KDV İadelerine 2 Yıllık Süre Sınırlaması mı Geliyor!!!

Vesilkalık-2

Başta Katma Değer Vergisi olmak üzere çeşitli vergi kanunlarında değişiklik yapan 7104 Sayılı “Katma Değer Vergisi Kanunu ve Bazı Kanunlar ile 178 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun” 6 Nisan 2018 Tarihli ve 30383 Sayılı Resmi Gazete’de yayınlanmıştı.

Bu kanunun 10. Maddesiyle 3065 sayılı KDV kanunu’ nun 32 nci maddesinin birinci fıkrasında yapılan değişiklik daha önce 5 yıllık tarh zaman aşamı süresi içinde talep edilebilir nitelikte olan KDV iadelerine 2 yıllık süre sınırı getirilmiştir. Yeni düzenleme 01.01.2019 tarihinden itibaren geçerli olacaktır. Dolayısıyla yeni yıl (01.01.2019) gelmeden önce işlemin gerçekleşmesinden itibaren 2 yıllık süre geçmiş ancak 5 yıllık tarh zaman aşımı süresi dolmamış olan dönemlerde iade alınabilir KDV varsa bunun talep edilmesi gerekmektedir. Bir başka ifade ile yüklenilen KDV si olmasına rağmen bunu iade olarak talep etmeyenlerin bu döneme ilişkin düzeltme beyannamesi vererek iade talep edebilmeleri için bu süre şartına dikkat etmeleri gerekmektedir.

İlgili kanun maddesinin son hali aşağıdaki gibidir.

İstisna Edilmiş İşlemlerde İndirim
Madde 32

Bu Kanunun 11, 13, 14 ve 15 inci maddeleri ile 17 nci maddenin (4) numaralı fıkrasının (s) bendi uyarınca vergiden istisna edilmiş bulunan işlemlerle ilgili fatura ve benzeri vesikalarda gösterilen Katma Değer Vergisi, mükellefin vergiye tabi işlemleri üzerinden hesaplanacak Katma Değer Vergisinden indirilir. Vergiye tabi işlemlerin mevcut olmaması veya hesaplanan verginin indirilecek vergiden az olması hallerinde indirilemeyen Katma Değer Vergisi, işlemin gerçekleştiği dönemi izleyen ikinci takvim yılının sonuna kadar talep edilmesi şartıyla Maliye ve Gümrük Bakanlığınca tespit edilecek esaslara göre bu işlemleri yapanlara iade olunur.

Maliye Bakanlığı katma değer vergisi iadesini, hak sahiplerinin vergi ve sosyal sigorta prim borçları ile genel ve katma bütçeli daireler ile belediyelere olan borçlarına ya da döner sermayeli kuruluşlar ile sermayesinin % 51’i veya daha fazlası kamuya ait olan veya özelleştirme kapsamında bulunan işletmelerden temin ettikleri mal ve hizmet bedellerine ilişkin borçlarına mahsup suretiyle sınırlamaya; imalatçılar tarafından yapılan ihracat işlemlerinden kaynaklanan iadelerde, yüklenilen katma değer vergisi yerine sektörler itibarıyla ihracat bedelinin belli bir oranına kadar iade yaptırmaya yetkilidir. Maliye ve Gümrük Bakanlığınca tespit edilecek esaslara göre bu işlemleri yapanlara iade olunur.

Yapılan düzenlemenin mükellefleri 2 yıllık bir süre içinde yüklenilen KDV’lerini iade almak ya da almamak yönünden kati karar vermeye zorlamaktadır. Esasen 5 yıllık süre içinde düzeltme beyannamesi verilmesi yoluyla iade talep edilmesi hem raporu hazırlayan Yeminli Mali Müşaviri (karşıt incelemeleri yapması ve yüklenimlerin tespiti hususunda) zorlamakta hem de mükellefler için arşivleme anlamında taşınan bir yük oluşturmaktaydı. Bu açıdan bakıldığında yapılan düzenleme KDV iadesi sisteminde hızlanmaya neden olabilir.

