır.

Ar-ge ve Yazılım tanımlarını incelediğimizde bunların belli bir üretim sürecini/prosesini gerektirdiği anlaşılmaktadır.  Bu durumda üretim sonucu elde edilen çıktının (yazılımın) maliyeti de ancak bu süre sonunda net olarak belli olmalıdır. Tabi ki üretim sürecinin belli aşamalara (modüllere) bölünmesi ve bu bölümler (modüller) itibariyle yapılan/katlanılan harcamaların tam olarak tespit edilmesi halinde de bu kısımlara isabet eden maliyetlere ulaşılabilmelidir. Aynı aşamalar (modüller)  için müşteriye teslim yapılması ve fatura kesilmesi halinde, bu aşamada oluşan gelir gider arasındaki pozitif fark istisnaya konu edilebilmelidir.

Eğer böyle bir durum yoksa proje süresince oluşan masrafların projenin tamamlanma anında maliyetlere aktarılmak üzere aktif hesaplarda (yatırımlarda) takip edilmesi ve proje teslimi anında kesilen gelir faturası ile karşılaştırılarak kar/zarar hesabı yapılması gerekmektedir.

Menderes ÇETİN

SMMM – Denetçi

Aktiflerde İki Tam Yıl Bulunan Taşınmaz Satış İstisnasında Dikkat Edilecek Hususlar

Olcay Kıran

1. Giriş

İşletmelerin aktiflerinde iki tam yıl bulundurdukları taşınmazların satışı hem kurumlar vergisinden hem de katma değer vergisinden istisna edilmiştir. İstisnanın amacı kurumların bağlı değerlerinin ekonomik faaliyetlerde daha etkin bir şekilde kullanılmasına olanak sağlanması ve kurumların mali bünyelerinin güçlendirilmesidir. Bu makalemizde aktifte kayıtlı taşınmazların satışı ile ilgili olarak Kurumlar Vergisi ve Katma Değer Vergisi Kanunu ile sağlanan vergisel avantajlarla ilgili uygulamada karşılaşılan bazı özellikli durumları üzerinde duracağız.

2. Kurumlar Vergisi Kanunu Açısından Değerlendirilmesi

2.1. İstisnanın Uygulama Esasları

Kurumlar Vergisi Kanununun 5/(1)-e maddesi gereğince kurumların, en az iki tam yıl süreyle aktiflerinde yer alan taşınmazlar ve iştirak hisseleri ile aynı süreyle sahip oldukları kurucu senetleri, intifa senetleri ve rüçhan haklarının satışından doğan kazançların % 75’lik kısmı kurumlar vergisinden istisna edilmektedir. Taşınmaz satışının kurumlar vergisinden istisna edilmesi için aşağıdaki şartların yerine getirilmiş olması gerekmektedir.

1-   İstisnaya konu olan satışın, Türk Medeni Kanununda “Taşınmaz” olarak tanımlanan ve esas niteliği bakımından bir yerden başka bir yere taşınması mümkün olmayan, dolayısıyla yerinde sabit kıymet olması gerekmektedir.

2-   İstisna uygulamasına konu olacak taşınmazların en az iki tam yıl (730 gün) süreyle kurumun aktifinde yer alması, diğer bir ifadeyle kurumun bu taşınmaza iki tam yıl süreyle bilfiil sahip olması gerekmektedir. (Aktifte iki tam yılın tespiti ile ilgili makalemizi inceleyiniz : Gayrimenkullerde İktisap Tarihinin Önemi – Menderes Çetin)

3-   Taşınmazlar satışında kazanç, satış işlemi ile birlikte doğacağından, satış işlemi ister peşin isterse vadeli olarak yapılmış olsun istisna, satışın yapıldığı dönemde uygulanacaktır. Ancak istisna olarak dikkate alınan satış kazancı kısmı satışın yapıldığı yılı izleyen hesap döneminin başından itibaren kazancın beyan edildiği döneme ait kurumlar vergisi beyannamesinin verildiği tarihe kadar pasifte özel bir fon hesabına alınması gerekmektedir.

