İmar Barışı Kapsamında Ödenen Tutarlar Gider midir? Maliyet midir?

Vesilkalık-2

7143 sayılı kanunun 16. maddesiyle 3194 sayılı kanunda yapılan düzenlemeye göre “ruhsatsız veya ruhsat ve eklerine aykırı yapıların kayıt altına alınması ve imar barışının sağlanması amacıyla, 31/12/2017 tarihinden önce yapılmış yapılar için Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ve yetkilendireceği kurum ve kuruluşlara 31/10/2018 tarihine kadar başvurulması, bu maddedeki şartların yerine getirilmesi ve 31/12/2018 tarihine kadar kayıt bedelinin ödenmesi halinde Yapı Kayıt Belgesi verilebileceği, yapının bulunduğu arsanın emlak vergi değeri ile yapının Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca belirlenen yaklaşık maliyet bedelinin toplamı üzerinden konutlarda yüzde üç, ticari kullanımlarda yüzde beş oranında alınacak kayıt bedelinin başvuru sahibi tarafından yatırılacağı” hüküm altına alınmıştır.

İlgili mevzuatta kısaca imar barışı olarak adlandırılan uygulama kapsamında başvuruda bulunanların ödedikleri bedelleri ödeme döneminde dönem gideri olarak mı dikkate alacakları yoksa uygulamadan yararlanan taşınmazın maliyet bedeline ilave ederek amortisman ayırmak suretiyle mi gider kaydedecekleri konusunda bir açıklama yapılmamıştı.

Konu hakkında Gelir İdaresi Başkanlığınca yayınlanan özelgesinde

“…………….şirketiniz adına kayıtlı taşınmaz için 7143 sayılı Kanunun 16 ncı maddesi uyarınca yararlanacağınız imar barışına istinaden ödenecek olan kayıt bedelinin, taşınmazın iktisadi kıymetini artıran giderler kapsamında değerlendirilmesi ve söz konusu taşınmazın maliyet bedeline eklenmesi gerekmektedir.

Ayrıca, taşınmazın amortisman süresinin tamamlanmamış olması halinde, maliyet bedeline dahil edilecek söz konusu tutarın taşınmazın kalan amortisman süresine göre itfa edilmesi; taşınmazın amortisman süresinin tamamlanmış olması halinde ise, maliyet bedeline eklenen söz konusu tutarın taşınmaza ilişkin faydalı ömür ve amortisman oranı dahilinde aktife alındığı tarihten itibaren itfa edilmesi icap etmektedir.”

açıklaması yapılmıştır.

SMMM-Denetçi

Menderes ÇETİN

Reklamlar

Aynı Konuyu Düzenleyen Birden Fazla Yasal Düzenleme Varsa…

Vesilkalık-2

Ülkemizde yürürlükte bulunan vergi mevzuatının karışıklığı sebebiyle aynı konunun birden fazla kanun ile yorumlandığı olabilmektedir.

Dönem dönem çıkan teşvik uygulamaları geçici ya da kalıcı olarak yapılan değişiklikler, genel kanun hükümlerine ilaveten çıkarılan özel kanun hükümleri vb. düzenlemeler nedeniyle aynı konu hakkında birden fazla hukuk kuralının yürürlükte bulunması söz konusu olabilmektedir. Böyle bir durum ortaya çıkması halinde somut olaya uygulanması gereken hukuk kuralının tespitinde izlenmesi gereken yol bellidir.

Bu konuda Tematic Ticaret ve Mevzuat Araştırmaları Dergisinde çıkan bir makaleden aynen yaptığım alıntı aşağıdadır. Farkındalık  oluşturmak ve zaman kaybı ile sonuçlanan beyhude çabaları azaltmak niyetiyle faydalı olmasını umarım…

Örneğin, aynı zamanda aynı olayı düzenleyen eşit hukuki statüdeki iki norm birbiriyle çeliştiği takdirde, genel hüküm ve özel hüküm ilişkisi veya önceki düzenleme ve sonraki düzenleme ilişkilerine bakılmak suretiyle söz konusu olaya uygulanacak hukuk normu tespit edilmektedir.

Ancak aynı konuyla ilgili hukuk kuralları arasında bir çelişki ya da çatışma da olabilir. Oysa hukuk kuralları arasında bir çatışmanın olmaması gerektiği düşünülür. Kaldı ki, tamlamasında “düzen (intizam)” kelimesini içeren bir olgu olan hukuk düzeni tutarlı bir bütün olmalıdır. Bu bütünü oluşturan unsurlar arasında bir çelişki, bir çatışma olsaydı, bunların bir araya gelmesiyle oluşan bütüne “düzen” denmezdi.

