Şirket Ortak Veya Yöneticilerinin Eğitim Masrafları Ticari Kazancın Tespitinde Gider Kabul Edilir Mi?

Vesilkalık-2

 

Günümüzde şirketler çalıştırdıkları personelleri ya da ortak, yönetici veya müdürlerini gerek iş ilişkileri kapsamında gerekse kişisel ve dolayısıyla şirkete yapacakları olumlu gelişim dolayısıyla organizasyonun gelişmesi kapsamında eğitim almaya teşvik etmektedir. Bazen de bu eğitimi zorunlu tutmaktadır.

Bu eğitim bir yabancı dil eğitimi olabileceği gibi yüksek lisans eğitimi de olabilmektedir.

Peki, bu şekilde sağlanan menfaat için vergisel işlemler nasıl gerçekleşecektir? Eğitim için katlanılan masraf direkt gider olarak mı kayda alınmalıdır? Yoksa yapılan ödeme net ücret gibi değerlendirilip bürüte iblağ edilerek vergisinin ödenmesine müteakip ücret gideri olarak mı kayda alınmalıdır? Eğitimi alan kişi ile şirket arasındaki hukuki durumun vergilendirme açısından bir önemi var mıdır?

5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 6 ncı maddesinde, kurumlar vergisinin, mükelleflerin bir hesap dönemi içinde elde ettikleri safi kurum kazancı üzerinden hesaplanacağı ve safi kurum kazancının tespitinde Gelir Vergisi Kanununun ticari kazanç hakkındaki hükümlerinin uygulanacağı hükme bağlanmıştır.

193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun “İndirilecek giderler” başlıklı 40 ıncı maddesinin (1) numaralı bendinde de ticari kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi için yapılan genel giderlerin kurum kazancının tespitinde gider olarak indirileceği hüküm altına alınmıştır.

Aynı kanununun “Kabul edilmeyen indirimler” başlıklı 11 inci maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinde, transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü olarak dağıtılan kazançların kurum kazancının tespitinde gider olarak indirilmesinin kabul edilmeyeceği, 13 üncü maddesinde ise transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü kazanç dağıtımı hükümlerine yer verilmiş olup söz konusu maddenin birinci fıkrasında, “Kurumlar, ilişkili kişilerle emsallere uygunluk ilkesine aykırı olarak tespit ettikleri bedel veya fiyat üzerinden mal veya hizmet alım ya da satımında bulunursa, kazanç tamamen veya kısmen transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü olarak dağıtılmış sayılır. Alım, satım, imalat ve inşaat işlemleri, kiralama ve kiraya verme işlemleri, ödünç para alınması ve verilmesi, ikramiye, ücret ve benzeri ödemeleri gerektiren işlemler her hal ve şartta mal veya hizmet alım ya da satımı olarak değerlendirilir.” hükmülerine yer verilmiştir.

 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun; 61 inci maddesinde, “Ücret, işverene tabi ve belirli bir işyerine bağlı olarak çalışanlara hizmet karşılığı verilen para ve ayınlar ile sağlanan ve para ile temsil edilebilen menfaatlerdir. Ücretin ödenek, tazminat, kasa tazminatı (Mali sorumluluk tazminatı), tahsisat, zam, avans, aidat, huzur hakkı, prim, ikramiye, gider karşılığı veya başka adlar altında ödenmiş olması veya bir ortaklık münasebeti niteliğinde olmamak şartı ile kazancın belli bir yüzdesi şeklinde tayin edilmiş bulunması onun mahiyetini değiştirmez…” hükmü yer almış; 62 nci maddesinde ise “İş verenler, hizmet erbabını işe alan, emir ve talimatları dahilinde çalıştıran gerçek ve tüzel kişilerdir…” denilmiş ve aynı Kanunun 94 üncü maddesinde tevkifat yapmak zorunda olan mükellefler sayılmış, bu maddenin birinci fıkrasının (1) numaralı bendinde de hizmet erbabına ödenen ücretler ile 61 inci maddede yazılı olup ücret sayılan ödemelerden (istisnadan faydalananlar hariç), 103 ve 104 üncü maddelere göre vergi tevkifatı yapılacağı belirtilmiştir.

Yukarıdaki açıklamalara göre, söz konusu kişilerin şirkette ücretli olarak çalışmamaları durumunda, şirket tarafından yapılacak eğitim ödemelerinin, ayrı bir tüzel kişiliği bulunan şirketin  faaliyetiyle doğrudan ilgili olmaması, ilgililerin bilgi ve becerilerinin arttırılmasına yönelik bir harcama olması nedeniyle kurumlar vergisi açısından gider olarak kabul edilmesi mümkün bulunmamaktadır.