2.2. Menkul kıymet veya taşınmaz ticareti ve kiralanmasıyla uğraşan kurumların bu amaçla ellerinde bulundurdukları taşınmazların durumu

Esas iştigal konusu, taşınmaz alım satımı ve/veya kiralaması olan işletmelerin, bu amaçla ellerinde bulundurdukları değerlerin satışı istisna kapsamı içinde sayılmamaktadır. Burada sorulması gereken önemli sorular şunlardır:

1) Taşınmazı elinde bulunduran işletmenin iştigal konularında taşınmaz ticareti veya kiralamasının olup olmadığı,

2) Satışa konu olan taşınmazın, aktiflerde satış amaçlı veya kira geliri elde etme amaçlı tutulup tutulmadığıdır.

Vergi idaresinin çeşitli özelgelerinde de paylaştığı görüş, ana faaliyet konuları arasında inşaat, taşınmaz alım satımı gibi taşınmaz ticareti yapılacağına ilişkin bir hüküm bulunan veya fiilen taşınmaz ticareti faaliyetinde bulunan şirketlerin anılan istisnadan faydalanması mümkün olmayacağı yönündedir. Dolayısıyla ana sözleşmede bu yönde hüküm bulunan işletmelerin yaptıkları taşınmaz satışlarının akıbetinin iyi değerlendirilmesi gerekmektedir. [1]

Diğer taraftan, ana faaliyeti taşınmaz ticareti ve/veya kiralanması olan veya ana sözleşmesinde buna yönelik maddeler bulunup diğer faaliyet konularında taşınmaz ticareti bulunan mükelleflerin sattıkları taşınmazların, satmak veya kiraya geliri elde amaçlı elde tutulmuş olmaması durumunda, bu taşınmaz satışları istisna konusuna girmektedir.[2] Ancak, özellikle kira geliri elde edilen taşınmazların, istisna kapsamında değerlendirilmemesi gerekmektedir.

Burada bir hususa daha dikkat çekmek gerekiyor. Satışında istisnaya tabi tutulacak taşınmazın işletme faaliyetlerinde kullanılıyor olması gerektiğidir. Örneğin, şirket faaliyetlerinin yürütülmesinde kullanılan bir taşınmazın yanında, değer kazancı elde etmek için elde tuttuğunuz fakat faaliyetlerinizde kullanılmayan, amortismana tabi taşınmazlar mevcut ise bu taşınmazların satışından elde edilen kazanca istisna uygulanılmaması gerekmektedir. Diğer bir anlatımla, satış amacıyla elde tutulan taşınmazlar, işletme faaliyetlerinde kullanılmadığı için amortisman uygulamasına tabi tutulmaması gerekmemektedir.

3. Katma Değer Vergisi Kanunu Açısından Değerlendirilmesi

Katma Değer Vergisinin 17/4-r maddesi gereğince işletme aktifinde 2 tam yıl ve üzerinde yer alan taşınmazların satışı vergiden istisnadır. Bu istisnanın uygulanmasında özellikli durum, istisnaya tabi tutulan duran varlığın alımında yüklenilen KDV’nin durumudur. Satışı yapılan taşınmazın aktife girdiği tarihte yüklenilen kdv, satışın yapıldığı tarihe kadar indirim yoluyla giderilememiş ise indirilemeyen kısım satışın yapıldığı dönem KDV beyannamesinde ilave edilecek KDV olarak dikkate alınmak suretiyle gider ya da maliyet unsuru olarak dikkate alınacaktır. Bir diğer anlatımla, ilgili taşınmazın alışı ile satışı arasında KDV tahakkuk etmemiş olması durumunda alışa ilişkin KDV telafi edilmek üzere satışın yapıldığı dönem KDV beyannamesine “İlave Edilecek KDV”  satırına eklenecektir. Aradaki dönemde KDV tahakkuk etmiş olmakla birlikte, tahakkuk eden KDV’nin taşınmaz alışındaki KDV’den daha az olması durumunda, yalnız tahakkuk eden KDV ile alış KDV’si arasındaki fark telafi edilecektir.

