Evden Çalışma (Home Office) Düzenlemesi

Vesilkalık-2

Pratikte uzun zamandır olmasına rağmen İş ve Sosyal Güvenlik mevzuatımızda yer almayan evden (home office) çalışma kavramı;  20 Mayıs 2016 Tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan 6715 Sayılı “İş Kanunu İle Türkiye İş Kurumu Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun” ile 4857 Sayılı İş Kanunu’muza eklenmiştir.

Yapılan düzenlemeye göre;

Uzaktan çalışma; işçinin, işveren tarafından oluşturulan iş organizasyonu kapsamında iş görme edimini evinde ya da teknolojik iletişim araçları ile işyeri dışında yerine getirmesi esasına dayalı ve yazılı olarak kurulan iş ilişkisidir.

Bu kapsamda yapılacak iş sözleşmesinde; işin tanımı, yapılma şekli, işin süresi ve yeri, ücret ve ücretin ödenmesine ilişkin hususlar, işveren tarafından sağlanan ekipman ve bunların korunmasına ilişkin yükümlülükler, işverenin işçiyle iletişim kurması ile genel ve özel çalışma şartlarına ilişkin hükümler yer alır.

Uzaktan çalışmada işçiler, esaslı neden olmadıkça salt iş sözleşmesinin niteliğinden ötürü emsal işçiye göre farklı işleme tabi tutulamaz. İşveren, uzaktan çalışma ilişkisiyle iş verdiği çalışanın yaptığı işin niteliğini dikkate alarak iş sağlığı ve güvenliği önlemleri hususunda çalışanı bilgilendirmek, gerekli eğitimi vermek, sağlık gözetimini sağlamak ve sağladığı ekipmanla ilgili gerekli iş güvenliği tedbirlerini almakla yükümlüdür.

Uzaktan çalışmanın usul ve esasları, işin niteliği dikkate alınarak hangi işlerde uzaktan çalışmanın yapılamayacağı, verilerin korunması ve paylaşılmasına ilişkin işletme kurallarının uygulanması ile diğer hususlar Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından çıkarılan yönetmelikle belirlenecektir.

Böylece, evden çalışma şeklinde gerçekleştirilen işlerin yürütüldüğü  yerler İş Kanunu yönünden iş yeri olarak kabul edileceği için SGK nezdinde de iş yeri dosyası açılabilecek, numara alınabilecektir.

Menderes ÇETİN

SMMM – Denetçi

 

Reklamlar

PEŞTEMALLIK BEDELLERİNİN AKTİFLEŞTİRİLMESİ VE AKTİFLERDEN ÇIKARILMASI

DSC_18131. GİRİŞ

Peştemallık, uygulamada şerefiye veya hava parası olarak da adlandırılmakta olup, genellikle bir ticari işletmenin devri sırasında ortaya çıkan ve o işletmenin aktifinde bulunan emtia ve demirbaş eşya gibi kıymetlerin gerçek değerlerinden başka, işletmenin bulunduğu yerin önemi, piyasada oluşturduğu haklı şöhret ve ticari itibar, müşteri kitlesinin büyüklüğü hatta faaliyet gösterdiği sektörde “monopol” durumuna girmiş olması ve benzeri diğer nedenlerden dolayı bilanço değerlerine ilave olarak sahip olunan değeri ifade etmektedir. Diğer bir ifade ile peştemallık, bir işletme devralınırken katlanılan maliyet ile söz konusu işletmenin rayiç bedelle hesaplanan net varlıklarının değeri arasındaki olumlu farktır. [1] Bununla birlikte peştemallık, yalnızca bir işletme veya iktisadi kıymet satın alma sırasında oluşmayabilir. Örneğin, kilit öneme sahip bir yerdeki işyerinin kullanılmak üzere kiralanmak istenmesi neticesinde, o işyerinde halen kontratı bulunan eski kiracının gayrimenkulü boşaltmaya razı edilmesi için ödenen meblağın da peştemallık olarak değerlendirilmesi ve kayıtlara alınması gerekmektedir. Yazımız peştemallık bedellerinin vergisel durumu üzerine analizlerimizi içermektedir.