 Ancak, şirket ortaklarının ve şirket yetkili müdürünün, şirkette ücretli olarak çalışmaları durumunda şirketin gelişimini desteklemek amacıyla yapacakları eğitim nedeniyle ödenecek bedeller ücret ödemesi mahiyetinde olduğundan ve söz konusu ödemelerle ilgili gelir vergisi istisna hükmü bulunmadığından yapılacak ödemelerin, gelir vergisi tevkifatına tabi tutulması ve ücret gideri olarak da Gelir Vergisi Kanununun 40 ıncı maddesinin birinci fıkrasının (1) numaralı bendi gereğince kurum kazancının tespitinde gider olarak dikkate alınması mümkün bulunmaktadır.

Menderes ÇETİN

SMMM – Denetçi

 

Reklamlar

Müşterilere Verilecek Kombine Maç Bileti Gider Kabul Edilir mi?

Vesilkalık-2

5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 6 ncı maddesinde; safi kurum kazancının tespitinde Gelir Vergisi Kanununun ticari kazanç hakkındaki hükümlerinin uygulanacağı hükme bağlanmıştır. Bu hüküm uyarınca tespit edilecek kurum kazancından Kurumlar Vergisi Kanununun 8 inci maddesi ile Gelir Vergisi Kanununun 40 ıncı maddesinde yer alan giderler indirilecektir.

 Aynı Kanunun, 40 ıncı maddesinde; safi kazancın tespit edilmesi sırasında indirilebilecek giderler sayılmış olup, maddenin (1) numaralı bendiyle ticari kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi için yapılan genel giderlerin safi kazancın tespitinde indirim konusu yapılacağı hükme bağlanmıştır. Yapılan giderlerin bu hüküm uyarınca indirim konusu yapılabilmesi için, giderlerle kazancın elde edilmesi ve idamesi arasında doğrudan ve açık bir illiyet bağının bulunması zorunludur. Bu mahiyette olmayan giderlerin ticari kazancın tespitinde indirim konusu yapılabilmesi mümkün değildir.

Ticari kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi için yapılan genel giderler, Gelir ve Kurumlar Vergisi Kanunlarında sayılan kanunen kabul edilmeyen giderler dışında kalan ticari organizasyona bağlı olarak yapılan giderler olup, bunlara işletme gideri de denilebilmektedir.

İstanbul vergi dairesi başkanlığınca verilen 17.02.2016 tarih 39044742-KDV.29-13154 sayılı özelgede yukarıdaki açıklamalar dahilinde “şirketinizin iş hacmini artırmak için müşterilerinize teşvik amacıyla vereceğiniz kombine maç biletiyle ilgili bedeller ciro primi niteliğinde olduğundan, söz konusu harcamaların şirket faaliyetlerinizin ehemmiyet ve genişliği ile mütenasip olması şartıyla, şirketiniz adına düzenlenecek belgelere istinaden kurum kazancınızın tespitinde pazarlama ve satış gideri olarak dikkate alınması mümkün bulunmaktadır.” denilmiştir.

Özelgenin devamında bu kapsamda değerlendirilen masraflar dolayısıyla alınan belgelerde yer alan KDV’nin indirim konusu yapılabileceği de belirtilmiştir.

Konunun suistimale fazlasıyla açık olmasından mütevellit, özelgede belirtildiği üzere “ciro primi” kapsamda değerlendirilecek masraflar için öncelikle taraflar arasında yapılmış bir sözleşmenin olmasına, bu sözleşmede “ciro primi” için yapılacak uygulamanın lafız olarak anılmasına, yapılan masrafın şirket adına belgelendirilmesine dikkat edilmelidir. Aksi halde “ciro primi” adı altında müşteriye verilen kombine biletlerin bu amaçla alındığının tevsikinde sıkıntı çıkacak ve büyük olasılıkla vergi denetmenleri tarafından matrahtan indirimi kabul edilmeyecektir.

Menderes ÇETİN

SMMM – Denetçi

 

 

Gümrük Beyannamesinin Tescil Tarihinden Sonra Verilen Ardiye Ve Depolama Hizmetlerinin KDV’den İstisna Olup Olmadığı

İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığınca ithalat ve ihracat işlemlerine konu mallar ile transit rejim kapsamında işlem gören mallar için verilen ardiye, depolama ve terminal hizmetlerine ilişkin KDV Kanununun 17/4-o maddesi ile ihdas olunan istisnanın uygulanması açısından kısıtlayıcı bir unsur olmadığı hakkında 08.01.2015 tarihinde verilen görüş 11.05.2016 tarihinde verilen ikinci özelge ile desteklenmiştir.

İki özelgede aşağıdadır.