4. Sonuç

Aktifte iki tam yıldan fazla yer alan taşınmazların satışı hem Kurumlar Vergisinden hem de Katma Değer Vergisi istisnasına tabidir. Ancak, konu hakkında bazı özellikli hususların iyi anlaşılması gerekmektedir. Aksi takdirde, istisnaya tabi tutulması nedeniyle vergi kaybına neden olunması durumunda mükellefler için cezalı tarhiyatlar söz konusu olabilecektir. Bu nedenle mükelleflerin, işletme faaliyetlerinde kullanılmayan, alım satım amaçlı elde tutulan duran varlıklarının istisnaya tabi tutulmaması konusunda daha dikkatli olmaları gerekmektedir.

[1] 23.02.2012 tarih ve B.07.1.GİB.4.34.16.01-KVK 5-703 sayılı özelge

[2] 28.05.2014 tarih ve 62030549-125[5-2013/405]-1474 sayılı özelge

İşveren Prim Alacaklarıda 4(b) Kapsamındaki Borçlara Mahsup Edilebilir

Vesilkalık-2

 

Sosyal Güvenlik Kurumu 20.10.2014 tarih 2014-28 – Geçersiz Sigortalılık Statüsünde Yatan Primlerin Geçerli Sigortalılık Statüsüne Aktarma İşlemleri konulu genelgesi ile aynı zaman için birden fazla kapsamda sgk primi ödenmiş (hizmetlerin çakışması) olması halinde geçerli olan kapsam dışında kalan primlerin ilgiliye iade edilmesi ile açıklamalar yapılmıştır.

2014-28 sayılı Genelgeye göre;

5510 sayılı Kanunun 2008 yılı Ekim ayı başında yürürlüğe giren 53 üncü maddesinin birinci fıkrası ile sigortalıların 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (a), (b) ve (c) bentlerinde yer alan sigortalılık hallerinden birden fazlasına aynı anda tabi olmasını gerektirecek şekilde çalışmaları halinde; öncelikle (4/c) kapsamında, (4/c) kapsamında çalışması yoksa ilk önce başlayan sigortalılık ilişkisi esas alınarak işlem yapılmakta iken 6111 sayılı Kanunla 1.3.2011 tarihinden itibaren yapılan değişiklik ile sigortalıların (4/a) ve (4/b) sigortalılık statülerine tabi olacak şekilde çalışmaları halinde (4/a) kapsamındaki sigortalılık geçerli sayılmıştır.

Buna göre, aynı anda birden fazla sigortalılık statüsüne tabi olunması halinde geçerli olan sigortalılık statüsü öncelikle yukarıda belirtilen genel hükümler doğrultusunda belirlenecektir.

Aynı anda her iki sigortalılık statüsüne tabi prim ödendiğinin anlaşılması halinde prim aktarımı yapılmayacak, geçersiz sigortalılık statüsü sona erdirilerek ödenmiş olan tutarlar 5510 sayılı Kanunun 89 uncu maddesi hükümleri doğrultusunda iade edilecektir. 1.3.2011 tarihinden itibaren sigortalıların talepleri halinde esas alınmayan sigortalılık statüsünde prim ödenmesi mümkün olup sigortalıların (4/b) kapsamında prim ödeme talebinin bulunmaması halinde bu süreler de iade edilecektir. Prim aktarımı bir statüden prim ödenip diğer statüden prim ödenmediği durumlarda yapılacaktır.