2. PEŞTEMALLIK BEDELLERİ İLE İLGİLİ ÖZELLİKLİ HUSUSLAR

2.1. Mukayyet Değer İle Kayıtlara Alınmalı ve Değerlenmelidir

VUK’nun 282 inci maddesi İlk Tesis ve Taazzuv Giderleri ve Peştemallıkların değerleme esaslarını açıklamaktadır. Bu madde içerisinde peştemallık ile ilgili bir tanım yer almamaktadır. Esasen vergi mevzuatımızın hiçbir yerinde böyle bir tanıma yer verilmemiştir. Yukarıda tanımı yapılan peştemallık bedelleri, mezkur VUK maddesi gereğince mukayyet değeri üzerinden aktifleştirilmek zorundadır. Mukayyet değer, VUK’un 265 inci maddesinde, bir iktisadi kıymetin muhasebe kayıtlarında gösterilen hesap değeri olarak açıklamaktadır. Aktifleştirme, VUK’un 313’üncü maddesinde açıklanan 2016 yılı için 900 TL sınırın altında ise zorunlu değildir. Bu tutar altındaki peştemallık bedelleri isteğe göre ilgili dönem gideri olarak kaydedilebilir. Diğer yandan, mukayyet değer ile değerleme esaslarına göre kur farkları ve borçlanma faiz giderlerinin ilgili duran varlığın maliyet bedeline eklenmesi esası geçerli olmadığından dolayı, borçlanma yoluyla veya döviz bedel üzerinden ödenen peştemallık bedellerinde, bu kapsamda oluşan giderlerin aktifleştirilmesi söz konusu olmayacaktır. Oluşan kur farkı veya faiz giderleri dönem kar/zarar hesaplarına kaydedilecektir. [2]

2.2. Peştemallık İktisadi Bir Bütünlüğün Devri Sırasında Oluşmaktadır

Peştemallık iktisadi bir bütünlüğün devri sırasında satış bedeli ile devralınan iktisadi kıymetlerin rayiç bedeli arasındaki olumlu fark olduğundan,  ticari markaların, stokların ve bazı ofis donanımlarının satın alınmasında bir işletmenin devralınması söz konusu olmadığından bu gibi varlıkların satın alınması aşamasında rayicin üzerinde ödenen bedellerin peştemallık olarak kabul edilmesi mümkün değildir. (1) Bu gibi aktif kalemlerin satın alma bedelleri üzerinden kayıtlara alınması esastır.

2.3. Normal Amortisman Yöntemine Göre İtfa Edilmelidir

VUK’un 326’ncı maddesinde, kurumların amortisman ayırma sınırının üstünde olan ilk tesis ve taazzuv giderleri ile peştemallıkların mukayyet değerleri üzerinden eşit miktarlarda ve beş yıl içinde itfa olunacağı hükme bağlanmış olduğundan, bu bedeller üzerinden azalan bakiyeler usulüne göre amortisman ayrılması mümkün değildir.

2.4. Peştemallık Bedelleri Devredilemez, Satılamaz

Maddi olmayan bir unsuru ifade etmesine rağmen peştemallıklar, gayrimaddi haklardan farklıdırlar. Gayrimaddi haklar zilyetliğe konu olabildiklerinden, alınabilmekte, satılabilmekte ve devredilebilmektedir. Ama peştemallığın alımı veya devri mümkün değildir.[3]

Ancak, böyle olmasına rağmen, peştemallık bedeli ödenmesine vesile olan maddi ya da maddi olmayan varlığın elden çıkarılması durumunda, bu varlığın alımında katlanılan peştemallık bedelinin de aktiflerden çıkarılması gerekmektedir. Nitekim vergi idaresi, Büyük Mükellefler Vergi Dairesinin 13.03.2012 tarih ve B.07.1.GİB.4.99.16.01.0-VUK-313-81 sayılı özelgesinde “şirketiniz bünyesinde yer alan…  elden çıkarmanız  durumunda,  anılan bütünlüğün iktisabında oluşan ve amortisman yoluyla itfasına başlanan peştemallıktan, bütünlüğün bir parçası olan… markasınının bünyenizde kalması nedeniyle bu… markasına isabet eden peştemallığın geri kalan yıllarda itfa edilmesi gerekmekte olup, bu … markası dışında anılan iktisadi bütünlüğe ait olan ve itfa edilmemiş peştemallığın yukarıda belirtilen esaslar dahilinde bütünlüğün elden çıkarıldığı hesap döneminde  kâr/zarar hesabına aktarılması mümkün bulunmaktadır.” şeklinde görüş bildirmiştir. Dolayısıyla bu peştemallık bedeli ödenen iktisadi kıymetlerin satılması veya devredilmesi durumunda bu kıymetler için ödenen ve itfa olunmamış peştemallık bedellerinin de ilgili dönem gideri olarak kaydedilmesi gerekmektedir. Diğer yandan aktiflerde yer alan peştemallık bedelinin ve birikmiş amortismanının da kayıtlardan çıkarılması gerekmektedir.