Ayrıca işlemin yapıldığı dönemi izleyen iki takvim yıllık süre, mükellefler açısından hak düşürücü bir süredir.

Öte yandan daha önce süresinde (ve ya dönemi takip eden 2 takvim yıllı içinde)  verilen KDV beyannamesinde gösterilen yüklenilen KDV’nin işlem tarihini takip eden 2 takvim yıllık süre geçtikten sonra düzeltme beyannamesi verilmesi suretiyle artırılması söz konusu olursa, işlemin nasıl ilerleyeceği net değildir. Artırılan bu kısmın iadesinin istenip istenemeyeceği açıklanmaya muhtaç durumdadır. Yine bu 2 takvim yıllık hak düşürücü sürenin 01.01.2019 tarihinden itibaren gerçekleşen (iade hakkı doğuran) işlemler için mi geçerli olacağı yoksa henüz süresi geçmemiş işlemler içinde geçerli olup olmayacağı net değildir. Konunun tebliğ düzeyince açıklanacağını düşünmekteyiz.

SMMM – Denetçi

Menderes ÇETİN

 

Reklamlar

Yemek Fişleri Gider Kabul Edilip, KDV’si İndirim Konusu Yapılabilir Mi?

Vesilkalık-2

213 sayılı Vergi Usul Kanununun 3 üncü maddesinin (B) bendinde; “Vergilendirmede vergiyi doğuran olay ve bu olaya ilişkin muamelelerin gerçek mahiyeti esastır.” denilmiş, vergiyi doğuran olay ve bu olaya ilişkin muamelelerin gerçek mahiyetinin yemin hariç her türlü delille ispatlanabileceği belirtilmiştir.

Anılan Kanunun 228 inci maddesinde ise “Aşağıdaki giderler için ispat edici kağıt aranmaz:

1.Örf ve teamüle göre bir vesikaya istinat ettirilmesi mutat olmayan müteferrik giderler;
2.Vesikanın teminine imkan olmayan giderler;
3.Vergi kanunlarına göre götürü olarak tespit edilen giderler.
1 ve 2 numaralı fıkralarda yazılı giderlerin gerçek miktarları üzerinden kayıtlara geçirilmesi ve miktarlarının işin genişliğine ve mahiyetine uygun bulunması şarttır.” hükmüne yer verilmiştir.

Mezkûr Kanunun 232 nci maddesinde; “Birinci ve ikinci sınıf tüccarlar, kazancı basit usulde tespit edilenlerle defter tutmak mecburiyetinde olan çiftçiler:

  1. Birinci ve ikinci sınıf tüccarlara;
  2. Serbest Meslek erbabına;
  3. Kazançları basit usulde tespit olunan tüccarlara;
  4. Defter tutmak mecburiyetinde olan çiftçilere;
  5. Vergiden muaf esnafa.

Sattıkları emtia veya yaptıkları işler için fatura vermek ve bunlar da fatura istemek ve almak mecburiyetindedirler.

Yukarıdakiler dışında kalanların, birinci ve ikinci sınıf tüccarlar ile kazancı basit usulde tespit edilenlerden ve defter tutmak mecburiyetinde olan çiftçilerden satın aldıkları emtia veya onlara yaptırdıkları iş bedelinin (01/01/2018 tarihinden geçerli olmak üzere) 1.000-TL’yi geçmesi veya bedeli 1.000-TL’den az olsa dahi istemeleri halinde emtiayı satanın veya işi yapanın fatura vermesi mecburidir.” hükmü yer almaktadır.

Aynı kanunun 233 üncü maddesinde ise; birinci ve ikinci sınıf tüccarlar, kazancı basit usulde tespit edilenlerle defter tutmak mecburiyetinde olan çiftçilerin fatura vermek mecburiyetinde olmadıkları satışları ve yaptıkları işlerin bedellerinin yine aynı maddede sayılan vesikalardan biri ile tevsik olunacağı hükme bağlanmıştır.
167 sıra numaralı Vergi Usul Genel Tebliğinde ise birinci ve ikinci sınıf tüccarlarla defter tutmak mecburiyetinde olan çiftçilerin yukarıda 5 madde halinde sayılan kimselere sattıkları emtia veya yaptıkları işler için satılan emtianın veya yapılan işin bedeli ne olursa olsun fatura vermelerinin, emtiayı satın alan veya hizmeti yaptıran bu kimselerin de fatura istemelerinin ve almalarının zorunlu olduğu ve bunlar için perakende satış fişlerinin geçerli olmayacağı açıklanmıştır.