Genelgenin “2.2. Çakışan süreler içinde (4/a) kapsamında ödenmiş primlerin (4/b) kapsamındaki prim borçlarına aktarılması” başlıklı kısmımda 30.12.2015 tarih 2015-28 sayılı genelge ile yapılan değişikliğe göre;

Sigortalı hissesinin çakışan dönemdeki 4/b kapsamındaki prim borcunu karşılamaması halinde;

  • İşveren hissesinin de aktarılabileceğine dair işverenin yazılı muvafakatı ile birlikte imza sirküsünün ibraz edilmesi,
  • İşverenin SGK’ ya gerek kendisine ait işyerlerinden, gerekse ortağı, üst düzey yöneticisi, alt işvereni ve işveren vekili olduğu işyerlerinden kaynaklanan herhangi bir borcunun bulunmaması

kaydıyla işveren hissesine isabet eden paraların sigortalının 4/b kapsamındaki prim borçlarına aktarımı yapılabilecektir.

Menderes ÇETİN

SMMM – Denetçi

 

SGK Teşviki Uygulaması Netleşiyor

 

Vesilkalık-2

Net 1.300 TL olarak bir seçim vaadi olan asgari ücretin işverene getirdiği yükün bir kısmının devlet tarafından karşılanacağı ve bu tutarın aylık 110 TL olacağı duyurulmuştu. Ancak daha sonra ilgili düzenlemenin komisyonda görüşülmesi sırasında bu tutar 100 TL’ye düşürülmüş olup uygulamadan yararlanacakların kapsamı genişletilmiştir.

Kamuoyunu oldukça ilgilendiren bu uygulama hakkında son gelişme kanunun Mecliste kabul edilmesi olmuştur.

T.C.B.M.M.’de kabul edilen ancak 20.01.2016 itibariyle henüz Resmi Gazete’de yayınlanmamış olan 6661 sayılı Askerlik Kanunu Ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’ unun 17’inci maddesi ile 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’na geçici 68’inci madde eklenmiştir.

Madde de teşvik uygulamasının günlük 3,33 TL olduğu, bu tutarın geçen yılın aynı döneminde günlük kazancı 85 TL (aylık 30 X 85 TL = 2550 TL) ve altında bildirilen sigortalıların toplam  gün sayısı ile çarpılması sonucu toplam teşvik tutarın bulunacağı, bu teşvik tutarının işverenlerin kuruma ödeyecekleri sigorta primlerinden mahsup edileceği açıklanmıştır.

Yakın zamanda uygulama hakkında ikincil mevzuatın yayınlanması da beklenmektedir.

İlgili madde aşağıdadır.

(1) Bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında haklarında uzun vadeli sigorta kolları hükümleri uygulanan sigortalıları çalıştıran işverenlerce;

a) 2015 yılının aynı ayına ilişkin Kuruma verilen aylık prim ve hizmet belgelerinde prime esas günlük kazancı 85 TL ve altında bildirilen sigortalıların toplam prim ödeme gün sayısını geçmemek üzere, 2016 yılında cari aya ilişkin verilen aylık prim ve hizmet belgelerinde bildirilen sigortalılara ilişkin toplam prim ödeme gün sayısının,

b) 2016 yılı içinde ilk defa bu Kanun kapsamına alınan işyerlerinden bildirilen sigortalılara ilişkin toplam prim ödeme gün sayısının,

2016 yılı Ocak ila Aralık ayları/dönemleri için günlük 3,33 TL ile çarpımı sonucu bulunacak tutar, bu işverenlerin Kuruma ödeyecekleri sigorta primlerinden mahsup edilir ve bu tutar Hazinece karşılanır.

(2) Mevcut bir işletmenin kapatılarak değişik bir ad, unvan ya da bir iş birimi olarak açılması veya yönetim ve kontrolü elinde bulunduracak şekilde doğrudan veya dolaylı ortaklık ilişkisi bulunan şirketler arasında istihdamın kaydırılması, şahıs işletmelerinde işletme sahipliğinin değiştirilmesi gibi Hazine katkısından yararlanmak amacıyla muvazaalı işlem tesis ettiği anlaşılan veya sigortalıların prime esas kazançlarını 2016 yılı için eksik bildirdiği tespit edilen işyerlerinden Hazinece karşılanan tutar gecikme cezası ve gecikme zammıyla birlikte geri alınır ve bu işyerleri hakkında bu madde hükümleri uygulanmaz.