Konu ile ilgili daha önce paylaştığım bir makaleye buradan ulaşabilirsiniz.

Menderes ÇETİN

SMMM – Denetçi

T.C.

GELİR İDARESİ   BAŞKANLIĞI

İSTANBUL VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI

Mükellef   Hizmetleri Katma Değer Vergisi Grup Müdürlüğü

Sayı: 39044742-KDV.17-55031

11.05.2016

Konu: KDV Kanununun 17/4-o maddesi uyarınca verilen ardiye   hizmetlerine ait bedellerin ithalatta KDV matrahına dahil edilip edilmeyeceği
İlgide kayıtlı özelge talep formunuzda; firmanıza ait muhtelif ithalat işlemlerinde, ilgili gümrük rejimi çerçevesinde gümrük beyannamesinin tescil tarihine kadar firmanıza verilen ve üzerinden KDV hesaplanan ardiye ve depolama hizmetlerine ait bedelin ithalatta KDV matrahına dahil edilip edilmeyeceği hususunda Başkanlığımız görüşü sorulmaktadır.

3065 sayılı Katma Değer Vergisi (KDV) Kanununun;

-16/1-c maddesinde; Gümrük Kanunundaki transit ve gümrük antrepo rejimleri ile geçici depolama ve serbest bölge hükümlerinin uygulandığı malların; 17/4-o maddesinde de, gümrük antrepoları ve geçici depolama yerleri ile gümrük hizmetlerinin verildiği gümrüklü sahalarda; ithalat ve ihracat işlemlerine konu mallar ile transit rejim kapsamında işlem gören mallar için verilen ardiye, depolama ve terminal hizmetleri ile vergisiz satış yapılan işyerlerinin ve bu işyerlerine ait depo ve ardiye gibi bağımsız birimlerin kiralanması hizmetlerinin KDV den istisna olduğu,

-21/c maddesinde ise; gümrük beyannamesinin tescil tarihine kadar yapılan diğer giderler ve ödemelerden vergilendirilmeyenler ile mal bedeli üzerinden hesaplanan fiyat farkı, kur farkı gibi ödemelerin ithalatta KDV nin matrahını oluşturduğu

hüküm altına alınmıştır.

Gümrüklü alanlarda yapılan hizmetlere ilişkin istisnanın uygulamasına yönelik olarak KDV Genel Uygulama Tebliğinin “II/F-4.14. Gümrüklü Alanlarda Yapılan Bazı Hizmetler” başlıklı bölümünde ve 60 No.lu KDV Sirkülerinin (3.2.2.3) ayrımında açıklamalara yer verilmiştir.

Söz konusu Tebliğin “III/A-2 İthalatta Matrah” başlıklı bölümünde;

Bu kapsamda, örneğin, ithal edilen eşyanın gümrük antreposuna konulduğu tarihten gümrük beyannamesinin tescil tarihine kadar geçen süre için ödenen ardiye ücreti üzerinden KDV Kanununun (17/4-o) maddesine göre KDV hesaplanmadığından vergilendirilmeyen bu tutar, ithalatta KDV matrahına dahil edilir. Malın, ithalat işlemi gerçekleştikten sonra da gümrük antreposunda kalmaya devam etmesi durumunda gümrük beyannamesinin tescil tarihine kadar verilen hizmet için ayrı bir fatura düzenlenebileceği gibi antrepodan çekiş sırasında işlem için tek bir fatura da düzenlenebilir. Bu durumda gümrük beyannamesinin tescil tarihine kadar verilen ardiye hizmet bedeline isabet tutar, fatura üzerinde ayrıca gösterilir ya da “İşlem bedelinin … TL’si gümrük beyannamesinin tescil tarihine kadar verilen hizmet bedeline aittir.” şeklinde bir açıklama yapılır.” ifadelerine yer verilmiştir.

Bu çerçevede, gümrük antrepoları ve geçici depolama yerleri ile gümrük hizmetlerinin verildiği gümrüklü sahalarda; ithalat ve ihracat işlemlerine konu mallar ile transit rejim kapsamında işlem gören mallar için verilen ardiye, depolama ve terminal hizmetlerine ilişkin KDV Kanununun 17/4-o maddesi ile ihdas olunan istisnanın uygulanması açısından, gümrük beyannamesinin tescil tarihi kısıtlayıcı bir unsur teşkil etmemektedir.

Dolayısıyla, gümrük beyannamesinin tescil tarihine kadar verilen söz konusu hizmetlerin gümrük beyannamesi tescil edildikten sonra da verilmeye devam edilmesi halinde KDV Kanununun 17/4-o maddesinde yer alan istisna hükmünden yararlanılması mümkün bulunmaktadır.