Yine de bir hukuk düzeninde, ilk bakışta birbiriyle çatışıyormuş gibi görünen birden fazla hukuk kuralı bulunabilir. Ancak bu kurallar arasındaki çatışma olsa olsa “görünüşte”dir, “zahirî”dir. İşte hukuk kuralları arasında böyle bir “görünüşte çatışma” varsa, bu çatışma, “çatışma çözme ilkelerine” göre çözülür.

Bu ilkeler esas itibarıyla üç tanedir:

(1) Üst kanun alt kanunları ilga eder,

(2) Sonraki kanun önceki kanunları ilga eder,

(3) Özel kanun genel kanunları ilga eder.

Yukarıda bahsedildiği üzere, belirli bir olayı düzenleyen iki ayrı kanunun aynı zamanda yürürlükte bulunduğu durumlar görülmektedir.

İki ayrı kanun aynı somut olayı farklı biçimde düzenlemişlerse, bu durumda hangi kanunun somut olaya uygulanacağı sorunu karşımıza çıkmaktadır.

Buradan hareketle;

(1) Önceki tarihli üst kanun ile sonraki tarihli alt kanun çatışırsa önceki tarihli üst kanun uygulanır.

(2) Genel nitelikli üst kanun ile özel nitelikli alt kanun çatışırsa genel nitelikli üst kanun uygulanır.

(3) Önceki tarihli genel nitelikli üst kanun hükmüyle sonraki tarihli ve özel nitelikli alt kanun hükmü çatışırsa genel nitelikli üst kanun uygulanır.

(4) Aynı düzeyde yer alan önceki kanun ve sonraki kanunun çatışması halinde, aynı düzeyde yer alan önceki kanun ve sonraki kanun her ikisi de genel nitelikte ise sonraki kanun uygulanır.

(5) Aynı düzeyde yer alan önceki kanun genel, sonraki kanun özel nitelikte ise sonraki özel kanun uygulanır.

Ancak aynı düzeyde yer alan önceki kanun özel, sonraki kanun genel nitelikte ise bunların arasındaki çatışmanın hangi ilkeye göre çözüleceği konusunda kesin bir şey söylenemez, yukarıdaki (2) ve (3) üncü kurallar arasında bir tercihte bulunmak gerekir. Bu tercih konusunda pozitif hukukun bir düzenlemesi yoktur. Bu konu doktrinde de tartışmalıdır.

Doktrindeki daha ağır basan görüş, önceki tarihli özel kanunun, sonraki tarihli genel kanun ile yürürlükten kaldırılamayacağı, yani bir genel hükmün önceden özel olarak öngörülmüş şeyleri sona erdiremeyeceği yönündedir. Ancak, sonraki tarihli genel kanunla önceki tarihli özel kanunun bir hükmü yeniden düzenlenmişse ne olacaktır?

Özel Kanun – Genel Kanun İlişkisi

Aynı anda aynı olayı düzenleyen biri genel diğeri özel iki ayrı kanun yürürlükte bulunduğu takdirde önceki kanun özel yeni kanun genel ise bu durumda da kanun koyucunun genel yasayı çıkarırken hangi amacı taşıdığına bakmak gerekir. Yasa koyucu önceki tarihli özel kanunla düzenlenen hususlarda yeni bir bakış açısıyla sonraki tarihli genel kanunla bir değişiklik öngördüğü takdirde olaya sonraki tarihli genel kanunun uygulanması gerekir.

Önceki Kanun ve Sonraki Kanun İlişkisi

Bu ilkeye göre, normlar hiyerarşisinde aynı düzeyde yer alan ve birbiriyle çatışan iki hüküm arasında konuluş zamanları bakımından öncelik sonralık ilişkisi var ise, bunlardan sonraki tarihli hükmün, önceki tarihli hükmü ilga ettiği kabul edilir. Örneğin iki kanun arasında çatışma varsa, sorun sonraki tarihli kanunun hükmüne göre çözümlenir. Aynı anda yürürlükte bulunan iki ayrı kanun, Aynı somut olay hakkında birbirinden farklı düzenlemeler içeren iki ayrı kanun aynı anda yürürlükte bulunduğu takdirde, sonraki kanunda yer alan hükümler olaya uygulanmakta ve kanun koyucunun o mevzudaki iradesinin yeni getirilen düzenlemeler çerçevesinde değiştiği kabul edilmektedir. Eğer kanun koyucu, sonraki düzenlemesinde önceki düzenleme hükümlerini değiştirdiğini açıkça belirtmişse problem doğmaz, ancak sonraki düzenleme aynı hususu farklı şekilde düzenlemişse ve açıkça bir ilgadan bahsedilmiyorsa zımni bir ilga söz konusudur.

