Bağımsız Denetime Tabi Olma Kriterleri Değiştirildi

DSC_1813Bakanlar Kurulu 19.12.2012 tarih ve 2012/4213 sayılı Kararı ile bağımsız denetime tabi olacak kurum ve kuruluşları belirleyecek olan bazı kriterler yayınlamıştı. Zaman içinde tüm şirketler, kurum ve kuruluşların bağımsız denetime tabi olması ve tabana yayılması için bu kriterler belli dönemlerde değiştirilmektedir.

Bu sefer, 19.03.2016 tarih ve 29658 sayılı resmi gazetede yayınlanan Bakanlar Kurulu Kararı ile bağımsız denetime tabi olmanın şartları yeniden belirlenmiştir.

Bu karara göre;

1)Tek başına veya bağlı ortaklıkları ve iştirakleri ile birlikte aşağıdaki üç ölçütten en az ikisini sağlayan şirketler ile karara ekli I sayılı listedeki şirketler bağımsız denetime tabi olacaktır.

a) Aktif toplamı 40 milyon TL,

b) Yıllık net satış hasılatı 80 milyon TL

c) Çalışan sayısı 200 kişi ve üstü

Bu değişiklik ile bu kapsamdaki şirketlerin bağımsız denetim kapsamına girme sınırı, aktif toplam kriteri 50 milyon TL’den 40 milyon TL ve üstüne, yıllık net satış hasılatı 100 milyon TL’den 80 milyon ve üstü TL’ye indirilmiş bulunmaktadır. Çalışan sayısı ise sabit kalmıştır.

Aynı Karara istinaden;

2)Sermayesinin en az %25’i kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluklarına, sendikalara, derneklere, vakıflara, kooperatiflere ve bunların üst kuruluşlarına doğrudan ve dolaylı olarak ait olan şirketler için;

a)Aktif toplamı 30 milyon ve üstü Türk Lirası

b)Yıllık net satış hasılatı 40 milyon ve üstü Türk Lirası olarak değiştirilmiştir.

3)Yurt çapında günlük olarak gazete yayınlayan şirketler için;

a)Aktif toplamı 40 milyon ve üstü Türk Lirası

b)Yıllık net satış hasılatı 60 milyon ve üstü Türk Lirası olarak değiştirilmiştir.

4)Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu denetimine tabi şirketler için;

a)Aktif toplamı 30 milyon ve üstü Türk Lirası

b)Yıllık net satış hasılatı 60 milyon ve üstü Türk Lirası olarak değiştirilmiştir

5)Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu düzenlemelerine tabi olarak faaliyet gösteren lisans, sertifika ve yetki belgesi şirketler için;

a)Aktif toplamı 30 milyon ve üstü Türk Lirası

b)Yıllık net satış hasılatı 60 milyon ve üstü Türk Lirası olarak değiştirilmiştir.

6)Kamu iktisadi teşebbüsleri ve bağlı ortaklıkları ile sermayesinin en az %50 si belediyelere ait olan şirketler için;

a)Aktif toplamı 30 milyon ve üstü Türk Lirası

b)Yıllık net satış hasılatı 40 milyon ve üstü Türk Lirası olarak değiştirilmiştir

Kararın 4’üncü maddesinde belirtilen uygulama esaslarına göre, yukarıda değiştirilenlerle birlikte tüm kriterleri art arda iki hesap döneminde aşan kurumlar, müteakip hesap dönemi başından itibaren bağımsız denetime tabi olacaklardır. Dolayısıyla, 2014 ve 2015 yılları için bu kriterleri sağlayan kurumlar 2016 hesap döneminden itibaren; benzer şekilde, 2015 ve 2016 yıllarında söz konusu kriterleri sağlayan şirketler ise 01.01.2017 tarihinden itibaren bağımsız denetime tabi olacaktır.

Olcay KIRAN

SMMM & Bağımsız Denetçi

Reklamlar

Hisse Senedi Alımı Sırasında Yapılan Ödemelerin Kayda Alınması

Vesikalık-Olcay

 

 

Pay (hisse) senedi anonim ortaklıklar ile sermayesi paylara bölünmüş komandit ortaklıklarda payları temsil ve ifade eden bir finansal varlıktır.

Pay senedi ortaklığa sahipliğin belgesidir. Pay senedi bir anonim ortaklık tarafından, kuruluşu sırasında ilk çıkarılan ve ortaklığın tasfiyesi halinde en son geri ödenen bir finansal varlıktır. Ortaklığa ait kar veya zarardan, ortaklığı temsil etmesi nedeniyle etkilenir ve ortaklığın tasfiyesi söz konusu olduğunda aktiflerin satışından sağlanan fonlar ile borçların ödenememesi halinde pay için konulan sermaye tamamen ya da kısmen kaybolmuş olur.

Günümüz de birçok şirketin başka bir şirketin hisselerini (kuruluş anında ortak olarak yada sonradan) satın alarak diğer bir şirkete iştirak ettiğini görmekteyiz.

Genellikle holding şirketler ya da bir grup bünyesinde bulunan şirketlerin birbirlerine iştirak ederek bu uygulamayı yaptıklarını görmekteyiz.

Böyle bir durumda satın alınan hisse senetleri için yapılan ödemelerde; hisse senedinin nominal değeri ile piyasa değeri arasında ki pozitif farklın hisse senedinin maliyetine mi ekleneceği yoksa tek düzen hesap planında belirtilen şerefiye hesabında mı takip edileceği zaman zaman karşılaşılan sorulardadır.