Ancak ilgide kayıtlı özelge talep formunuz ve eklerinin incelenmesinden; firmanıza verilen ardiye hizmetinin, KDV Kanununun 17/4-o maddesi kapsamına girmediği ve dolayısıyla firmanız tarafından genel hükümler çerçevesinde bu hizmetler için KDV ödendiği anlaşılmakta olup, firmanız tarafından ödenen ve fatura ve benzeri belgeler ile ödendiği tevsik edilen bu giderlerin, ithalatta KDV matrahına dahil edilmesine gerek bulunmamaktadır.

Bilgi edinilmesini rica ederim.

 

 

T.C.

GELİR İDARESİ   BAŞKANLIĞI

 İSTANBUL VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI

Mükellef   Hizmetleri Katma Değer Vergisi Grup Müdürlüğü

Sayı:39044742-010-142

8/01/2015

Konu:Gümrük beyannamesinin tescil tarihinden sonra verilen   ardiye ve depolama hizmetlerinin KDV’den istisna olup olmadığı

İlgide kayıtlı özelge talep formunuzda, gümrüklü sahalarda ardiye, depolama hizmetleri verdiğiniz ve bu hizmetlerin Katma Değer Vergisi (KDV) Kanununun 17/4-o maddesine göre KDV den istisna olması nedeniyle düzenlemiş olduğunuz faturalarda KDV hesaplamadığınız belirtilerek, ardiye hizmetinin gümrük beyannamesinde öngörülen süreyi aşması halinde söz konusu hizmete ilişkin gümrük beyannamesi tescil tarihinden sonra düzenleyeceğiniz faturalarda KDV hesaplanmasının gerekip gerekmediği hususundaki Başkanlığımız görüşü talep edilmektedir.

3065 sayılı Katma Değer Vergisi (KDV) Kanununun 17/4-o maddesiyle, gümrük antrepoları ve geçici depolama yerleri ile gümrük hizmetlerinin verildiği gümrüklü sahalarda; ithalat ve ihracat işlemlerine konu mallar ile transit rejim kapsamında işlem gören mallar için verilen ardiye, depolama ve terminal hizmetleri ile vergisiz satış yapılan işyerlerinin ve bu işyerlerine ait depo ve ardiye gibi bağımsız birimlerin kiralanması hizmetleri KDV den istisna edilmiştir.

Söz konusu istisnanın uygulamasına ilişkin olarak 01/05/2014 tarihinde yürürlüğe giren KDV Genel Uygulama Tebliğinin “II/F-4.14. Gümrüklü Alanlarda Yapılan Bazı Hizmetler” başlıklı bölümünde ve 60 No.lu KDV Sirkülerinin (3.2.2.3) ayrımında açıklamalara yer verilmiştir.

Buna göre, gümrük antrepoları ve geçici depolama yerleri ile gümrük hizmetlerinin verildiği gümrüklü sahalarda; ithalat ve ihracat işlemlerine konu mallar ile transit rejim kapsamında işlem gören mallar için verilen ardiye, depolama ve terminal hizmetlerine ilişkin KDV Kanununun 17/4-o maddesi ile ihdas olunan istisnanın uygulanması açısından, gümrük beyannamesinin tescil tarihi kısıtlayıcı bir unsur teşkil etmemektedir.

Dolayısıyla, gümrük beyannamesinin tescil tarihine kadar verilen söz konusu hizmetlerin gümrük beyannamesi tescil edildikten sonra da verilmeye devam edilmesi halinde  de KDV Kanununun 17/4-o maddesinde yer alan istisna hükmünden yararlanılması mümkün bulunmaktadır.

 

İşletme Kayıtlarının Düzeltilmesi İle Ortaya Çıkan Fon Hesabının Ortaklara Dağıtılmasında Vergi Var mı?

Bu makalem Lebib Yalkın aylık mevzuat dergisinin Ekim-2016 dönemi sayısında yayınlanmıştır.

 

İşletme Kayıtlarının Düzeltilmesi İle Ortaya Çıkan Fon Hesabının Ortaklara Dağıtılmasında Vergi Var mı?

Menderes ÇETİN

SMMM – Denetçi

Özet

6736 sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılmasına İlişkin Kanun kapsamında mükelleflerin ödenmemiş vergi ve sigorta primi borçlarını ödenmesinde bazı kolaylıklar sağlanmış, kurumlar vergisi, KDV, gelir (stopaj) vergisi gibi vergi alanlarında matrah artırımı uygulaması ile artırım yapılan dönemler için ilave tarhiyattan korunmak imkânı getirilmiştir. Yine bu kanunda mükelleflerin fiili stoklarını işletme kayıtları ile uyumlu hale getirmesi için de düzenlemeler yapılmıştır. Bunlardan en önemlisi işletmede mevcut olduğu hâlde kayıtlarda yer almayan emtia için yapılacak düzeltme işlemleridir. Bu kapsamda kayda alınan emtia için açılan karşılık hesabının kurum ortaklarına aktarılmasında vergi hesaplanmamaktadır.