Ancak, daha sonra yayımlanan 204 ve 206 sıra numaralı Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğleri ile bu düzenlemeye bazı istisnalar getirilerek, mükelleflerin ticari faaliyetlerine ilişkin olarak işyerlerinde kullanılmak ve tüketilmek amacıyla satın aldıkları (kırtasiye, büro ve temizlik malzemeleri gibi) ve bedeli fatura düzenleme mecburiyetini belirleyen kanuni haddi aşmayan mal ve hizmet bedelleri için düzenlenen perakende satış veya yazar kasa fişlerinin gider belgesi olarak kabul edilmesi uygun görülmüştür. İşletmenin tüketimi dışında satışa konu olacak mal ve hizmetlerin alımlarında ise bedeli ne olursa olsun fatura düzenlenmesi defterlere faturalara dayanılarak kayıt yapılması gerektiği açıklanmıştır.

Ayrıca, 275 sıra numaralı Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği ile de, taksi işleten mükelleflerden alınan ve tutarı fatura düzenleme mecburiyetine ilişkin kanuni haddi aşmayan perakende satış fişlerinin de, gider belgesi olarak kabul edilmesi uygun görülmüştür.

Yukarıda yer alan hüküm ve açıklamalara göre; ticari kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi ile ilgili olmaları şartıyla fatura düzenleme haddinin altında kalan, iş yerinde ve şantiyede kullanılmak ve tüketilmek amacıyla satın alınan kırtasiye, büro ve temizlik giderleri, su, gıda giderleri için alınan perakende satış veya ödeme kaydedici cihaz fişlerinin gider belgesi olarak kullanılması mümkün bulunmaktadır. Ancak, şirket çalışanlarının şirket dışında yiyecek, konaklama ve yol giderleri, otopark ve misafir ağırlamaya ilişkin giderlerin bu kapsamda değerlendirilmesi söz konusu değildir.

Diğer taraftan, şirket çalışanlarının görevli olarak şehir içi ve dışındaki şantiyelere gittiklerinde yapmış oldukları yemek vb. harcamaların kurum kazancının tespitinde gider olarak dikkate alınabilmesi için fatura ile tevsik edilmesi gerekmektedir.

KDV tarafında ise iş yerinde kullanılmak üzere perakende satış fişi veya yazar kasa fişi ile satın alınan kırtasiye, büro ve temizlik giderleri, su, gıda giderlerine ilişkin KDV nin indirim konusu yapılması mümkün bulunmaktadır.

Ancak şirket personelinin iş seyahatlerinde yapmış olduğu çeşitli masrafların kurum kazancının tespitinde gider olarak dikkate alınabilmesi için fatura tevsiki mecburi olduğundan, Vergi Usul Kanununa göre gider belgesi olarak kabul edilmeyen, bir başka ifadeyle, ticari kazancın ya da kurum kazancının tespitinde indirimi mümkün bulunmayan söz konusu harcamalara ait perakende satış fişleri ve yazar kasa fişlerine istinaden yüklenilen KDV tutarlarının, KDV Kanununun 30/d maddesi uyarınca indirim konusu yapılması mümkün değildir.

Diğer taraftan, indirimi mümkün olmayan söz konusu tutarların Gelir ve Kurumlar Vergisi açısından işlemin mahiyetine göre gider, maliyet veya kanunen kabul edilmeyen gider olarak dikkate alınabileceği tabiidir.

SMMM – Denetçi

Menderes ÇETİN

Kur Farkları KDV’ye Tabi Değil midir?