Somut olayda uygulanması gereken iki ayrı kanunun farklı hükümlerinin seçiminde önceki kanun ve sonraki kanun hususu, bazı durumlarda genel kanun ve özel kanun kriteri ile iç içe ele alınmaktadır. Nitekim Danıştay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulunun bir kararında önceki ve sonraki kanun hükümleri arasında çelişme olduğu takdirde somut olayda özel ve sonraki kanun hükümlerinin uygulanacağı belirtilmektedir.

 

Muhtasar Beyannamede Yapılan Değişiklik Hakkında

 

Vesilkalık-2

Gib tarafından 07.06.2018 tarihinde yapılan duyuru ile muhtasar beyannamelerde değişiklik yapıldığı duyuruldu. Duyuru metni aşağıdaki gibidir.

MUH, MUHGVK281 ve MUHSGK Beyannamelerinde Değişiklik;

Muh, MuhGVK281 ve MuhSGK kodlu muhtasar beyannamelerde “İstihdam Teşvikine İlişkin Bildirim” ile “Gelir Vergisi Kanununun Geçici 72 nci maddesi kapsamında yapılan gelir vergisi tevkifatına ilişkin bildirim” mükelleflerin kullanımına açılmıştır.

MUH kodlu muhtasar beyannamenin “Ekler” kulakçığında bulunan “İşyeri Bilgileri” bölümüne “Toplam İşçi Sayısı” alanı eklenmiştir. Bu alana işyeri SGK numarası bazında, toplam çalışan işçi sayısı eklenecektir. Kamu kurumu olup, işyeri SGK numarasını 1111111 şeklinde beyan edenler işçi sayısını toplu olarak yazabilirler. 

 Bu duyuruda iş yerinden huzur hakkı ödemesi yapanların bu ödemeyi yaptıkları kişi sayısını yukarıda bahsedilen işçi sayısı içinde gösterip göstermeyeceği yönünde bir belirleme yapılmamıştır.

Hali hazırda kullanılan beyannamede, huzur hakkı ödemeleri “Vergiye Tabi İşlemler > Ödemelerin Tür Kodu”  altında “Ücret Grubu” nda ve “14 nolu” kodda bildiriliyor.

Aynı zamanda beyannamenin “Vergi Bildirimi” sekmesinde huzur hakkı ödemesi yapılan kişi sayısını diğer ücretliler kısmında (toplam işçi sayısına dahil ederek) belirtiyor ve hemen bu alanın altında yer alan “**SGK Muaf/İstisna” kısmında ayrıca yazılıyor.

E-beyannamede yapılan son değişiklik ile “Ekler > İş yeri Bilgileri” altında açılan yeni alana iş yeri dosyası bazında çalışan işçi sayılarının yazılması gerektiği açıkça belirtilmiştir. Huzur hakkı ödemesi alanlar şirketten sigortalı olmadığı için bu alana yazılan işçi sayısı ile bir üst paragrafta bahsedilen “Vergi Bildirimi” kısmında yazılan işçi sayısı arasında uyumsuzluk ortaya çıkmaktadır. Esasen bir sorun olmadığı görülse de şuanda sistem bunun bir uyumsuzluk olarak görmekte ve beyannamenin kaydedilmesi aşamasında uyarı vermektedir. Ancak bu uyarıya rağmen beyanname kayıt edilebilmekte ve onay alınabilmektedir.

Sonuç olarak;

-Huzur hakkı alan kişi sayısı beyannamenin “Vergi Bildirimi” sekmesinde diğer ücretlilere ilişkin kişi sayısı içinde ve hemen bu alanın altında yer alan SGK muaf/istisna kişi sayısı içinde gösterilmelidir.

-Ayrıca “Ekler > İş yeri Bilgileri” kısmında iş yeri dosyası bazında yapılan ayrımda, huzur hakkı alan kişi sayısı yazılmamalıdır.

-Bu durumda e-bildirge sistemi beyannameyi kaydederken (bildirilen sayılarda uyumsuzluk olduğu için) uyarı veriyor ancak beyannameyi kabul ediyor.