Anahtar Kelimeler: Af Kanunu, Stok Düzeltme, Karşılık Hesabının Dağıtılması, Vergi, Emtia Düzeltme

1.      Giriş

25.02.2011 tarih 27857 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan 6111 numaralı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması İle Sosyal Sigortalar Ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu Ve Diğer Bazı Kanun Ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun ile cumhuriyet tarihinin en büyük borç yapılandırmasının yapıldığı, devletin (kanun kapsamındaki borçlu) vatandaşı ile borçlar ve davalar yönünden uzlaşma aradığı ifade edilmişti. Bu kanun kapsamında kısaca birçok kamu alacağının yapılandırılması, çeşitli feri alacaklardan vazgeçilmesi, KDV, kurumlar vergisi, gelir (stopaj) vergisi yönünden matrah artırımı ve işletmelerin kayıtlarını fiili durumlarına uygun hale getirmesi için yapılan düzenlemeler mevcuttu.

Bu defa 2016 yılında, ardan geçen 5 yıl sonrasında 19.08.2016 tarih ve 29806 sayılı Resmi Gazete ‘de 6736 sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılmasına İlişkin Kanun yayınlanmıştır. Bu kanun ile özel sektörün kamuya olan borç yükünün azaltılarak borçlara taksitle ödeme imkanı getirilmesi, ihtilafların sulh yoluyla sonlandırılması, vergi incelemesinde olan konuların dava yoluna gidilmeksizin çözümlenmesi, vergilemede öngörülebilirliğin artırılarak geçmiş vergilendirme dönemleri ile ilgili olası risklerin ortadan kaldırılması, işletme kayıtlarının fiili durumlarına uygun hale getirilerek kayıtlı ekonomiye geçişin teşvik edilmesi amaçlanmıştır. Bu 5 yıllık süre içerisinde de küçük af yasaları olarak niteleyebileceğimiz çeşitli borç yapılandırma düzenlemeleri yapılmıştır.

Şunu belirtmek isterim ki 6736 sayılı kanunun 6’ıncı maddesinde yer alan makaleye konu olan hüküm ile 6111 sayılı 10’uncu maddesinde geçen hüküm içerik olarak birbirinin aynıdır. Bu sebeple uygulamalarının ve sonuçlarının aynı olmasını beklemek yanlış olmayacaktır.

Bu makalede 6736 sayılı kanunun tamamına yönelik olarak değil sadece 6’ıncı maddesinin emtia ile ilgili hükümleri üzerine bir değerlendirme yapılmaya çalışılacaktır.

2.      Kanuni Düzenleme

Yukarıda hazırlanma amaçları açıklanan 6736 sayılı kanunun “İşletme kayıtlarının düzeltilmesi” başlıklı 6’ıncı maddesinde işletmede mevcut olduğu hâlde kayıtlarda yer almayan emtia, makine, teçhizat ve demirbaşlar hakkında düzenlemeler yapılmıştır.

Maddenin birinci fıkrasının (a), (b) ve (c) bentlerinde yer alan düzenleme aşağıdaki gibidir;

(1) İşletmede mevcut olduğu hâlde kayıtlarda yer almayan emtia, makine, teçhizat ve demirbaşlar hakkında aşağıdaki hükümler uygulanır:

a) Gelir ve kurumlar vergisi mükellefleri (adi, kollektif ve adi komandit şirketler dâhil), işletmelerinde mevcut olduğu hâlde kayıtlarında yer almayan emtia, makine, teçhizat ve demirbaşları kendilerince veya bağlı oldukları meslek kuruluşunca tespit edilecek rayiç bedel ile bu Kanunun yayımlandığı tarihi izleyen üçüncü ayın sonuna kadar bir envanter listesi ile vergi dairelerine bildirmek suretiyle defterlerine kaydedebilirler. Bildirime dâhil edilen kıymetler için amortisman ayrılmaz.

b) Bilanço esasına göre defter tutan mükellefler, bu fıkranın (a) bendi hükümleri uyarınca aktiflerine kaydettikleri emtia için ayrı, makine, teçhizat ve demirbaşlar için ayrı olmak üzere özel karşılık hesabı açarlar. Emtia için ayrılan karşılık, ortaklara dağıtılması veya işletmenin tasfiye edilmesi hâlinde sermayenin unsuru sayılır ve vergilendirilmez. Makine, teçhizat ve demirbaşlar envantere kaydedilir ve ayrılan karşılık birikmiş amortisman addolunur. İşletme hesabı esasına göre defter tutan mükellefler ise söz konusu emtiayı defterlerinin gider kısmına satın alınan mal olarak kaydederler.