Burada önemli olan bir hususun altını çizmek gerekmektedir. Elbette peştemallık yalnızca maddi veya maddi olmayan bir varlığın satın alınması aşamasında ödenmemektedir. Bununla birlikte örneğin kilit noktada yer alan bir taşınmazın kiralanması aşamasında, o gayrimenkulün hali hazırda kontrat süresi devam eden kiracısının, gayrimenkulü boşaltmaya razı edilmesi karşılığında ödenen bedel olarak ta karşımıza çıkabilmektedir.  

Nitekim 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun  82. maddesinin 3. bendinde “Gayrimenkullerin tahliyesi veya kiracılık hakkının devri karşılığında alınan tazminatlar ile peştemallıklar (kiracıya ait tesisat ve malların tahliye ve devri sırasında kiralayan veya yeni kiracıya devrinde doğan kazançlar dahil), arızi kazançlar sınıfında sayılmıştır. Dolayısıyla kontratı bulunan kiracılara, gayrimenkulü tahliye etmesi ödenen bu bedel, bu maddenin ruhuna göre tazminat ya da peştemallık olarak dikkate alınmalıdır. Diğer taraftan, peştemallık bedeli ödenerek devir alınan kiracılık hakkının daha sonra sona erdirilmesi durumunda da yine yukarıdaki esaslar çerçevesinde, aktiflerde yer alan itfa olmamış peştemallıkların giderleştirilmesi ve aktiflerden çıkarılması gerekmektedir.

3. SONUÇ

Bu yazımızda, yazılı kaynak sıkıntısı çekilen konulardan biri olan peştemallık bedellerii ödeyenler açısından değerlendirilmiş ve bazı özellikli durumlar açıklanmaya çalışılmıştır.

[1] İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığının, 18.08.2014 Tarih Ve 11395140-105[326-2012/VUK-1- . …]-2085 No.lu Özelgesi

[2] Özyolcu, Yasin, “Peştamallıklara Kur Farkı ve Faiz Gideri Eklenmek Suretiyle Amortisman Ayrılabilir mi?”, Yaklaşım, Nisan 2015

[3] Beyanname Düzenleme Kılavuzu, Maliye Hesap Uzmanları Derneği, 2013, s.165

TURQUALITY Programı Kapsamında Alınan Hibe Ödemelerin Kaydı Nasıl Olmalı?

 

Vesilkalık-2

Ekonomi Bakanlığı tarafından yürütülen TURQUALITY programının odağında, klasik ihracat desteklerinden farklı olarak salt ihracatı artırmak yerine firmaların markalaşma hedeflerine katkıda bulunmak yer alıyor.

TURQUALITY, uluslararası markalaşma potansiyeli olan firmaların, üretimlerinden pazarlamalarına, satışlarından satış sonrası hizmetlerine kadar bütün süreçleri kapsayacak şekilde yönetsel bilgi birikimi, kurumsallaşma ve gelişimlerini sağlayarak uluslararası pazarlarda kendi markalarıyla küresel bir oyuncu olabilmeleri ve söz konusu markalar aracılığıyla olumlu Türk malı imajının oluşturulması ve yerleştirilmesi amacıyla oluşturulmuş bir marka destek programıdır.

Bu itibarla, Türk markalarının desteklenerek “Türk Malı” imajının ve Türkiye’nin itibarının güçlendirilmesini hedefleyen 2006/4 sayılı “Türk Ürünlerinin Yurtdışında Markalaşması, Türk Malı İmajının Yerleştirilmesi ve TURQUALITY®’nin Desteklenmesi Hakkında Tebliğ” çerçevesinde Marka/TURQUALITY Programı kapsamında firmaların;

  • Patent, faydalı model, endüstriyel tasarım ve marka tesciline ilişkin harcamaları,
  • Sertifikasyona ilişkin giderleri,
  • Moda/Endüstriyel ürün tasarımcısı/Şef/Aşçı istihdamına ilişkin giderleri,
  • Tanıtım, reklam ve pazarlama faaliyetleri,
  • Yurtdışı birimlere ilişkin giderleri,
  • Danışmanlık (Yönetim, tasarım, hukuk, bilişim) giderleri,

desteklenmektedir.