Sorunun çözümü için 213 sayılı Vergi Usul Kanununun ilgili maddelerine bakmak gerekecektir. Kanunun;

-265 inci maddesinde mukayyet değerin bir iktisadi kıymetin muhasebe kayıtlarında gösterilen hesap değeri olduğu,

-279 uncu maddesinde, hisse senetlerinin alış bedeliyle değerleneceği,

-282 nci maddesinin son fıkrasında gerçek ve tüzel kişilerde peştamallıkların mukayyet değeri ile değerleneceği,

-313 üncü maddesinde, işletmede bir yıldan fazla kullanılan ve yıpranmaya, aşınmaya veya kıymetten düşmeye maruz bulunan gayrimenkullerle, 269 uncu madde gereğince gayrimenkul gibi değerlenen iktisadi kıymetlerin, alet, edevat, mefruşat, demirbaş ve sinema filmlerinin birinci kısımdaki esaslara göre tespit edilen değerinin bu Kanun hükümlerine göre yok edilmesinin amortisman mevzuunu teşkil edeceği,

-326 ncı maddesinde, kurumların aktifleştirdikleri peştamallıkların mukayyet değeri üzerinden eşit miktarlarda ve beş yıl içinde itfa olunacağı,

hükümleri yer almaktadır.

Peştamallık uygulamada, şerefiye veya hava parası olarak da adlandırılmakta olup, bir ticari işletmenin bir başkasına devir ve temliki sırasında aktifinde bulunan iktisadi kıymetlerin gerçek değerinden başka; işletmenin bulunduğu yerin önemi, piyasada tutmuş olduğu şöhret ve itibar, müşteri kitlesinin genişliği, faaliyet gösterdiği sektörde monopol olması gibi nedenlerden dolayı bilanço değerlerine ilave olarak sahip olunan değeri ifade etmektedir. Diğer bir ifade ile peştamallık, bir işletme devralınırken katlanılan maliyet ile söz konusu işletmenin rayiç bedelle hesaplanan net varlıklarının değeri arasındaki olumlu farktır.

Bu açıklamalara göre iştirak etmek amacıyla edinilen hisse senetlerinin nominal değeri ile satın alma fiyatının arasındaki pozitif farkın şerefiye (peştamallık) olarak değerlendirilmesi mümkün değildir. Alım değeri, hisse senedinin maliyet değeri olup bu tutarın ilgili hesapta kaydedilmesi gerekmektedir. Ayrıca hisse senedinin alımına ilişkin taahhüdün dövizle yada banka kredisi ile karşılanması halinde de ilk kayıt sonrasında ortaya çıkan olumlu-olumsuz kur farkı yada faiz tutarlarının da maliyete eklenmeden ortaya çıktıkları dönemde sonuç hesaplarına kaydedilmesi gerekmektedir.

SMMM – Denetçi

Menderes ÇETİN

 

 

Yönetim Kuruluna Tüzel Kişiyi Temsilen Katılanlara Yapılan Ödemelerde Vergilendirme Nasıl Olmalı?

Vesikalık-Olcay

 

Yeni Türk Ticaret Kanunu, anonim şirket yönetim kurulunun yapısına ve işlevlerine yönelik birçok değişiklik ve yenilik getirmiştir. Yönetim kurulu üyelerinin pay sahibi olmaları zorunluluğunun ortadan kaldırılması, tek kişilik yönetim kuruluna imkan sağlanması, tüzel kişilerin tüzel kişilik olarak yönetim kuruluna seçilmesi bunlara örnek olarak gösterilebilir.

Kanunun 359/2 bendi ile gerçek kişiler yanında, tüzel kişilerin de, tüzel kişilik olarak yönetim kurulu üyeliğine seçilmesine olanak sağlanmıştır. Ayrıca aynı maddenin devamında, böyle bir durumda, tüzel kişiyle birlikte, -bu tüzel kişi tarafından belirlenen ve tüzel kişi adına yönetim kurulunda bulunacak olan- bir gerçek kişinin de tescil ve ilân olunmasını, bu tescil ve ilânın yapılmış olduğunun ayrıca şirketin internet sitesinde hemen açıklanmasını zorunlu tutmuştur. Tüzel kişi yönetim kuruluna bizzat gelemeyeceği için toplantıya katılacak olan gerçek kişi onun tarafından belirlenecek ve onun adına tescil ve ilân olunacaktır. Toplantılara ise anılan gerçek kişi katılıp oy kullanacaktır. Ancak, kullanılan oy tüzel kişinin olacaktır. Tescil, bu yönüyle, tüzel kişinin üyeliğini söz konusu gerçek kişinin kişiliğinde somutlaştırıp belirgin konuma getirmekte ve bu yönden kurucu bir etkiye sahip bulunmaktadır.

Peki yönetim kurulu üyeleri arasında bir tüzel kişiliği temsilen gerçek kişi olması durumunda; yapılacak olan huzur hakkı bu kişiye yapılan bir ödememi olacaktır? Yoksa onun temsil ettiği kuruma yapılan bir ödememi olacaktır?  

Sorunun cevabını aşağıda yer alan Büyük Mükellefler Vergi Dairesi Başkanlığı tarafından verilen 11.04.2014 tarih 64597866-125[6-2015]-49 sayılı özelgede bulabiliriz.

SMMM – Denetçi

Menderes ÇETİN

Tarih: 11/04/2014
Sayı: 64597866-125[6-2015]-49
Kapsam

T.C.
GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI
BÜYÜK MÜKELLEFLER VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI
Mükellef Hizmetleri Grup Müdürlüğü

İlgide kayıtlı özelge talep formunuzda, şirketinizin iştiraki bulunduğu bazı tüzel kişiler nezdinde yönetim kurulu üyesi seçildiği ve bu yönetim kurullarında şirketinizi temsilen gerçek kişilerin görevlendirildiği belirtilerek, tüzel kişi yönetim kurulu üyesi sıfatıyla elde edilecek huzur hakkının şirket tüzel kişiliği veya şirket temsilcisine ödenmesi halinde kurumlar vergisine, gelir vergisine ve katma değer vergisine tabi olup olmadığı hususunda Başkanlığımız görüşü talep edilmektedir.

I-KURUMLAR VERGİSİ KANUNU YÖNÜNDEN:

5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 1 inci maddesinin ikinci fıkrasında, kurum kazancının gelir vergisinin konusuna giren gelir unsurlarından oluştuğu hükmüne yer verilmiş olup; 6 ncı maddesinde de, kurumlar vergisinin, mükellefin bir hesap dönemi içinde elde ettiği safi kurum kazancı üzerinden hesaplanacağı, bu kazancın tespitinde de Gelir Vergisi Kanununun ticari kazanç hakkındaki hükümlerinin uygulanacağı hükme bağlanmıştır.