Vesilkalık-2

 26.4.2014 tarih 28983 sayılı Resmi Gazete ‟de yayımlanan ve 1.5.2014 tarihinde yürürlüğe giren Katma Değer Vergisi Genel Uygulama Tebliğinin ”Matrah, Nispet ve İndirim” başlıklı 3‟üncü bölümünün, ”A- Matrah, 5. Matraha Dahil Olan Unsurlar” başlığı altında düzenlenen ”5.3. Kur Farkları” alt başlıklı bölümüne göre; “Bedelin döviz cinsinden veya dövize endekslenerek ifade edildiği işlemlerde, bedelin kısmen veya tamamen vergiyi doğuran olayın vuku bulduğu tarihten sonra ödenmesi halinde, satıcı lehine ortaya çıkan kur farkı esas itibarıyla vade farkı mahiyetinde olduğundan, matrahın bir unsuru olarak vergilendirilmesi gerekmektedir. Buna göre, teslim veya hizmetin yapıldığı tarih ile bedelin tahsil edildiği tarih arasında ortaya çıkan lehte kur farkı için satıcı tarafından fatura düzenlenmek ve faturada gösterilen kur farkına, teslim veya hizmetin yapıldığı tarihte bu işlemler için geçerli olan oran uygulanmak suretiyle katma değer vergisi hesaplanır.

Bedelin tahsil edildiği tarihte alıcı lehine kur farkı oluşması halinde, kur farkı tutarı üzerinden alıcı tarafından satıcıya bir fatura düzenlenerek, teslim ve hizmetin yapıldığı tarihteki oran üzerinden katma değer vergisi hesaplanması gerekmektedir.”

Aynı tebliğin ”B.Oran 1.2. Vade Farkı, Kur Farkı ve Matrahta Değişikliğe Yol Açan İşlemlerde Katma Değer Vergisi Oranı” başlığı altında düzenlenen ”1.2.2. Kur Farkları” alt başlığında ise; “Teslim veya hizmetin yapıldığı tarih ile bedelin tahsil edildiği tarih arasında ortaya çıkan lehte kur farkı için satıcı tarafından faturada gösterilen kur farkına, teslim veya hizmetin yapıldığı tarihte bu işlemler için geçerli olan oran uygulanmak suretiyle katma değer vergisi hesaplanır.

Bedelin tahsil edildiği tarihte alıcı lehine kur farkı oluşması halinde, kur farkı tutarı üzerinden alıcı tarafından, teslim ve hizmetin yapıldığı tarihteki oran üzerinden katma değer vergisi hesaplanması gerekmektedir.” denilmiştir.

Gelir idaresinin tebliğdeki bu düzenlemelere paralel birçok özelgeside mevcuttur.

Kur farklarının KDV’ye tabi olup olmadığı uzun zamandır birçok davaya konu olmuştur. Bu davaların bazılarında kur farklarının KDV’ye tabi olduğu bazılarında ise KDV’ye tabi olmadığı yönünde kararlar çıkmıştır.

Son olarak konu Danıştay Vergi Dava Dairelerinin gündemine gelmiştir. Kurulunun 2017/548 Esas , 2017/606 Karar numaralı “İçtihat “Metnine” göre;

Teslim ve hizmet işlemlerinin karşılığını teşkil eden bedel kavramı kanunda açıkça tanımlandıktan sonra, bedel kapsamında kabul edilmeyen ancak, matraha dahil edilmesi gereken gelir unsurlarının sayıldığı Kanunun 24‟üncü maddesinin (c) fıkrasında, kur farkına yer verilmemiştir.

24. maddede yer alan “gibi” ifadesi, maddede sayılan matraha dahil unsurlara nitelik olarak benzeyen diğer gelirleri kapsaması amacıyla kullanıldığından, kur farkının, bu kapsamda değerlendirilip değerlendirilemeyeceğinin ortaya konulması gerekmektedir.

Kur farkı, dövizin, değişik kurlardan ulusal paraya çevrilmesi sonucu ortaya çıkan fark olarak tanımlanmaktadır.