Bu program kapsamında Merkez Bankası aracılığıyla katılımcıya yapılan hibe ödemelerinin İzmir Vergi Dairesi Başkanlığınca verilen 17.02.2016 tarih – 84098128-125[6-2015/4]-86 sayılı özelgeye göre; kurum kazancının tespitinde hasılat olarak dikkate alınması ve söz konusu tutarların “602-Diğer Gelirler” hesabında izlenmesi gerekmektedir.

Menderes ÇETİN

SMMM – Denetçi

İndirimli Kurumlar Vergisi Hakkında Tebliğ Taslağı Hazırlandı

 

İndVesilkalık-2irimli kurumlar vergisi uygulaması 5520 sayılı kanunun 32/A maddesi ile mevzuatımıza girmiştir. Bugüne kadar konu hakkında vergisel yönden yeterli açıklama yapılmadığı için birçok mükellefin özelge talebi ile uygulamada karşılaştıkları sorunlara çözüm aradığı görülmüştür.

GİB tarafından daha önce “İndirimli Kurumlar Vergisi Hakkında” taslak olarak hazırlanmış bir sirküler bulunmasına rağmen bu sefer aynı hususta (neredeyse aynı konuları işleyen) tebliğ taslağı yayınlanmıştır.

Tebliğde; uygulamada tereddüde düşülen konular hakkında (özelge havuzunda yayınlanmış özelgelerden hareketle oluşturulan) açıklamalar bulunmaktadır.

Taslak tebliğe buradan ulaşabilirsiniz.

Menderes ÇETİN

BEYANNAME TESCİL TARİHİ VE KDV’DEKİ ÖNEMİ-2

Vesilkalık-2

Önceki gün yazısının devamıdır.

BEYANNAME TESCİL TARİHİ VE KDV’DEKİ ÖNEMİ-2

İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığınca Verilen 28.01.2015 Tarihli Özelge[1]

Özelge, 28.01.2015 tarihini taşımasına rağmen 2015 yılı Kasım ayında özelge havuzunda yayınlanmıştır. Bu özelgede İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı; gümrüklü sahalarda ardiye, depolama hizmetleri veren bir mükellef için ardiye hizmetinin gümrük beyannamesinde öngörülen süreyi aşması halinde söz konusu hizmete ilişkin gümrük beyannamesi tescil tarihinden sonra düzenlenecek faturalarda KDV hesaplanmasının gerekip gerekmediği hususundaki sorusuna;

“Buna göre, gümrük antrepoları ve geçici depolama yerleri ile gümrük hizmetlerinin verildiği gümrüklü sahalarda; ithalat ve ihracat işlemlerine konu mallar ile transit rejim kapsamında işlem gören mallar için verilen ardiye, depolama ve terminal hizmetlerine ilişkin KDV Kanununun 17/4-o maddesi ile ihdas olunan istisnanın uygulanması açısından, gümrük beyannamesinin tescil tarihi kısıtlayıcı bir unsur teşkil etmemektedir.

Dolayısıyla, gümrük beyannamesinin tescil tarihine kadar verilen söz konusu hizmetlerin gümrük beyannamesi tescil edildikten sonra da verilmeye devam edilmesi halinde  de KDV Kanununun 17/4-o maddesinde yer alan istisna hükmünden yararlanılması mümkün bulunmaktadır.”

şeklinde cevap vermiştir.

Özelgede verilen cevapta gümrük antrepoları ve geçici depolama yerleri ile gümrük hizmetlerinin verildiği gümrüklü sahalarda; ithalat ve ihracat işlemlerine konu mallar ile transit rejim kapsamında işlem gören mallar için verilen ardiye, depolama ve terminal hizmetlerine değinilmiş olup, bu alanlarda verilen aynı hizmetlerin fiili ithalat (malın millileşmesi hali) sonrası verilmeye devam edilmesi haline değinilmemiştir.

  1. Değerlendirme ve Sonuç

Gümrük Mevzuatı çerçevesinde, ithalat işlemleri bazı istisnalar[2] dışında, ithal konusu eşyanın, varış limanlarında tahliye işlemi yapılıp gümrüklü sahaya alınmasına müteakip başlamaktadır. İthalat işlemlerinin ilk basamağı gümrük beyannamesinin tescilidir. Gümrük Beyannamesi tescilinden sonra gümrük mevzuatında belirtilen tüm işlemler (kontrol, numune alma, terminal hizmetleri vb) yapılıp eşyanın gümrük vergileri ödendikten veya duruma göre teminata bağlandıktan sonra ithalat işlemi tamamlanmış olur. Dolayısıyla beyannamenin tescil tarihi ile eşyanın ithalat işlemlerinin tamamlanması arasında belli bir süre geçmesi söz konusu olmaktadır.