(3) İşverenlerin çalıştırdıkları sigortalılarla ilgili 2016 yılına ilişkin olarak, aylık prim ve hizmet belgelerini yasal süresi içerisinde vermediği, sigorta primlerini yasal süresinde ödemediği, denetim ve kontrolle görevli memurlarca yapılan soruşturma ve incelemelerde çalıştırdığı kişileri sigortalı olarak bildirmediği veya bildirilen sigortalının fiilen çalışmadığı durumlarının tespit edilmesi, Kuruma prim, idari para cezası ve bunlara ilişkin gecikme cezası ve gecikme zammı borcu bulunması hâllerinde bu maddenin birinci fıkrasının (b) bendine ilişkin hükümler uygulanmaz. Ancak Kuruma olan prim, idari para cezası ve bunlara ilişkin gecikme cezası ve gecikme zammı borçlarını 21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun 48 inci maddesine göre tecil ve taksitlendiren işverenler bu tecil ve taksitlendirme devam ettiği sürece anılan fıkra hükmünden yararlandırılır.

(4) Birinci fıkranın (a) bendinin uygulanmasında, bir önceki yılın aynı ayına ilişkin olarak aylık prim ve hizmet belgesi verilmemiş olması hâlinde bildirim yapılmış takip eden ilk aya ilişkin aylık prim ve hizmet belgesindeki bildirimler esas alınır. 2015 yılından önce bu Kanun kapsamına alınmış ancak 2015 yılında sigortalı çalıştırmamış işyerleri hakkında birinci fıkranın (b) bendi hükümleri uygulanır.

(5) Sigortalı ve işveren hisselerine ait sigorta primlerinin Devlet tarafından karşılandığı durumlarda işverenin ödeyeceği sigorta priminin Hazinece karşılanacak tutardan az olması hâlinde sadece sigorta prim borcu kadar mahsup işlemi yapılır.

(6) 4/6/1985 tarihli ve 3213 sayılı Maden Kanununun ek 9 uncu maddesi uyarınca ücretleri asgari ücretin iki katından az olamayacağı hükme bağlanan “Linyit” ve “Taşkömürü” çıkarılan işyerlerinde yer altında çalışan sigortalılar için birinci fıkranın uygulanmasında (a) bendinde belirtilen 85 TL günlük kazanç iki kat olarak ve 2015 yılının aynı ayına ilişkin Kuruma verilen aylık prim ve hizmet belgelerinde bildirilen prim ödeme gün sayısının yüzde 50’sini geçmemek üzere, 2016 yılında cari aya ilişkin verilen aylık prim ve hizmet belgelerinde bildirilen sigortalılara ilişkin toplam prim ödeme gün sayısı dikkate alınır.

(7) Bu madde hükümleri, 5018 sayılı Kanuna ekli (I) sayılı cetvelde sayılan kamu idarelerine ait kadro ve pozisyonlarda 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında çalışan sigortalılar için uygulanmaz.

(8) 4734 sayılı Kanunun 2 nci maddesinin birinci fıkrasının (a), (b), (c) ve (d) bentlerinde sayılan idareler tarafından ilgili mevzuatı uyarınca yapılan ve sözleşmesinde fiyat farkı ödeneceği öngörülen hizmet alımlarında, ihale dokümanında personel sayısının belirlendiği ve haftalık çalışma saatinin tamamının idarede kullanılmasının öngörüldüğü işçilikler için birinci fıkra uyarınca Hazine tarafından karşılanacak tutarlar bu idarelerce işverenlerin hak edişinden kesilir.

(9) 2016 yılı Ocak ila Aralık aylarına/dönemlerine ilişkin yasal süresi dışında Kuruma verilen aylık prim ve hizmet belgelerinde kayıtlı sigortalılar için bu madde hükümleri uygulanmaz.

(10) Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Maliye Bakanlığı ve Hazine Müsteşarlığının görüşleri alınmak suretiyle Kurum tarafından belirlenir.”

Menderes ÇETİN

SMMM – Denetçi