c) Bu fıkranın (a) bendi uyarınca beyan edilen; genel orana tabi makine, teçhizat, demirbaş ve emtiaların bedeli üzerinden %10 oranı, indirimli orana tabi diğer makine, teçhizat, demirbaş ve emtiaların bedeli üzerinden tabi olduğu oranların yarısı esas alınarak katma değer vergisi hesaplanır ve ayrı bir beyanname ile sorumlu sıfatıyla beyan edilerek, beyanname verme süresi içinde ödenir. Makine, teçhizat ve demirbaşlar üzerinden ödenen bu vergi, hesaplanan katma değer vergisinden indirilemez. Emtia üzerinden ödenen vergi genel esaslara göre indirilir. Bu emtia, makine, teçhizat ve demirbaşlar için 3065 sayılı Kanunun 9 uncu maddesinin (2) numaralı fıkrası hükmü uygulanmaz.

3.      Konu Hakkında Yayınlanan Genel Tebliğ

23.08.2016 tarih 29810 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılmasına İlişkin 6736 Sayılı Kanun Genel Tebliği – Seri No:1 ile kanunun uygulanmasına ilişkin açıklamalar yapılmıştır.

Tebliğin VI-A – “İşletmede Mevcut Olduğu Hâlde Kayıtlarda Yer Almayan Emtia, Makine, Teçhizat Ve Demirbaşların Kayda Alınması” başlıklı bölümünde (emtianın kayda alınması ile ilgili olarak) yapılan açıklamalara göre;

Uygulama kapsamında olan mükellefler, işletmelerinde mevcut olduğu hâlde kayıtlarında yer almayan emtia, makine, teçhizat ve demirbaşlarını 6736 sayılı Kanunun yayımlandığı ayı izleyen üçüncü ayın son iş günü olan 30 Kasım 2016 tarihine kadar Tebliğin (VI/A-4) bölümünde belirtilen beyanname ve ekinde verecekleri envanter listesi ile katma değer vergisi yönünden bağlı oldukları vergi dairelerine bildireceklerdir.

Teslimleri genel orana (%18) tabi emtianın rayiç bedeli üzerinden %10 oranı, teslimleri indirimli orana (%1, %8) tabi emtianın rayiç bedeli üzerinden tabi olduğun oranın yarısı esas alınmak suretiyle KDV hesaplanacaktır

Bu kıymetler, bildirim tarihindeki rayiç bedelle değerlenmek suretiyle envanter listesinde gösterilecektir.

Bu kapsamda bildirilecek emtia; alım satım işletmelerinde satışa hazır malları, imalatçı işletmelerde ise hammadde, malzeme, yarı mamul ve mamul malları ifade etmektedir.

Beyan edilen emtiaya ait hesaplanarak ödenen KDV, 1 No.lu KDV beyannamesinde genel esaslar çerçevesinde indirim konusu yapılabilecektir.

Söz konusu hüküm kapsamında beyanda bulunan mükelleflere, 3065 sayılı Kanunun (9/2) maddesi hükmü uyarınca belgesiz mal bulundurduğu gerekçesiyle malın emsal bedeli üzerinden cezalı olarak re’sen tarhiyat yapılmayacaktır.

Emtia için ayrılan karşılık, ortaklara dağıtılması veya işletmenin tasfiye edilmesi hâlinde, sermayenin unsuru sayılacak ve vergilendirilmeyecektir.

Tebliğin “Beyan Edilen Kıymetlerin Kayıtlara intikali” başlıklı bölümdeki örneğe göre uygulamadan yararlanacak mükelleflerin yapması gereken muhasebe kaydı aşağıdaki şekilde gösterilmiştir.

________________________12.10.2016 ____________________________

153 TİCARİ MALLAR                   40.000 TL

191 İNDİRİLECEK KDV               4.000 TL

                                                         525 KAYDA ALINAN EMTİA      40.000 TL

ÖZEL KARŞILIK HESABI

(6736 sayılı Kanunun 6/1 md.)