Yukarıda belirtilen özelgeye göre gümrük beyannamesinin açıldığı (tescil edildiği) ancak fiili ithalatın gerçekleşmediği, bir başka ifade ile beyannamenin tescili sonrasında antrepoda, geçici depolama yerlerinde, gümrüklü sahalarda ithalata konu mallar için KDV Kanunu 17/4-o kapsamında hizmet verilmeye devam edilmesi halinde bu hizmetler KDV kanununa göre vergiden istisna olacaktır. Bu sürede alınan hizmetlerle sınırlı olmak üzere vergilendirmeyen bu tutar hem ithalat işlemleri sırasında ithalatın KDV matrahına dahil edilmemiş hem de ilgili işletme tarafından (istisna kapsamında olduğu için) düzenleyeceği fatura üzerinde vergiye tabi tutulmamış olacaktır.

Malın fiili ithalatının gerçekleşmesi (vergilerinin ödenmesi ya da teminata bağlanması) yani malı serbest dolaşıma girmiş, millileşmiş olması sonrasında ilgili işletme tarafından aynı hizmetlerin verilmeye devam edilmesi halinde, bu hizmetlerin KDV’ye tabi olacağı açıktır. Çünkü bu hizmetler antrepoda, geçici depolama yerlerinde, gümrüklü sahalarda verilse dahi artık ithalata konu bir mala değil, fiili ithalatı tamamlanmış bir mala verilen hizmet olarak değerlendirilmesi gerekmektedir.

Uygulamada beyannamenin tescili sonrasında ithalata konu mallar için verilen bu hizmetlerin KDV’li olması gerektiği yönünde oluşmuş (-ki hatalı olduğunu düşündüğüm) bir algı mevcuttur.

Sonuç olarak ithalata konu malın antrepoda kaldığı süreyi 3 ayrı zaman dilimi olarak değerlendirebiliriz.

Birincisi; İthale konu malın ülkeye gelişi ile başlayıp gümrük beyannamesinin tescil edilmesine kadar geçen süre için liman işletmecisi, antrepo işletmecisi vs. tarafından verilen ardiye (varsa verilen terminal ve depolama) hizmetleri KDV’siz olmalıdır. Ancak bu süre için ödenecek ardiye (varsa verilen terminal ve depolama) hizmetleri bedeli gümrük idaresince alınan ithalatın KDV matrahına dahil edilecektir.

İkincisi; Gümrük beyannamesinin tescil edilmesi ile başlayıp fiili ithalat zamanına değin geçen süre için verilen ardiye, depolama, terminal hizmetleri Katma Değer Vergisi Kanunu madde 17/4-o kapsamında olduğundan ve bu istisnanın uygulanmasında gümrük beyannamesinin tescil tarihi kısıtlayıcı bir süreyi ifade etmediğinden KDV’siz olmalıdır.

Üçüncüsü; Fiili ithali gerçekleşen (millileşen) mallar için bahse konu hizmetler antrepolarda, geçici depolama yerlerinde, gümrüklü sahalarda verilse dahi genel oranda KDV’ye tabi olmalıdır.

 

Kaynakça;

-3065 Sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu

-Katma Değer Vergisi Uygulama Tebliği

-4458 sayılı (Yeni) Gümrük Kanunu

-1615 sayılı (Eski) Gümrük Kanunu

[1] İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığının 28.01.2015 tarih 39044742-010-142 sayılı özelgesidir.

[2] Serbest dolaşıma giriş rejimine tabi tutulacak eşyalar için iki ayrı yöntem uygulanmaktadır. İlki “Taşıttan” (gemi ambarı, tankı, güvertesinde bulunan eşya veya konteynerler ile uçak tren, tır, kamyon gibi araçlardan) alınarak geçici depolama yerleri veya antrepoya konulan eşyalar, İlk ve yaygın olan uygulamanın istisnası olarak ikincisi ise “Taşıt üstü işlemler” olarak ifade edilen genelde yüksek tonajlı ve dökme olarak gelen eşyalar yada korunması, saklanması özel tertibat gerektiren, boşaltılması, indirilmesi ilgili işletmeye külfet olacak durumda olan eşyalar vb.

BEYANNAME TESCİL TARİHİ VE KDV’DEKİ ÖNEMİ-1

Vesilkalık-2

Bu makalem Lebib Yalkın aylık mevzuat dergisinin Mayıs-2016 dönemi sayısında yayınlanmıştır.