Dövizli işlemler sonrasında mal teslimi veya hizmet ifasında bulunan kişi tarafından her zaman ilave bir bedel elde edilmesi mümkün olmadığından ve döviz kurunun düşmesi halinde alıcı lehine bir durum oluştuğundan kur farkı, niteliği itibarıyla maddede sayılan diğer gelir unsurlarından farklılık arz etmektedir.

Kanunun 24‟üncü maddesinde yer alan “gibi” ifadesinden yola çıkılarak kur farkının vade farkı mahiyetinde olduğu kabul edilmek suretiyle katma değer vergisi matrahına dahil edilmesi, hukuk devletinin unsurlarından biri olan hukuki belirlilik ilkesiyle bağdaşmadığı gibi dava konusu Tebliğ ile katma değer vergisi matrahına ilişkin hükümlerin yorum yoluyla genişletilmesi, vergilendirmenin temel öğelerinin kanunla belirlenmesi gerekliliğini de kapsayan verginin kanuniliği ilkesine de aykırılık oluşturmaktadır.

Bu durumda, Katma Değer Vergisi Kanununun 26‟ncı maddesi de dikkate alındığında, mal veya hizmetin karşılığını teşkil eden bedelin döviz ile hesaplanması halinde döviz, malın teslimi veya hizmetin yapılması ile gerçekleşen vergiyi doğuran olayın meydana geldiği tarihteki cari kur üzerinden Türk parasına çevrilerek, bu yolla bulunan tutar katma değer vergisinin matrahını oluşturacak olup bedelin farklı zamanlarda ödenmesi nedeniyle zaman içinde oluşabilecek kur farklarının matraha ilave edilmesi mümkün değildir.

Öte yandan, Katma Değer Vergisi Kanununun 21‟inci maddesinde, ithalatta verginin matrahına dahil olan unsurlar arasında kur farkı açıkça sayılmasına rağmen 24‟üncü maddesinde matraha dahil olan unsurlar arasında kur farkına yer verilmemiş olması da kanun koyucunun, ithalat dışındaki işlemlerde kur farkının katma değer vergisi matrahına dahil edilmesini amaçlamadığını göstermektedir.

Dava Dairesinin bu kararından sonra önümüze iki yol çıkmaktadır. İlki KDV Kanunu madde 24. te yapılacak bir ekleme ile “gibi” ifadesinden önce “kur farkları” ifadesi eklenerek uygulamanın olduğu gibi devamının sağlanması; ikincisi ise ilgili tebliğde değişiklik yaparak kur farklarında KDV uygulanamayacağı yönünde düzenleme yapılması olacaktır.

Menderes ÇETİN

SMMM – Denetçi

Sigortadan Alınan Tazminat Tutarları İçin Fatura Düzenlenmeli midir?

imageKDV Kanununun 1 inci maddesine göre Türkiye’de yapılan;

– Ticari, sınai, zirai faaliyet ve serbest meslek faaliyeti çerçevesindeki teslim ve hizmetler,

– Her türlü mal ve hizmet ithalatı,

– Söz konusu maddede belirtilen “diğer” faaliyetlerden doğan teslim ve hizmetler

KDV’ye tabidir.

Bir teslim veya hizmetin karşılığını teşkil etmeyen veya buna bağlı olarak ortaya çıkmayan sigorta tazminatları KDV’nin konusuna girmemektedir. Bu durumda, sigortalının hasar gören eşya için sigorta şirketinden aldığı tazminat için KDV hesaplanması söz konusu olmayacaktır.

Ancak, sigortalı mükellefin hasar gören eşyayı tamir ettirerek, adına düzenlenen faturaları ibraz etmek suretiyle tamir bedelini (tamamen yada kısmen) sigorta şirketinden tahsil ettiği durumda, sigortalının, sigorta şirketi adına yaptığı ve KDV’ye tabi olan masrafların aynen sigorta şirketine yansıtılması için fatura düzenlenmesi ve KDV hesaplanması gerekmektedir.

SMMM – Denetçi
Menderes ÇETİN

KDV Beyannamesinde Yapılan Değişiklik Üzerine-2

  • 01.02.2017 tarihinde KDV-1 Beyannamesinde yapılan bir güncelleme ile “İlave Edilecek KDV” kısmının ismi “Daha Önce İndirim Konusu Yapılan KDV’nin İlavesi” olarak değiştirilmişti.