                                                         360 ÖDENECEK VERGİ VE FONLAR 4.000 TL

(Sorumlu sıfatı ile ödenecek KDV)

__________________________ / ______________________________

4.      Konu Hakkında Verilen Özelgeler

İzmir Vergi Dairesi Başkanlığı tarafından verilen bir özelgede[1];

6111 sayılı Kanunun 10 uncu maddesine istinaden stok artışı beyanında bulunularak işletmeye dahil edilen emtia için “525 kayda alınan emtia karşılığı” hesabının alacağına kaydedilen tutarın ortaklara dağıtılması halinde 525 no.lu hesaptan çekilen tutardan kurumlar vergisi alınıp alınmayacağı, bu hesaptan şirket ortaklarına dağıtılan tutarlardan kar dağıtımı stopajı yapılıp yapılmayacağı ve şirket ortaklarının bu tutarları şahsi gelir vergisi beyannamelerinde beyan edip etmeyecekleri konusunda yaşanan tereddüt için sorulan soruya verilen yanıtta “Bu çerçevede, şirketinizin 6111 sayılı Kanunun 10 uncu maddesine istinaden stok artışı beyanında bulunup karşılık hesabına kaydettiği tutarlar sermayenin unsuru sayıldığından, bu tutarların ortaklara dağıtılması halinde gelir vergisi tevkifatı yapılmayacaktır. Diğer yandan anılan tutarlar şirket ortakları tarafından da ayrıca gelir vergisi beyannamesi ile beyan edilmeyecektir.” denilmiştir.

Özelgede belirtildiği üzere kanunun 10’uncu maddesi kapsamında beyan edilerek kayda alınan emtia için ayrılan karşılık hesabının ortaklara dağıtılması halinde ilgili kanun gereği bu tutar sermayenin bir unsuru sayıldığı için kurum nezdinde bir vergilendirme yapılmayacaktır. Bu tutarın geliri elde eden ortaklar tarafından da yıllık gelir vergisi beyannamesine eklenmeyeceği ifade edilmiştir. Ancak şunu belirtmek gerekir ki; burada bahsi geçen ortaklar gerçek kişidir, tüzel kişi ortak değildir.

İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı tarafından verilen bir özelgede[2]; 6111 sayılı Kanunun 10 uncu maddesi hükümlerinden yararlanarak aktife kaydedilen emtialar için açılan fon hesabının ortaklara dağıtılması sırasında şirketinize aktarılan tutarların pasifte 525 Kayda Alınan Emtia Özel Karşılık Hesabında izlenip izlenmeyeceği, söz konusu tutarların şirketin gerçek kişi ortaklarına dağıtılması durumunda stopaj yükümlülüğünün bulunup bulunmadığı şeklindeki soruya verilen yanıtta; “……………işletmesinde mevcut olduğu halde kayıtlarında yer almayan emtiayı kayıt altına alabilmek için 6111 sayılı Kanunun ilgili hükümlerinden yararlanan … San. ve Tic. Ltd. Şti. tarafından söz konusu emtia için ayrılan karşılık sermayenin unsuru olarak sayılacağından, karşılık hesabına kaydedilen tutarlar bu şirket tarafından ortaklarına dağıtılması halinde vergi kesintisi yapılmayacak ve anılan şirketin tasfiye edilmesi halinde de vergilendirilmeyecektir.

Öte yandan, 6111 sayılı Kanunun 10 uncu maddesinden yararlanan şirketin % 50 hisse payına sahip olmanız nedeniyle söz konusu karşılık hesabından şirketinize yapılan ödemeler sermaye payının iadesi niteliğinde olduğundan kurum kazancına dahil edilmeyecektir. Ancak, bu tutarların şirketiniz tarafından ortaklarınıza dağıtılması halinde ortaklarınız tarafından hukuki statülerine göre kazançlarına dahil edilerek veya Gelir Vergisi Kanununun 86 ncı maddesi göz önünde bulundurularak beyan edilmesi gerekeceği tabiidir.” denilmiştir.

Bu özelgede de bir önceki özelgede olduğu gibi 6111 sayılı kanun kapsamında bildirimi yapılan emtia karşılığında pasifte açılan karşılık hesabının ortaklara dağıtılmasının (bu tutarlar sermayenin bir unsuru olarak sayıldığı için) vergilendirilmemesi gerektiği belirtilmiştir. Ayrıca bu karşılık hesabından pay alanın tüzel kişi olması halinde de bu tutarın kurum kazancına dahil edilmeyeceği ifade edilmiştir. Ancak burada işlemin nasıl yapılması gerektiğine yönelik bir belirleme yapılmamıştır. Yani tüzel kişi ortağın hissesine düşen oranda alacağı fon payını gelir kaydetmeden muhasebe hesaplarında nasıl göstereceği net değildir. Bu işlemde ilgili firmanın iştirak hesabı kullanılırsa taahhüt edilen (ödenen veya ödenmeyen) sermaye payında bir düşmeye yol açacaktır. Hâlbuki sermayenin bir unsuru olarak görülen ve iştiraktik oranında kendisine aktarılan bu tutar ilgili firmaya iştirak edilmesi sırasında taahhüt edilen bir tutar değildir.