193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 1 inci maddesinde,”Gerçek kişilerin gelirleri gelir vergisine tâbidir. Gelir bir gerçek kişinin bir takvim yılı içinde elde ettiği kazanç ve iratların safi tutarıdır.” hükmüne yer verilmiş olup, 2 nci maddesinde de gelire giren kazanç ve iratlar yedi bent halinde sayılmıştır.

Aynı Kanunun “Ücretin tarifi” başlıklı 61 inci maddesinde; ücretin, işverene tabi ve belirli bir işyerine bağlı olarak çalışanlara hizmet karşılığı verilen para ve ayınlar ile sağlanan ve para ile temsil edilebilen menfaatler olduğu; ücretin ödenek, tazminat, kasa tazminatı (Mali sorumluluk tazminatı), tahsisat, zam, avans, aidat, huzur hakkı, prim, ikramiye, gider karşılığı veya başka adlar altında ödenmiş olması veya bir ortaklık münasebeti niteliğinde olmamak şartı ile kazancın belli bir yüzdesi şeklinde tayin edilmiş bulunmasının onun mahiyetini değiştirmeyeceği hükmüne yer verilmiş olup, 94 üncü maddenin birinci fıkrasının (1) numaralı bendinde ise hizmet erbabına ödenen ücretler ile 61 inci maddede yazılı olup ücret sayılan ödemelerden (istisnadan faydalananlar hariç) 103 ve 104 üncü maddelere göre tevkifat yapılacağı hükme bağlanmıştır.

6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 359 uncu maddesinin birinci fıkrasında, anonim şirketin, esas sözleşmeyle atanmış veya genel kurul tarafından seçilmiş, bir veya daha fazla kişiden oluşan bir yönetim kurulunun bulunacağı; ikinci fıkrasında, bir tüzel kişinin yönetim kuruluna üye seçildiği takdirde, tüzel kişiyle birlikte, tüzel kişi adına, tüzel kişi tarafından belirlenen, sadece bir gerçek kişinin de tescil ve ilan olunacağı; ayrıca, tescil ve ilanın yapılmış olduğunun, şirketin internet sitesinde hemen açıklanacağı; tüzel kişi adına sadece, bu tescil edilmiş kişinin toplantılara katılıp oy kullanabileceği hükmü yer almaktadır.

Aynı Kanunun 394 üncü maddesinde ise yönetim kurulu üyelerine, tutarı esas sözleşmeyle veya genel kurul kararıyla belirlenmiş olmak şartıyla huzur hakkı, ücret, ikramiye, prim ve yıllık kârdan pay ödenebileceği hükme bağlanmıştır.

Bu hüküm ve açıklamalara göre; iştirak ettiğiniz bazı tüzel kişiler nezdindeki yönetim kurulu üyeliğiniz nedeniyle bu iştirakleriniz tarafından ödenen huzur hakkı bedelleri şirketinizin geliri sayılacağından, bu bedellerin kurum kazancınıza dahil edilerek vergilendirilmesi gerekmektedir.

Öte yandan, yönetim kurulu üyeliğiniz dolayısıyla iştiraklerinizden alınan huzur hakkı bedellerinden, şirketinizi söz konusu yönetim kurullarında temsil eden personelinize tarafınızca yapılacak ödemeler ücret olarak kabul edileceğinden, bu ödemeler üzerinden şirketiniz tarafından Gelir Vergisi Kanununun 94 üncü maddesinin birinci fıkrasının (1) numaralı bendine göre gelir vergisi kesintisi yapılması gerekmekle birlikte söz konusu ücretin kurum kazancınızın tespitinde gider olarak dikkate alınması mümkün bulunmaktadır.

II-KATMA DEĞER VERGİSİ KANUNU YÖNÜNDEN:

3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanununun;

1/1 inci maddesinde; ticarî, sınaî, ziraî faaliyet ve serbest meslek faaliyeti çerçevesinde Türkiye’de yapılan teslim ve hizmetlerin KDV’nin konusunu oluşturduğu,

4/1 maddesinde; hizmetin, teslim ve teslim sayılan haller ile mal ithalatı dışında kalan işlemler olduğu, bu işlemlerin; bir şeyi yapmak, işlemek, meydana getirmek, imal etmek, onarmak, temizlemek, muhafaza etmek, hazırlamak, değerlendirmek, kiralamak, bir şeyi yapmamayı taahhüt etmek gibi, şekillerde gerçekleşebileceği,

20/1 inci maddesinde, teslim ve hizmet işlemlerinde matrahın bu işlemlerin karşılığını teşkil eden bedel olduğu,

hükümlerine yer verilmiştir.

Diğer taraftan, KDV oranları, KDV Kanununun 28 inci maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak yayımlanan 2007/13033 sayılı Bakanlar Kurulu Kararnamesi ile Kararname eki (I) sayılı listede yer alan teslim ve hizmetler için %1, (II) sayılı listede yer alan teslim ve hizmetler için %8, listelerde yer almayan vergiye tabi işlemler için %18 olarak tespit edilmiştir.

Bu hükümler çerçevesinde; Şirketinizin, iştiraki olduğu firmaların yönetim kurulu üyeliğinden elde ettiği bedeller,  bu firmaların yönetim ve idaresine yönelik hizmetin karşılığı olduğundan; bu bedellerin, genel oranda (%18) KDV’ye tabi tutulması gerekmektedir.

Hisse Senedine Bağlanmayan Anonim Şirket Hisselerinin Satışından Elde Edilen Kazançlar

Vesilkalık-2Hisse Senedine Bağlanmayan Anonim Şirket Hisselerinin Satışından Elde Edilen Kazançlar

Ticaret Kanunu Yönünden;

Anonim şirketlerde sermaye yapısı hisse senetlerine bağlanmıştır. Ticaret kanununda ki hükümlere göre;  Bedeli Tamamen Ödenen Hamiline Yazılı Pay Senetleri İçin Bedellerinin Tamamen Ödendiği Tarihten İtibaren 3 Ay İçinde Pay Senetlerinin yönetim kurulunca bastırılıp, pay sahiplerine dağıtılması zorunludur. Bedelleri tamamen ödenmeyen paylar için hamiline yazılı pay senedi çıkarılamaz. Bu hükme aykırı olarak çıkarılanlar da geçersizdir.