MDERGI/8780A.026

(Mayıs 2016 Sayı 149)

BEYANNAME TESCİL TARİHİ VE KDV’DEKİ ÖNEMİ

MENDERES ÇETİN

SMMM – DENETÇİ

Özet:

KDV Kanunu 17/4-o maddesi ile gümrük antrepoları ve geçici depolama yerleri ile gümrük hizmetlerinin verildiği gümrüklü sahalarda; ithalat ve ihracat işlemlerine konu mallar ile transit rejim kapsamında işlem gören mallar için verilen ardiye, depolama ve terminal hizmetleri ile vergisiz satış yapılan işyerlerinin ve bu işyerlerine ait depo ve ardiye gibi bağımsız birimlerin kiralanması hizmetlerinin KDV’siz olacağı belirtilmiştir. Aynı kanunda bu kapsamda verilen hizmetlerden ithalat beyannamesinin tesciline kadar olanların ithalatta KDV matrahına eklenmesi gerektiği ifade edilmiştir.

Anahtar Kelimeler: İthalatta KDV Matrahı, Antrepo, Ardiye Hizmetlerinde Kdv,

1.Giriş

İthalata konu mallar işin doğası gereği antrepolar, geçici depolama yerleri veya gümrüklü sahalara alınarak serbest dolaşıma giriş sürecini tamamlanmaktadır. Bu alanlarda ithalata konu mallara verilen hizmetleri konteyner ve diğer yüklerin, kapalı ve açık sahalarda, saklanması, depolanması, etiketlenmesi, paketlenmesi, yüklenmesi, boşaltılması vb. hizmetler olarak belirtilebiliriz. Bu hizmetler için nakden veya hesaben yapılan ödemelerden gümrük beyannamesinin tescil tarihine kadar olan kısma isabet edenlerinin 3065 Sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu[1]’nun 21. maddesine göre ithalatta KDV matrahına dahil edilmesi gerekmektedir.

  1. Gümrük Antrepoları, Geçici Depolama Yerleri, Gümrüklü Sahalar Ve Buralarda Verilen Hizmetler

3065 Sayılı Katma Değer Vergisi Kanununun 17/4-o maddesiyle, gümrük antrepoları ve geçici depolama yerleri ile gümrük hizmetlerinin verildiği gümrüklü sahalarda; ithalat ve ihracat işlemlerine konu mallar ile transit rejim kapsamında işlem gören mallar için verilen ardiye, depolama ve terminal hizmetleri ile vergisiz satış yapılan işyerlerinin ve bu işyerlerine ait depo ve ardiye gibi bağımsız birimlerin kiralanması hizmetleri KDV den istisna edilmiştir.

Madde de geçen antrepo ifadesi ile gümrük gözetimi altında bulunan eşyanın konulması amacıyla kurulan ve kuruluşunda aranılacak koşulları ve nitelikleri yönetmelikle belirlenen yerleri, geçici depolama yerleri ifadesi ile geçici depolanan eşyanın her türlü dış etken ve müdahalelerden korunmasını sağlayacak şekilde yapılmış ve taşıtların durduğu, yanaştığı veya indiği yerlerdeki ambar, depo, ardiye veya hangar gibi yerleri, gümrüklü sahalar ifadesi ile Gümrük İdaresinin denetim, kontrol, yetki ve sorumluluğunda bulunan; fiziki olarak etrafından ayrılmış veya böyle addedilen ve yolcu, eşya ve araçların gümrük işlemleri yapılmak üzere bulundukları yerlerin anlaşılması gerekmektedir.

Tanımı yapılan bu alanlarda verilen hizmetler için 60 seri numaraları Katma Değer Vergisi Sirküleri[2]nde yapılan açıklamaya göre;

Ardiye: Limana gelen konteyner ve diğer yüklerin, kapalı ve açık sahalarda, saklanması, depolanması, etiketlenmesi, paketlenmesi ve benzeri katma değerli hizmetleri,

Terminal Hizmeti: Konteyner ve diğer yüklerin limana giriş ve çıkış ya da saha içinde yer değiştirme işlemi amacıyla vinç ve benzeri yükleme boşaltma ekipmanları ile yükleme indirme hizmetlerini

ifade etmektedir.

Sirkülerde ardiye kapsamında verilen hizmetler için yapılan tanımlamanın depolama hizmetlerini de kapsadığı görülmektedir. Bu durumda kanun metninde depolamanın ayrıca ifade edilmesinin şu anki düzenlemelere ve tanımlara göre pratik hayatta bir karşılığı olmadığı söylenebilir.