-Vergi dairesi yada SGK tarafından bu uyumsuzluk hakkında bilgi istenmesi halinde (uyumsuzluğun huzur hakkı alan kişilerden kaynaklandığı yönünde) gerekli izahat yapılabilir.

İleri ki günlerde bu hususta bir duyuru yapılması muhtemeldir.

SMMM – Denetçi

Menderes ÇETİN

 

 

Taşınmazların 7144 Sayılı Kanun Kapsamında Yeniden Değerlenmesinde Özel Durumlar

imageTaşınmazların yeniden değerlemesine ilişkin 7144 Sayılı “Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun” 25 Mayıs 2018 tarihli ve 30431 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.

Yapılan düzenlemeye göre;

-Uygulamadan tam mükellefiyete tabi ve bilanço esasına göre defter tutan gelir ve kurumlar vergisi mükellefleri yararlanabilmektedir.

-Uygulama kapsamında sadece taşınmazların yeniden değerlenmesine imkan sağlamaktadır.

“Taşınmazlar” Türk Medeni Kanunu’nda aşağıdaki şekilde belirlenmiştir:

  • Arazi,
  • Tapu kütüğünde ayrı sayfaya kaydedilen bağımsız ve sürekli haklar,
  • Kat mülkiyeti kütüğüne kayıtlı bağımsız bölümler.

-Değerleme işlemlerinin 30/9/2018 tarihine kadar yapılması gerekmektedir.

-Değerleme işlemi ile bulunan net artış tutarı pasifte özel bir fon hesabına alınmalı ve bu tutar üzerinden % 5 oranında hesaplanan vergi; yeniden değerleme işleminin yapıldığı tarihi izleyen ayın 25 inci günü akşamına kadar bir beyanname ile gelir veya kurumlar vergisi yönünden bağlı olunan vergi dairesine beyan edilerek, aynı süre içerisinde ödenmelidir. Bu ödeme kkeg olarak kayda alınmalıdır.

-Yeniden değerlemeye tabi tutan kıymetler için yeni değer üzerinden amortisman hesaplanmasına devam edilebilir. (Boş arsa ve araziler için amortisman uygulamasının yapılamamaktadır.)

-Pasifte özel bir fon hesabında gösterilen değer artışı tutarının, sermayeye ilave edilme dışında herhangi bir şekilde başka bir hesaba nakledilen veya işletmeden çekilen kısmı, bu işlemin yapıldığı dönem kazancı ile ilişkilendirilmeksizin bu dönemde gelir veya kurumlar vergisine tabi tutulur.

-Yeniden değerlemeye tabi tutulan taşınmazların elden çıkarılması halinde, pasifte özel bir fon hesabında gösterilen değer artışları, kazancın tespitinde dikkate alınmayacaktır.

Değerlendirme ve Sonuç:

7144 sayılı kanun ile getirilen yeniden değerleme düzenlemesi, iktisap tarihinin üzerinden uzunca bir süre geçmiş olan taşınmazların kayıtlı değerinin güncellenmesi için önemli bir fırsattır. Zira kamuoyunda uzun zamandır böyle bir düzenleme yapılmasına yönelik beklenti mevcuttu.  İktisap anında bedeli döviz ile ödenmiş olan taşınmazların iktisap tarihinden itibaren değerleme gününe kadar uzun bir zaman geçmese bile yükselen kur değerleri nedeniyle de kayıtlı değer ile rayiç değer arasında büyük farklar oluşabilmektedir. Bu durumdaki bir taşınmazın satışının yapılması halinde de yüksek kar çıkmaktadır. Uygulamadan yararlanılması halinde bu tarz sorunlarda ortadan kalkacaktır.

Taşınmazların kayıtlı değerlerinin (amortismanları ile birlikte) değerleme işlemine tabi tutulması bilançoların aktif ve pasif olarak daha güçlü görünmesini sağlayacaktır. Her ne kadar bu güç direkt olarak nakit ve benzeri bir sermaye artışı sağlamasa da taşınmazların güncel değerleri ile bilançoda yer alması varlıkların sahibi olarak bankalara karşı kredi başvurunda bulunan kurumun elini kuvvetlendirecektir.

Bu uygulama teknik iflas halinde olan kurumlar içinde önemli fırsat olacaktır. Zira hesaplanan değerleme artışı sermayeye eklenebilecektir.