Pay senedi bastırılıncaya kadar ilmühaber çıkarılabilir. ilmühaberlere, nama yazılı pay senetlerine ilişkin hükümler kıyasen uygulanır.

Nama yazılı pay senedi basımı ise, azlık (sermayenin en az onda birini oluşturan pay sahipleri) istemde bulunduğu takdirde söz konusu olacaktır. Aksi halde, TTK’na göre pay senedi basımı zorunlu değildir.

Gelir Vergisi Yönünden;

Gelir Vergisi Kanununun “Değer Artışı Kazançları” başlıklı mükerrer 80 inci maddesinde; “Aşağıda yazılı mal ve hakların elden çıkarılmasından doğan kazançlar değer artışı kazançlarıdır.

  1. İvazsız olarak iktisap edilenler ile tam mükellef kurumlara ait olan ve iki yıldan fazla süreyle elde tutulan hisse senetleri hariç, menkul kıymetlerin veya diğer sermaye piyasası araçlarının elden çıkarılmasından sağlanan kazançlar.

            …

            Bu maddede geçen “elden çıkarma” deyimi, yukarıda yazılı mal ve hakların satılması, bir ivaz karşılığında devir ve temliki, trampa edilmesi, takası, kamulaştırılması, devletleştirilmesi, ticaret şirketlerine sermaye olarak konulmasını ifade eder.” hükmü yer almaktadır.

Ayrıca, 232 Seri No.lu Gelir Vergisi Genel Tebliğinin “5. Geçici İlmühaberler” başlıklı bölümünde; “Bilindiği üzere geçici ilmühaberler anonim şirketler tarafından hisse senetlerinin yerini tutmak amacıyla çıkartılan menkul kıymetlerdir. Sahiplerine genel kurul toplantılarına katılmak, oy kullanmak, kar payı almak gibi pay sahipliği haklarını kazandıran ilmühaberler, ilgili anonim şirketçe hisse senetleri düzenlenip ortaklara teslim edildiği anda geçerliliğini kaybetmektedir. Dolayısıyla ilmühaberlerin elden çıkarılmasından doğan kazançların vergilendirilmesinde, Gelir Vergisi Kanununun hisse senetlerinin elden çıkarılmasından doğan kazançların vergilendirilmesine ilişkin hükümlerinin uygulanması gerekmektedir.

            Ayrıca, ilmühaberlerin hisse senetleri ile değiştirilmesi dolayısıyla alınan hisse senetlerinin iktisap tarihi olarak İlmühaberlerin elde edildiği tarih dikkate alınacaktır.” açıklamalarına yer verilmiştir.

Değerlendirme

İşte bu kapsamda zaman zaman hisse senedine bağlanmayan anonim şirket hisselerinin satışından dolayı elde edilen kazancın vergiye tabi tutulması gerektiği eleştirisi yapılmaktadır.

14.07.2014 tarih 96620903-120[mük.80-14/2]-74 numaralı muktezada da belirtildiği gibi “……..hisse senedi yerine geçen nama yazılı geçici ilmuhaberlerinin iktisap tarihinden itibaren iki yıldan fazla süreyle elde tutulduktan sonra satılması durumunda elde edeceğiniz kazancın değer artışı kazancı olarak değerlendirilmesi ve vergiye tabi tutulması mümkün bulunmamaktadır.

SMMM – Denetçi

Menderes Çetin

 

Bağlılık Raporu ve Bağladıkları

Bağlılık raporu nedir?

Şirketler topluluğuna dahil şirketlerden, bağlı şirketin yönetim kurulunun -yıllık faaliyet raporu dışında- düzenlemekle yükümlü olduğu, 6102 sayılı yeni Türk Ticaret Kanunu’nun 199’uncu maddesinin ilk üç fıkrasında düzenlenmiş olan rapora, “bağlılık raporu” denilmektedir.
Bilindiği üzere, iş hayatımızda çok uzun zamandır var olan fakat mevzuatımıza 6102 Sayılı TTK’ nu ile giren Holdingler (Şirketler Topluluğu), beraberinde birçok yükümlülüğü de beraberinde getirdi. TTK’nın 195 inci maddesinde Şirketler Topluluğu ile ilgili terimler; 
“(1) Bir ticaret şirketi, diğer bir ticaret şirketinin, doğrudan veya dolaylı olarak; oy haklarının çoğunluğuna sahipse veya şirket sözleşmesi uyarınca, yönetim organında karar alabilecek çoğunluğu oluşturan sayıda üyenin seçimini sağlayabilmek hakkını haizse veya kendi oy hakları yanında, bir sözleşmeye dayanarak, tek başına veya diğer pay sahipleri ya da ortaklarla birlikte, oy haklarının çoğunluğunu oluşturuyorsa, bir ticaret şirketi, diğer bir ticaret şirketini, bir sözleşme gereğince veya başka bir yolla hakimiyeti altında tutabiliyorsa, birinci şirket hakim, diğeri bağlı şirkettir. Bu şirketlerden en az birinin merkezi Türkiye’de ise, bu Kanundaki şirketler topluluğuna ilişkin hükümler uygulanır.
(4) Hakim şirkete doğrudan veya dolaylı olarak bağlı bulunan şirketler, onunla birlikte şirketler topluluğunu oluşturur. Hakim şirketler ana, bağlı şirketler yavru şirket konumundadır.
(6) Şirketler topluluğuna ilişkin hükümlerin uygulanmasında “yönetim kurulu” terimi limited şirketlerde müdürleri, sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketler ile şahıs şirketlerinde yöneticileri, diğer tüzel kişilerde yönetim organını ve gerçek kişilerde gerçek kişinin kendisini ifade eder.”
 