  1. Gümrük Antrepoları, Geçici Depolama Yerleri Ve Gümrüklü Sahalarda Verilen Hizmetlerde KDV Uygulaması

3065 Sayılı Katma Değer Vergisi Kanununun 17/4-o maddesindeki istisna hükmü yer, hizmet ve eşya bazında değerlendirilerek uygulanmalıdır. İstisna gümrük antrepoları, geçici depolama yerleri ve gümrük hizmetlerinin verildiği gümrüklü sahalarda, ithalat eşyası, ihracat eşyası, transit eşyası niteliğindeki eşyalara verilen ardiye, depolama, terminal ve kiralama hizmetleri kapsamında olması halinde uygulanabilecektir.

Maddede belirtilen istisnanın mefhumu muhalifinden hareketle; ithal, ihraç ve transit eşya kapsamında olmayan yani millileşmiş eşyalara gümrük antrepolarında, geçici depolama yerlerinde ve gümrüklü sahalarda verilen hizmetler istisna kapsamı dışındadır. Dolayısıyla bu eşyalara verilen hizmetlerde istisna hükümlerinden faydalanılması mümkün değildir.

    4. KDV Kanunu 17/4-o Kapsamında Verilen Hizmetlerin İthalatta KDV Matrahına Etkisi

Katma Değer Vergisi Kanunu’nun 21’inci maddesinin c bendinde 4369 sayılı Çeşitli Kanunlar ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun[3] ile yapılan değişiklik ile “fiili ithalat” tabiri kaldırılmış ve yerine “gümrük beyannamesinin tescil tarihine” ifadesi getirilmiştir. Böylece maddeye göre gümrük beyannamesinin tescil tarihine kadar yapılan diğer giderler ve ödemelerden vergilendirilmeyenlerin de ithal edilen malın KDV matrahına dahil edileceği belirtilmiştir.

1615 sayılı (Eski) Gümrük Kanunu[4]’na göre “fiili ithal” tabiri eşyanın vergilerin ödendiği veya cari hesabının mahsubunun yapıldığı veya teminata bağlandığı veya erteleme işleminin gümrüğünce tekemmül ettirildiği veya muaflık hükümlerinin uygulandığı, diğer bir deyişle ithalat işlemlerinin tamamlandığı tarihe karşılık gelmektedir. Ancak 4458 sayılı (Yeni) Gümrük Kanunu[5]’nda belirtilen “gümrük beyannamesinin tescil tarihi” eski kanundaki tabir olan “fiili ithalat” tabirine karşılık gelen ithalat işlemlerinin tamamlandığı tarihin tam aksine, ithalat işlemlerine başlama tarihini ifade etmektedir.

İthalat işlemleri yapılarak millileşen veya milli statüdeki eşyanın geçici depolama yerlerinde ve antrepolarda depolanmasında farklılıklar bulunmaktadır. Türkiye Gümrük Bölgesine getirilen, serbest dolaşımda olmayan eşyanın, gümrük idarelerine sunulmasından sonra gümrükçe onaylanmış bir işlem veya kullanıma tabi tutuluncaya kadar konulduğu yerlere geçici depolama yerleri denilmektedir.

Gümrük mevzuatımıza göre geçici depolama yerlerine ancak gümrükçe onaylanmış bir işlem yapılıncaya veya kullanıma tabi tutuluncaya kadar serbest dolaşımda bulunmayan eşya konulabilir.

5. Katma Değer Vergisi Uygulama Tebliğindeki ve Gümrük Mevzuatındaki Düzenlemeler

KDV uygulama Genel Tebliği[6]nin “İthalatta Matrah” başlıklı kısmına göre; ithal edilen eşyanın gümrük antreposuna konulduğu tarihten gümrük beyannamesinin tescil tarihine kadar geçen süre için ödenen ardiye ücreti üzerinden Katma Değer Vergisi Kanununun 17/4-o maddesine göre KDV hesaplanmadığından vergilendirilmeyen bu tutar, ithalatta KDV matrahına dahil edilir.

Malın, ithalat işlemi gerçekleştikten sonra da gümrük antreposunda kalmaya devam etmesi durumunda gümrük beyannamesinin tescil tarihine kadar verilen hizmet için ayrı bir fatura düzenlenebileceği gibi antrepodan çekiş sırasında işlem için tek bir fatura da düzenlenebilir. Bu durumda gümrük beyannamesinin tescil tarihine kadar verilen ardiye hizmet bedeline isabet tutar, fatura üzerinde ayrıca gösterilir ya da “İşlem bedelinin … TL’si gümrük beyannamesinin tescil tarihine kadar verilen hizmet bedeline aittir.” şeklinde bir açıklama yapılır.