Konuyla ilgili olarak GİB tarafından genel bir açıklama yapılmamıştı. Ancak GİB beyanname servisi ile yapılan görüşmeler sonucunda bu bölümde, KDV Kanunlarına göre indirim konusu yapıldıktan sonra çalınan, yangında zayi olan, imha edilen, KDV Kanunu’nun 17. madde kapsamında bağışlanan mallara ilişkin KDV’lerin beyan edileceği, mal iadeleri ve fiyat farkı nedeniyle düzenlenen faturaların ise 550 kodu ile diğer işlemler bölümünde beyan edileceği belirtilmişti.

  • 03.10.2017 tarihinde KDV-1 Beyannamesinde yeni bir güncelleme yapılmıştı.

Güncellemeye ilişkin yapılan duyuruda; beyannamenin matrah bölümünde yer alan “Diğer İşlemler” tablosuna “504 – Alınan malların iadesi, gerçekleşmeyen işlemler” kodunun eklendiği, daha önce “550-Diğerleri” kodunda bildirilen alış iadeleri ya da gerçekleşmeyen işlemlere ilişkin bilgilerin 504 kodu ile bildirilmesi gerektiği belirtilmişti.

İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı tarafından 19.03.2018 tarihinde E-182442 numarasıyla yapılan bir duyuru ile konu hakkında açıklamalarda bulunulmuştur.

Buna göre;
-KDV Beyannamesinin ” Daha Önce İndirim Konusu Yapılan KDV’nin İlavesi” bölümünde, sadece 3065 sayılı  KDV Kanununun 30. maddesinin (a), (c) ve (d) bendi uyarınca indirilemeyecek KDV tutarı yazılabilir.

-Döviz kuru farklarının KDV beyannamesinde nasıl beyan edileceğine ilişkin olarak,  3065 sayılı  KDV Kanununun 24. maddesi uyarınca kur farkları KDV’nin matrahına dahil olduğundan, vergiyi doğuran olayın meydana geldiği tarihten sonra ortaya çıkan kur farklarının KDV Beyannamesinin “Matrah” kulakçığındaki tablolarda beyan edilmesi gerekmektedir.

-Mal iadesine işlemlerine ait vergi tutarlarının beyanı, beyannamenin “Matrah” bölümünde bulunan “Diğer İşlemler” tablosunda yer alan “504-Alınan Malların İadesi/Gerçekleşemeyen İşlemler” işlem türü kullanılarak yapılmalıdır.

Menderes ÇETİN

SMMM – Denetçi

Ücret Alınmayan Serbest Meslek Faaliyetleri İçin Serbest Meslek Makbuzu Düzenleyip Düzenlemeyeceği 

 

193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 65 inci maddesinde;

“Her türlü serbest meslek faaliyetinden doğan kazançlar serbest meslek kazancıdır.

Serbest meslek faaliyeti; sermayeden ziyade şahsi mesaiye, ilmi veya mesleki bilgiye veya ihtisasa dayanan ve ticari mahiyette olmayan işlerin işverene tabi olmaksızın şahsi sorumluluk altında kendi nam ve hesabına yapılmasıdır.”

67 nci maddesinin birinci fıkrasında;

“Serbest meslek kazancı bir hesap dönemi içinde serbest meslek faaliyeti karşılığı olarak tahsil edilen para ve ayınlar ve diğer suretlerle sağlanan ve para ile temsil edilebilen menfaatlerden bu faaliyet dolayısıyla yapılan giderler indirildikten sonra kalan farktır.”

hükmü yer almaktadır.

213 sayılı Vergi Usul Kanununun “Makbuz Mecburiyeti” başlıklı 236 ncı maddesinde, “Serbest meslek erbabı, mesleki faaliyetlerine ilişkin her türlü tahsilatı için iki nüsha serbest meslek makbuzu tanzim etmek ve bir nüshasını müşteriye vermek, müşteride bu makbuzu istemek ve almak mecburiyetindedir.” hükmüne yer verilmiştir.