şeklinde tanımlanıp ve kapsamı çizildikten sonra, 199 uncu maddesinde de bağlı şirketin yönetim kurulunun faaliyet yılını izleyen ilk üç ayın sonuna kadar, hakim ve bağlı şirketin ilişkileri hakkında rapor düzenleyeceği hüküm altına alınmıştır. Rapor kısaca;
 
a) Geçmiş faaliyet yılında Hakim şirketle yaptığı hukuki işlemlerini,
b) Hakim şirkete doğrudan veya dolaylı bağlı bir şirketle yaptığı hukuki işlemleri,
c) Hakim şirketin yönlendirmesiyle Hakim Şirket yararına veya Hakim Şirkete bağlı bir şirketin yararına yaptığı tüm hukuki işlemleri,
d) Bu hukuki işlemlerde öngörülen veya edinilen edimleri ve karşı edimleri ile,
e) Hakim şirketin ya da ona bağlı bir şirketin yararına aldığı veya alınmasından kaçındığı tüm diğer önlemleri
f) Söz konusu önlemin sebebi ve şirket yönünden yarar ve zararları,
g) Zarar denkleştirilmişse, bunun faaliyet yılı içinde fiilen nasıl gerçekleştiği veya şirketin sağladığı hangi menfaatlere ilişkin olarak bir istem hakkı tanındığı, hususlarını içermelidir.
Rapor, doğruluk, şeffaflık ve hesap verme ilkelerine uygun şekilde hazırlanmalı ve gerçek durumu aynen yansıtmalıdır. Bağlı şirket ile hâkim şirket arasındaki ilişkiler raporda aydınlığa kavuşturulmalıdır. Rapor kapsamındaki şirketlerin aralarındaki hukuki işlemler ve önlemler hakkında gerekli açıklamalar anlaşılır ve doğru bir şekilde raporda yer almalıdır. Denetlemeye ve fayda/zarar analizi yapmaya olanak sağlayacak rakamlar, olgular ve sonuçlar bağlılık raporunda açıklanmalıdır. 

Raporun hazırlanma süresi ve zamanında hazırlanmamasının yaptırımı

Bağlılık raporunun 31.03.2015 (2014 yılı için) tarihine kadar hazırlanması gerekmektedir.
Bu rapora karşı açılabilecek  sorumluluk davalarına kaynaklık edebilmesi için, bağlılık raporunun sonuç kısmı faaliyet raporuna da konulur. Bu rapor sayesinde şirket ortakları da topluluk ilişkileri hakkında bilgi sahibi olmuş olurlar. Öte yandan yıllık faaliyet raporunun hazırlanmasına ilişkin ikincil mevzuatta, faaliyet raporu hazırlanma süresi iki aya indirilmiştir. Bu yüzden faaliyet raporu ile bağlılık raporu arasında sıkı bağ kurulması gereği nedeniyle, bağlılık raporunun -en azından- şubat ayı sonuna kadar hazır edilmesi gerekmektedir. 
Bağlılık raporunu süresi içinde hazırlamayanlar, 200 günden az olmamak üzere adli para cezasıyla cezalandırılacaktır.
Mevcut geçerli hadlere göre, yıllık bağlı şirket raporunu hazırlamak yükümlülüğünü yerine getirmeyen sorumlu Yönetim Kurulu üyesi en az 4.000 TL, en çok 73.000 TL adli para cezasına maruz kalabilecektir.
Bununla birlikte raporun gereği gibi hazırlanmaması zarara uğrayanlara karşı hukuki sorumluluk doğmasına sebebiyet verebilecektir.
Gümrük ve Ticaret Bakanlığı müfettişlerince gerçekleştirilebilecek denetimlerde raporun sunulamaması durumunda idari para cezası düzenlenmesi söz konusu olabilecektir.
Bu bakımdan, şubat ayı sonuna kadar faaliyet raporu ile birlikte hazırlanmamış olan bağlılık raporlarının mart ayı sonuna kadar hazırlanması önem arzetmektedir.
 
Olcay KIRAN
SMMM – Bağımsız Denetçi

Bağımsız Denetime Ne Gerek Var?

Olcay KIRAN

Türkiye’de uzun yıllardır konuşulan ve en sonunda 2012’de yürürlüğe giren Yeni Türk Ticaret Kanunu ile bağımsız denetim mesleği, sadece Sermaye Piyasası Kanununa tabi şirketler için değil tüm sermaye şirketlerini bağımsız denetim ve Uluslar arası Muhasebe ve Finansal Raporlama Standartları (UFRS) ile tanıştırdı. Şirketlerin topyekün bağımsız denetime hazır olmayışı nedeniyle de uygulamaya etap etap geçilmesi yönünde tercih kullanan siyasi irade, en son 1 Şubat 2015 tarihinde Resmi Gazete’de yayınlanan Bakanlar Kurulu Kararıyla bağımsız denetime tabi olmaya ilişkin kıstasları yeniden belirlemiş ve 2015 yılı için bağımsız denetime tabi şirket kapsamı bir miktar daha genişletmiştir. 

Buna göre tek başına veya bağlı ortaklıkları ve iştirakleriyle birlikte;

  • 50 Milyon TL ve üstü aktif toplamı,
  • 100 Milyon TL ve üstü yıllık net satış hasılatı,
  • 200 ve üstü çalışan sayısı,

ölçütlerinden 2013 ve 2014 yıllarında herhangi ikisini sağlayan şirketler Bağımsız Denetim kapsamına alınmışlardır.

Böylece daha fazla şirket bağımsız denetime tabi hale getirilmektedir. Hatta ilerleyen süreçte bu kıstaslar daha da indirilecek, zamanla tüm şirketlerin bağımsız denetime tabi olması sağlanacak.