Ancak bu uygulama ile birlikte aktifte meydana gelen artış kurumun (ilgili yönetmeliğe göre belirlenen aktif büyüklük sınırını aşması sebebiyle) kobi olma vasfını kaybetmesine ya da (belirlenen kriterlerden biri olan aktif büyüklüğün sınırının aşılması sebebiyle) bağımsız denetime tabi olmasına neden olabilir.

Ayrıca uygulama ile hesaplanan ve fon hesabına kaydedilen tutar sermayeye eklenmese bile özvarlık içinde yer alması sebebiyle ilişkili kişilerden borç alan kurumlarda örtülü sermaye hesabında sınırı (özel fona kayıt edilen tutarın 3 katı kadar) daha yukarıya taşıyacaktır.

 

Menderes ÇETİN

SMMM – Denetçi

İştirak Kazançları İstisnası

Merkezi serbest bölgede bulunan bir kuruma iştirak edilmesinden elde edilen kar payları (Serbest bölgeler gümrük bölgesi dışında sayılmasına karşın, TTK hükümlerine göre kurulmuş ve kanuni veya iş merkezi bu bölgelerde bulunarak faaliyet gösteren kurumlar tam mükellef kurum olarak kabul edildiği için) KVK 5/1-a (iştirak kazançları istisnası hükümleri) kapsamında vergiden istisnadır.

Menderes ÇETİN

SMMM – Denetçi

 

Gerçek Kişiler Tarafından Satılan Gayrimenkuller İçin Değer Artış Kazancının Tespiti (Maliyete Dahil Unsurlar)

 

Vesilkalık-2Gerçek kişilerin satın aldıkları gayrimenkulleri 5 yıl içinde elde çıkarmaları (satmaları) halinde alış ve satış arasında (varsa) oluşan kazanç tutarı değer artış kazancı olarak vergiye tabi tutulmaktadır.

2017 yılında elde edilen değer artışı kazancının 11.000-TL’si gelir vergisinden istisnadır.

Değer artışında safi kazanç, elden çıkarma karşılığında alınan para ve ayınlarla sağlanan ve para ile temsil edilebilen her türlü menfaatlerin tutarından, elden çıkarılan mal ve hakların maliyet bedelleri ile elden çıkarma dolayısıyla yapılan ve satıcının uhdesinde kalan giderlerin ve ödenen vergi ve harçların indirilmesi suretiyle bulunmaktadır.

Maliyet bedelinin mükelleflerce tespit edilememesi halinde maliyet bedeli yerine; Vergi Usul Kanunu hükümlerine göre, takdir komisyonlarınca tespit edilecek bedel, kazancı bilanço veya işletme hesabı esasına göre tespit edilen işletmelerde ise son bilançoda veya envanter kayıtlarında gösterilen değer esas alınır.

Mal ve hakların elden çıkarılmasında iktisap bedeli, elden çıkarılan mal ve hakların, elden çıkarıldığı ay hariç olmak üzere Devlet İstatistik Enstitüsünce belirlenen toptan eşya fiyat endeksindeki artış oranında artırılarak tespit edilir. Şu kadar ki, bu endekslemenin yapılabilmesi için artış oranının % 10 veya üzerinde olması şarttır.

Öte yandan, Vergi Usul Kanununun 262 inci maddesinde; maliyet bedelinin, iktisadi bir kıymetin iktisap edilmesi veyahut değerinin artırılması münasebetiyle yapılan ödemelerle bunlara müteferri bilumum giderlerin toplamını ifade edeceği,

272 inci maddesinde ise; “normal bakım, tamir ve temizleme giderleri dışında, gayrimenkulü veya elektrik üretim ve dağıtım varlıklarını genişletmek veya iktisadi kıymetini devamlı olarak artırmak maksadıyla yapılan giderler, gayrimenkulün veya elektrik üretim ve dağıtım varlıklarının maliyet bedeline ekleneceği belirtilmiştir.

Bu durumda iktisap edilen gayrimenkul için yapılan iktisadi değerini artıracak (tevsii, tadili veya bunlara ilave maliyet artırıcı nitelik taşıyan) masrafların iktisap bedelinin tespitinde maliyete dahil edilmesi mümkün bulunmaktadır.

Ayrıca gayrimenkulün kredi ile alınmış olması, kredinin vadesi sona ermeden ve kredi bakiyesi kapanmadan satılması halinde, banka tarafından tahsil edilen erken ödeme bedelinin ve  konut kredi faizlerine ilişkin ödemelerin herhangi bir endeksleme yapılmaksızın gayrimenkulün maliyet bedeline ilave edilmesi mümkündür.

 

Menderes ÇETİN

SMMM – Denetçi