Öte yandan gümrük antrepoları gibi yerlerde ithalata konu mallar için verilen Katma Değer Vergisi Kanununun 17/4-o kapsamındaki hizmetlerden gümrük beyannamesinin tescil tarihinden sonra ancak ithalata konu malın millileşmesinden (yani fiili ithalatın gerçekleşmesinden) önce ortaya çıkan ardiye vb. hizmet alımları, beyanname tescil işlemleri sırasında yani beyannamenin açılması sırasında belli olmadığı için ithalatta KDV matrahına dahil edilememektedir.

26.03.2011 tarih 27886 sayılı Resmi Gazete ’de yayınlanan Gümrük Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına dair yönetmelik ile değişik Gümrük Yönetmeliği[7]’nin İstisnai Kıymetle Beyan Başlıklı 53. Maddesinin 5. Bendine göre; İthal eşyasının gümrük kıymetine veya katma değer vergisi matrahına girmesi gereken, ancak gümrük beyannamesinin tescili anında beyan sahibi tarafından mevcudiyetinin bilinmesi mümkün olmayan kıymet veya matrah unsurları için, en geç söz konusu kıymet veya matrah unsurunun öğrenildiği ayı takip eden ayın yirmi altıncı günü akşamına kadar beyanda bulunulup, vergilerinin de aynı süre içinde ödeneceği hüküm altına alınmıştır.

Gümrük Müsteşarlığı Gümrükler Genel Müdürlüğü tarafından Gümrük Ve Muhafaza Başmüdürlüğüne hitaben yazılan 25.05.2011 / 12639 sayılı yazıda;

“satın alınan hizmet faturasının tarihi gümrük beyannamesinin tescil tarihinden sonraki bir tarih olsa bile gümrük işlemlerine konu eşya için beyannamenin tescil tarihine kadar yapılan ödemelerin (ardiye, antrepo, tahmil, tahliye, vb.) belgelendirilerek ithalatta KDV matrahına dahil edilmesi gerekmektedir.

Yukarıda belirtilen “ödeme” ibaresi nakden veya hesaben ödeme ile birlikte belli bir meblağın borçlanılmak üzere tahakkuk etmesini de kapsamaktadır” denilmiştir.

Ayrıca Gümrük Yönetmeliği’nde ithalat işlemleri bitirilmiş eşya ile yurt içinde üretilmiş milli eşyanın antrepolarda kalabileceği hüküm altına alınmıştır.

[1]  25.10.1984 Tarih 18563 numaralı Resmi Gazete ’de yayınlanmıştır.

[2] 08.08.2011 tarihinde www.gib.gov.tr üzerinden yayınlanmıştır.

[3] 29.07.1998 tarih 23417 (Mük.) numaralı Resmi Gazete ’de yayınlanmıştır.   Bu kanunun tam adı ”Vergi Usul Kanunu, Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun, Gelir Vergisi Kanunu, Kurumlar Vergisi Kanunu, Katma Değer Vergisi Kanunu, Gider Vergileri Kanunu, Emlak Vergisi Kanunu, Veraset Ve İntikal Vergisi Kanunu, Motorlu Taşıtlar Vergisi Kanunu, Damga Vergisi Kanunu, Harçlar Kanunu, 3505 Sayılı Kanun, Katma Değer Vergisi Mükelleflerinin Ödeme Kaydedici Cihazları Kullanmaları Mecburiyeti Hakkında Kanun, Belediye Gelirleri Kanunu, 1318 Ve 4208 Sayılı Kanunlar İle 178 Sayılı Maliye Bakanlığının Teşkilat Ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname Ve 190 Sayılı Genel Kadro Ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun” dur.

[4] 01.08.1972 tarih 14263 numaralı Resmi Gazete ’de yayınlanmıştır.  Bu kanun 4458 sayılı Gümrük Kanunu ile yürürlükten kaldırılmıştır.

[5] 27.10.1999 tarih 23866 numaralı Resmi Gazete ’de yayınlanmıştır.

[6] 26.04.2014 Tarih 28983 numaralı Resmi Gazete ’de yayınlanmıştır.

[7] 07.10.2009 tarih 27369 (Mük.) numaralı Resmi Gazete’ de yayınlanmıştır.