İyi de, özellikle kendi yağında kavrulan KOBİ düzeyindeki şirketler ile aile şirketleri neden bağımsız denetime tabi olup, bir maliyete katlansınlar şeklinde sorular sorulmaktadır. Buna cevap vermek için maalesef bazen kolay bazen zor. Ülkemizde muhasebe mesleği henüz hak ettiği saygınlığı ve önemi elde edememişken ve özellikle kafa yapısı rekabet ve kurumsallaşmaya yatmayan patronlar tarafından muhasebe gereksiz bir birim gibi görülüyorken elbette denetimi gereksiz görenlerde çıkacaktır. Aslında ülkemizde genel olarak bugüne kadar yapılan muhasebe sadece devletin vergi alacağının doğru hesaplanması mantığı üzerine kurulduğu için (ki buna biz kısaca vergi muhasebesi diyoruz) patronlar istediği veriler maalesef elde edilemiyordu. Çünkü muhasebe patron için değil devlet için tutuluyordu. Peki patron ne istiyor muhasebeden? Patron, kısaca bugün işletmeyi satsam ne kadara satabilirim? sorusunun cevabını istiyor muhasebeden. Yani daha da kısası, işletmenin piyasa değeri nedir? Sorusunun cevabını…

Muhasebe, işletme yönetimi tarafından yürütülen planlama ve kontrol faaliyetleri için çok büyük öneme sahip bilgi kaynağıdır. Bu bakımdan işletme hiyerarşisi içinde merkezde yer alıp, işletme yönetimince çok büyük öneme sahiptir. Çünkü muhasebeden elde edilen bilgi sayesinde yatırımlar ve faaliyetler planlanır, bütçeler oluşturulur, faaliyetler gerçekleşir. Gerçekleşen faaliyet sonuçları da daha önce planlanan rakamlar karşılaştırılır, sapmalar tespit edilerek işletme yönetimince daha önce alınan kararlar revize edilir. İşletmeye giren her türlü finansal bilgi, derlenir, toparlanır, finansal raporlar sayesinde özet haline getirilerek ilgililere sunulur. Bu finansal bilgilerle ilgilenen tek taraf işletme yönetimi değildir. İşletme yönetiminin yanı sıra ortaklar, işçiler, kredi kuruluşları, müşteriler, satıcılar, yatırımcılar ve devlet işletme verileriyle ilgilenir.

İşletme finansal verileri ile ilgilenen bu kadar çok çıkar grubu varken, finansal verilerin doğruluğu ve gerçeği yansıtıp yansıtmadığı önem kazanmaktadır. Bunun için önceden belirlenmiş standartlara göre hazırlanan mali tabloların, yine önceden belirlenmiş standartlara göre mesleki bilgi, tecrübe ve yeterlilikte olan kişilerce denetlenmesi ihtiyacı doğmaktadır.

İşletme yönetimi, şirkete daha fazla yatırımcının ilgisini çekmek ve daha düşük maliyetli borçlanmak istiyorsa mali tablolarını şeffaf ve uluslararası kabul görmüş Finansal Raporlama Standartlarını uygulayarak sağlayabilir. Mali tabloların bağımsız denetimden geçmiş ve doğruluğunun denetlenmiş olması, şirket sahiplerinin veya yöneticilerin hem gelecek projeksiyonlarını doğru yapabilmelerini hem de önlerindeki gerçek resmi  görebilmelerini sağlayacaktır. Ayrıca bağımsız denetim şirketleri kurumsallaşma süreçlerinde kolaylık, şeffaflık, hesap verilebilirlik, geleceğe yönelik sağlıklı kararların alınmasında etkinlik ve piyasa güvenilirliği sağlamaktadır. Bağımsız denetçinin görevi, sizin mali tablolarınızı alıp gerçek ve uygun şeffaf görünümü sağlayıp sağlamadığı konusunda görüş vermektir.

Bu yüzden şirket sahipleri ve şirket yöneticileri bağımsız denetimi Türk Ticaret Kanunu’nun getirdiği bir zorunluluk olarak değil de, şirketlerinin kurumsallaşması ve şirket ortaklarının kazancını uzun vadede ençoklaması için bir araç olarak görmelidirler. Diğer yandan, finansal tabloların güvenilir, şeffaf ve güçlü olması durumunda sağlanacak finansal getiri, uzun vadede götürüsünden kat kat daha fazla olacaktır.

 

E-Defter Uygulamasında Yevmiye Kayıtları Nasıl Yapılmalı

Vesilkalık-2

E-Defter Uygulamasında Yevmiye Kayıtları Nasıl Yapılmalı

Bilindiği üzere 6215 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 14 üncü maddesi ile değiştirilen, 6762 sayılı Türk Ticaret Kanununun“ Defter Tutma Mükellefiyeti” başlıklı 66 ncı maddesinin ikinci fıkrasında, söz konusu maddede geçen defterlerin (yevmiye defteri, defteri kebir, envanter defteri, karar ve işletme defteri) elektronik ortamda veya dosyalama suretiyle tutulabileceği ve bu defterlerin açılış ve kapanış onaylarının sekli ve esasları ile bu defterlerin nasıl tutulacağının Sanayi ve Ticaret Bakanlığı (640 sayılı Kanun Hükmünde Kararname hükümleri icabı Gümrük ve Ticaret Bakanlığı) ile Maliye Bakanlığınca çıkarılacak müşterek bir tebliğle belirleneceği hükme bağlanmıştır.

Gümrük ve Ticaret Bakanlığı ile Maliye Bakanlığı tarafından müştereken hazırlanan “Ticari Defterlere İlişkin Tebliğ” 19 Aralık 2012 tarih ve 28502 Sayılı Resmi gazetede yayımlanmıştır. Tebliğ’in 23. Maddesin de “Elektronik ortamda tutulacak defterler ile ilgili 13.12.2011 tarih ve 28141 sayılı Resmî Gazetede yayımlanan 1 Sıra Numaralı Elektronik Defter Genel Tebliği hükümleri uygulanır.” hükmü bulunmaktadır.

13.12.2011 tarih 28141 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 1 Sıra Numaralı Elektronik Defter Genel Tebliğ ile standartları yayımlanan yevmiye defteri ve defteri kebirin elektronik ortamda oluşturulması imkanı getirilmiştir.

(E-defter uygulamasına tabi olmanın şartları ve başvurunun yapılması gereken süre vb. mevzulara değinmeden direkt olarak bu uygulamayı yapacaklara yönelik olarak bazı açıklamalar yapılmaya çalışılmıştır.)