Diğer taraftan, 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanununun 1/1 inci maddesinde, Türkiye’de gerçekleştirilen ticari, sınai, zirai ve serbest meslek faaliyeti çerçevesinde yapılan teslim ve hizmetlerin katma değer vergisine tabi olduğu belirtilerek, 10 uncu maddesinin (a) bendinde, mal teslimi ve hizmet ifası hallerinde, malın teslimi veya hizmetin yapılması ile (b) bendinde ise malın tesliminden veya hizmetin yapılmasından önce fatura veya benzeri belgeler verilmesi hallerinde, bu belgelerde gösterilen miktarla sınırlı olmak üzere fatura ve benzeri belgelerin düzenlenmesi anında vergiyi doğuran olayın meydana geleceği hüküm altına alınmıştır.

Yukarda yer verilen hükümler uyarınca,

-Katma değer vergisi bakımından vergiyi doğuran olay malın teslimi veya hizmetin ifasına bağlı olduğundan, serbest meslek faaliyetine ilişkin kazancın tahsil edilmediği durumlarda düzenlenecek serbest meslek makbuzunda, sadece KDV tutarına yer verilerek “….TL mal teslimine / hizmet yapılmasına ilişkin olup bedeli tahsil edilmemiştir.” şeklinde notun yazılması,

-Serbest meslek kazancında tahsil esası geçerli olduğundan (kazancın kısım kısım tahsil edildiği durumlar dahil) serbest meslek makbuzunun tahsil edilen tutar kadar düzenlenmesi ve makbuz üzerinde “KDV için … gün ve … sayılı serbest meslek makbuzu düzenlenmiştir.” şeklinde notun yazılması,

gerekmektedir.

Diğer taraftan, işlemlere taraf olanların düzenlenen serbest meslek makbuzuna dayanarak KDV’ni indirim konusu yapması mümkündür.

(Denizli Vergi Dairesi Başkanlığı 20.07.2011 tarih B.07.1.GİB.4.20.15.01-30-MUK-2010-54-203 sayılı özelge, İzmir Vergi Dairesi Başkanlığı 20.02.2017 tarih 21152195-130(99-2017-198)-5483 sayılı özelge)

 

Menderes ÇETİN

SMMM – Denetçi

Adi Ortaklıklarda Hisse Devri KDV’ye Tabi midir?

 

Vesilkalık-2

Ülkemizde inşaat sektöründe iş yapmak oldukça rağbet görmektedir. Bu faaliyet icra edilirken tercih edilen yapılanma türlerinden biride “adi ortaklık”tır.

Adi ortaklık gerçek şahıslar, tüzel kişiler arasında veya her ikisinin karışımıyla herhangi bir şekil şartına bağlı olmadan kurulabilir.

Mevzuatımıza göre; adi ortaklıklar, KDV ve muhtasar vergi yükümlülükleri için vergi mükellefiyeti tesis ettirebilmektedirler. Kendi adlarına kanuni defter tasdik ettirebilmekte, kendi adlarına fatura bastırabilmektedir.

Ortaklığın yaptığı tüm ticari işlemler KDV Kanunu uyarınca vergiye tabidir. (İstisna ve muafiyet halleri hariç)

Öte yandan adi ortaklıkta, ortaklığın sona ermesi sonucunu doğurmayan hisse devri işlemleri KDV’ye tabi değildir. Ortaklığın sona ermesi sonucunu doğuran devir işlemlerinde ise vergi uygulanır.

Buna göre bir adi ortaklıkta, ortaklardan biri veya birkaçının hisselerini diğer ortaklara veya üçüncü şahıslara devretmesi, bu şekilde ortaklıktan bazı ortakların ayrılması veya ortaklığa yeni ortakların alınması halinde, mevcut adi ortaklık, ortak sayısındaki değişiklik dışında aynen devam ediyorsa, bu hisse devri işlemlerinde vergi uygulanmaz.

Menderes ÇETİN

SMMM – Denetçi