Öte yandan tüzel kişiliğin hissesine isabet tutarın kendi ortaklarına dağıtılmak istenmesi halinde ortakların hukuki yapılarına göre vergilendirme işleminin yapılması gerekmektedir. Özelgeye göre; ortak tüzel kişilik ise dağıtım ile alacağı tutarı dönem kazancına dahil etmeli, gerçek kişi ise yıllık gelir vergisi beyannamesine eklemelidir.

5.      Değerlendirme ve Sonuç

Gerek 6111 sayılı kanun gerekse 6736 sayılı kanunda yer alan işletme kayıtlarının fiili duruma uygun hale getirilmesi maksatlı düzenlemelerden biri olan işletmede mevcut olduğu hâlde kayıtlarda yer almayan emtianın kayda alınmasına yönelik hükümlere göre; kanunun yayınlandığı 3’üncü ayın sonuna kadar bir liste ile vergi dairesine bildirilen ve KDV oranı %18 olan emtia için %10 oranında, diğer KDV oranlarına tabi emtia için ilgili oranın yarısı nispetinde vergi oranına tabi olan emtia için hesaplanan vergi sorumlu sıfatıyla beyan edilerek ödenecek ve dönemin 1 nolu KDV beyannamesi üzerinde hesaplanan vergiden mahsup edilebilecektir.

Beyan edilen emtiaya ilişkin tutar, özel bir karşılık hesabına kaydedilecek olup bu tutarın ortaklara dağıtılması veya şirketin tasfiyeye girmesi halinde sermayenin bir unsuru sayılması sebebiyle vergi kesintisine tabi tutulmayacaktır.

Dağıtılan bu tutar kurumun gerçek kişi ortakları tarafından da yıllık gelir vergisi beyannamelerine eklenmeyecektir.

Ancak dağıtılan karşılık hesabından pay alan tüzel kişinin kendi ortaklarına bu paydan dağıtım yapması halinde ortakların hukuki yapılarına göre vergilendirme yapılması gerekmektedir. Bu aşamada matrah artırımı yapan kuruma iştirak eden şirkette sermaye artırımı yoluyla fon sağlanmışsa ve dağıtılan tutarın kendi ortaklarına aktarımı sırasında sermaye azalımı yolunun seçilmesi halinde de vergilendirmenin yapılmaması gerektiğini düşünmekteyiz.

Öte yandan gerek 6111 sayılı kanun gerekse 6736 sayılı kanun ile tanınmış olan belirlenen usullerle vergi dairesine bildirimi yapılan emtialar için açılacak özel karşılık hesabına kaydedilen tutarların ortaklara vergisiz bir şekilde dağıtılması hakkının fazlasıyla suiistimale açık olduğunu düşünmekteyiz. Zira bu yöntem ile en fazla %10[3]oranında ödenecek vergi ile bir nev-i kar dağıtımı yapılmış olmaktadır.

Bu karşılık hesabının ortaklar cari hesabı, dolaylı olarak kasa hesabı ile kapatılarak kullanılmasının bir nev-i vergisiz kar dağıtımı uygulamasının yapılmasına müsaade edilmesinin kanunun getiriliş amacı olduğunu düşünmesek te yapılan düzenlemeye göre mükelleflere böyle bir hak verilmiş olup mevzu 6736 sayılı kanunun en önemli konularından birini oluşturmaktadır.

Tabi burada normal kar dağıtımı olsaydı, gerçek kişi ortakların bu kar paylarının yarısının vergiden istisna tutacağını, elde edilen kar payının sınırları aşması halinde tamamının yıllık beyanname ile beyan edilerek verginin konusuna gireceğini, kurum nezdinde vergilemenin %15 oranında yapılacağını unutmamak gerekmektedir.

Son olarak şunu da belirtmek gerekir ki teslimi vergiden istisna olan emtia için bu uygulamadan yararlanılması mümkün değildir.

 

Kaynakça;

-6736 Sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılmasına İlişkin Kanun

-6111 numaralı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması İle Sosyal Sigortalar Ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu Ve Diğer Bazı Kanun Ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun

-Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılmasına İlişkin 6736 Sayılı Kanun Genel Tebliği – Seri No:1

[1] İzmir Vergi Dairesi Başkanlığı – 21.09.2012 tarih B.07.1.GİB.4.35.16.01-125-872 sayılı özelge

[2] İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı – 05.08.2013 tarih 62030549-125[6-2012/4]-1178

[3] Kanuna göre KDV oranı %18 oranı olan emtia için %18 oranında, diğer oranlara tabi emtia için ilgili oranın yarısı oranında vergi oranı dikkate alınacaktır.