2015 yılı Ocak ayından itibaren birçok mükellef tarafından uygulanacak olan e-defter uygulaması beraberinde (uygulayıcılar açısından) birçok belirsizlik getirmiştir.

Bunlardan en çok merak edilenlerinden biri; her bir belge için ayrı bir yevmiye kaydı yapılıp yapılmasının zorunlu olup olmadığı hususuydu.

Hatta http://forum.efatura.gov.tr internet adresinde de bu soru çokça sorulmuş ve alınan cevap hep aynı olmuştur.

E-Defter uygulama Kılavuzunda konuya ilişkin yapılan açıklamalara göre;

19 Aralık 2012 tarih ve 28502 Sayılı Resmi gazetede yayımlanan ‘Ticari Defterlere İlişkin Tebliğ’de Yevmiye maddelerinin en az aşağıdaki bilgileri içermesi şarttır:

a) Madde sıra numarası,

b) Tarih,

c) Borçlu hesap,

ç) Alacaklı hesap,

d) Tutar,

e) Her kaydın dayandığı belgelerin türü ile varsa tarihleri ve sayıları.” hükmü bulunmaktadır.

Dolayısıyla elektronik defter uygulamasında her bir belgeye ait bilgilerin, tek bir yevmiye kaydında gösterilmesi esastır.

Ayrıca uygulamada bazı işlemlerin/belgelerin muhasebe kayıt şekilleri göz önünde bulundurularak, söz konusu işlem ya da belgelerin e-Deftere aktarılmasında ki kolaylıklarla ilgili açıklamalarda yapılmıştır. Ancak bu kolaylıkların, e-Defter uygulamasına geçiş aşamasında sağlanan hususlar olduğu, açıklanan belge/işlemlerin dışındaki diğer tüm belgelerin, elektronik defter uygulamasında esas olan, her bir belgeye ait bilgilerin, tek bir yevmiye kaydında gösterilmesine dikkat edilmesi gerektiği vurgulanmıştır.

E-Defter Uygulamasında sadece aşağıdaki kavramlar/belge türleri kullanılabilecektir.

  1. check: Çek
  2. invoice: Fatura
  3. order-customer: Müşteri Sipariş Belgesi
  4. order-vendor: Satıcı Sipariş Belgesi
  5. voucher: Senet
  6. shipment: Navlun
  7. receipt: Makbuz
  8. other: Diğer

Muhasebe kaydına esas teşkil eden işlem bir belgeye dayanıyorsa, mutlaka belge tipi alanının kullanılması gerekmektedir. Ancak muhasebe kaydına esas teşkil eden işlem bir belgeye dayanmıyorsa belge tipi alanı elektronik defterlerde kullanılmamalıdır. Dolayısıyla muhasebe kaydına esas teşkil eden işlem bir belgeye dayanmıyorsa, belge türü, tarihi veya numarası gibi bilgiler verilemez. Örneğin, açılış-kapanış işlemleri belgeye dayalı olmayabilir.

Muhasebe kaydına esas teşkil eden işlem yukarıda sayılan belge tiplerinden birine dayanıyorsa, bu durumda belge tipi tanımlaması yukarıda belirtildiği şekilde yapılmalıdır.

Örneğin fatura girişlerinde kullanılması gereken belge tipi “invoice” olacaktır. Ancak Fatura yerine geçen belgeler için “invoice” belge tipi kullanılamaz. Örneğin Serbest meslek makbuzu, fatura yerine geçen bir belge olmasına rağmen, elektronik defterde “invoice” olarak değil; “other” belge tipinde gösterilmelidir. Açıklama kısmında ise “serbest meslek makbuzu” olarak tanımlanmalıdır.

Yukarıda sayılan ilk yedi belge tipinin dışında muhasebe kaydına esas teşkil eden belgeler için “other” belge tipi kullanılır ve bu belgenin ne olduğuna dair açıklaması yapılmalıdır.

Belgelere Göre İşlemlerin Yapılması Sırasında Uyulması Gereken Kurallar

  • Banka İşlemlerine İstinaden Açıklama

Bilindiği üzere bankaya ait işlemlerde muhasebe kaydına esas belge dekont olmaktadır. Dekontların e-Defter uygulamasında belge tipi “other” ve belge açıklaması “dekont” olarak kaydı yapılır ve dekontun numara ve tarihinin de girilmesi zorunludur. Ancak dekont üzerinde belge numarası-tarihi yok ise, kullanılan muhasebe programının söz konusu işleme vermiş olduğu tarih ve numara, belge numarası ve tarihi olarak yazılabilir.

Eğer bankaya ait işlemler dekont bazında tek tek muhasebeleştirilemiyorsa, bu banka işlemleri günlük olarak, banka banka ayrıştırmak koşuluyla, her bir bankadan yapılan işlemler birer muhasebe fişinde işlenebilir. e-Defterde bu kayda esas belge olarak muhasebe fişi gösterilebilir. Bu muhasebe fişi e-defter uygulamasında belge tipi “other” ve belge açıklaması “Muhasebe Fişi” olarak kaydı yapılır ve fişin numarası ve tarihi girilir.

  • Masraf Listesine İstinaden Açıklama

Gün içinde işletmenin ya da personelin yapmış olduğu giderlere ilişkin alınmış belgeler teknik kılavuzlarda sayılan belgelerden biriyse mutlaka belge tipi kılavuzda belirtildiği gibi olmalıdır. Örneğin, personelin yapmış olduğu giderler arasında belge olarak fatura varsa, bu fatura ayrı bir yevmiye kaydında belge türü “invoice” yani fatura olarak fatura belge tarih-numarası da yazılmak şartıyla kaydedilmelidir.

Eğer yapılan giderle ilgili belge tipi, yukarıda sayılan ilk yedi belge tipinden biri değil ise bir masraf formu oluşturulup e-Defter uygulamasında belge tipi “other” ve belge açıklaması “masraf formu” olarak kaydı yapılır. Ayrıca bu masraf formunun numarası ve tarihinin de girilmesi zorunludur. Bu masraf formlarında matbu bir numara ve tarih olmadığı için, oluşturulacak her bir form için müteselsil bir numara ve formun oluşturulduğu günün tarihi üzerine yazılmalıdır. Bu masraf formunda yapılan giderlere ait belgelerin detayları yer almak zorundadır. Ayrıca bu masraf formu firma kaşesi ve imzasıyla matbu olarak ya da elektronik imza/mali mühür ile elektronik ortamda muhafaza edilmek zorundadır. Elektronik ortamda tutulacak belgelerin görüntülenebilir ve doğrulanabilir şekilde muhafaza ve ibraz edilmesinden, diğer matbu belgeler de olduğu gibi, mükellef sorumludur.

  • Z Raporuna İstinaden Açıklama

Gün sonunda her bir yazar kasadan alınan Z raporu, muhasebe kaydında belge tipi “other” ve belge açıklaması “Z Raporu” olarak kaydı yapılır. Ayrıca bu Z Raporu’nun numarası ve tarihinin de girilmesi zorunludur. Ancak gün içinde yapılan satışlarda Z Raporunun üzerinde yer alan ödeme yöntemlerine (nakit, kredi kartı, vb.) göre ayrıştırılmalıdır. Ödeme yöntemine isabet edecek KDV tutarlarının da ayrıştırılması ve her bir ödeme yönteminin farklı yevmiye maddelerinde gösterilmesi gerekmektedir.

  • Çek Bordrosuna İstinaden Açıklama

e-Defter uygulamasında kılavuzda sayılan tüm belge tiplerinde olduğu gibi, her bir çek belgesinin de ayrı yevmiye maddelerine kaydedilmesi esastır. Ancak çek bordrosuyla da kaydı mümkün olduğundan e-Defter uygulamasında da bu bordolar üzerinden, aynı alıcı veya satıcıya ait olmak şartıyla, birden fazla çek aynı yevmiye maddesinde kaydedilebilir. Ayrıca muhasebe kaydında belge tipi “other” ve belge açıklaması “Çek bordrosu” olarak kaydı yapılır ve bu çek bordrosunun numarası ve tarihinin girilmesi zorunludur. Bu çek bordrosunda matbu bir numara ve tarih olmadığı için, oluşturulacak her bir bordro için müteselsil bir numara verilmeli ve bordronun oluşturulduğu günün tarihi üzerine yazılmalıdır. Her bir çek bordrosunda, çeklerin detayları yer almak zorundadır. Bu çek bordrosu firma kaşesi ve imzasıyla matbu olarak ya da elektronik imza/mali mühür ile elektronik ortamda muhafaza edilmek zorundadır. Elektronik ortamda tutulacak belgelerin görüntülenebilir ve doğrulanabilir şekilde muhafaza ve ibraz edilmesinden, diğer matbu belgeler de olduğu gibi, mükellef sorumludur.

  • Senet Bordrosuna İstinaden Açıklama

e-Defter uygulamasında kılavuzda sayılan tüm belge türlerinde olduğu gibi, her bir senet belgesinin de ayrı yevmiye maddelerine kaydedilmesi esastır. Ancak senet bordrosuyla da kaydı mümkün olduğundan e-Defter uygulamasında da bu bordolar üzerinden, aynı alıcı veya satıcıya ait olmak şartıyla, birden fazla senet aynı yevmiye maddesinde kaydedilebilir. Ayrıca muhasebe kaydında belge tipi “other” ve belge açıklaması “Senet bordrosu” olarak kaydı yapılır ve bu senet bordrosunun numarası ve tarihinin girilmesi zorunludur. Bu senet bordrosunda matbu bir numara ve tarih olmadığı için, oluşturulacak her bir bordro için müteselsil bir numara verilmeli ve bordronun oluşturulduğu günün tarihi üzerine yazılmalıdır. Senet bordrolarında, senetlerin detayları yer almak zorundadır. Bu senet bordrosu firma kaşesi ve imzasıyla matbu olarak ya da elektronik imza/mali mühür ile elektronik ortamda muhafaza edilmek zorundadır. Elektronik ortamda tutulacak belgelerin görüntülenebilir ve doğrulanabilir şekilde muhafaza ve ibraz edilmesinden, diğer matbu belgeler de olduğu gibi, mükellef sorumludur.

  • Ücret Bordrosuna İstinaden Açıklama

Firmalar çalışanları için aylık olarak oluşturacakları ücret bordrolarını, e-Defter uygulamasına aktarırken, tüm personel için oluşan bordroları bir listeye bağlayıp, belge tipi “other” ve belge açıklaması “Ücret Bordrosu İcmali” olarak kaydedebilir. Ücret bordrosu icmalinin numara ve tarihinin girilmesi zorunludur. Ancak Ücret bordrosu icmalinde matbu bir numara ve tarih olmadığı için, oluşturulacak her bir icmal listesi için müteselsil bir numara verilmeli ve icmalin oluşturulduğu günün tarihi üzerine yazılmalıdır. Bu ücret bordrosu icmalinde her bir ücret bordrosunun detayları yer almalıdır. Ayrıca bu icmaller firma kaşesi ve imzasıyla matbu olarak ya da elektronik imza/mali mühür ile elektronik ortamda muhafaza edilmek zorundadır. Elektronik ortamda tutulacak belgelerin görüntülenebilir ve doğrulanabilir şekilde muhafaza ve ibraz edilmesinden, diğer matbu belgeler de olduğu gibi, mükellef sorumludur.

  • Serbest Meslek Makbuzuna İstinaden Açıklama

Serbest meslek erbabının, mesleki faaliyetlerine ilişkin her türlü tahsilatı için düzenlediği belge serbest meslek makbuzudur. Bu makbuz e-Defter kılavuzunda sayılan belgeler arasında yer alan makbuz (receipt) ile karıştırılmamalıdır. Serbest meslek makbuzu sayılan belgeler arasında yer almadığı için belge tipi “other” ve belge açıklaması “serbest meslek makbuzu” olarak kaydı yapılır. Ayrıca belgenin numarası ve tarihinin de girilmesi zorunludur.